"Milliyet" ile yarım yüzyıl...

"Milliyet" ile yarım yüzyıl...


       "Milliyet" gazetesinin kuruluşunun 50. yıldönümü kutlama etkinliklerinin en önemlisi, dün gece Dolmabahçe Sarayı'nda verilen görkemli resepsiyon ile gerçekleşti.
       Ülkemizin çeşitli alanlarda önde gelen şahsiyetlerinin katıldığı bu kutlama töreni, bir kez daha "Milliyet"in Türk medyasındaki ve genelde Türkiye'deki seçkin ve etkin yerini ortaya koydu.
       Bu tür yıldönümleri, geçmişe ilişkin birtakım anıların canlanmasına yol açar.
       Bugün bu olayın heyecanı ile, bu köşede "Milliyet"in tarihçesi çerçevesinde duygularımı sizlerle paylaşmak istiyorum.
       Bunu da "Milliyet'in en eskisi" veya "duayeni" olmanın verdiği cesaretle yaptığımı söylemeliyim.
       Evet, "Milliyet"te - yeni şekli ile yayına başladığı 1954'ten bu yana - yani 46 yıldan beri "kesintisiz olarak" çalışmanın bana kazandırdığı onurlu bir sıfat bu...
       * * *
       MESLEĞİMİZİN eski ustalarından Yılmaz Çetiner'in de dün belirttiği gibi, rahmetli Ali Naci Karacan tarafından 1950'de kurulan "Milliyet", 1954'e kadar "küçük bir tirajla inişli çıkışlı yaşamını güçlükle sürdürdükten sonra" bir hamle yaptı. Karacan o zamanki ölçülere göre kurduğu modern tesislerle, Türk basınının ön saflarında yer alacak yeni "Milliyet"in temelini attı. 1956 yazında, o sırada "İstanbul Ekspres" gazetesindeki parlak performansı ile kendisini kanıtlayan Abdi İpekçi'ye "Milliyet"in başına geçmesini ve yazı işleri kadrosunu bizzat kurmasını önerdi.
       Abdi İpekçi bu öneriyi ilk bana açıkladı. Sevdiğimiz "İstanbul Ekspres"ten ayrılmak bize zor geliyordu. Ama önerinin her bakımdan geleceğimiz açısından yarattığı büyük fırsatı da kaçırmak istemiyorduk. Sonunda İpekçi, Karacan'a olumlu yanıtını verdi ve benim de içinde bulunduğum birkaç kişilik yeni kadroyu oluşturdu. Yeni tesislerde yaptığımız üç aylık hazırlık çalışmalarından sonra "Milliyet" yeni kadrosu ve yeni şekli ile yayına geçti...
       * * *
       ALİ Naci Karacan'ın 1955'te vefatından sonra oğlu Ercüment Karacan'ın devraldığı "Milliyet", Abdi İpekçi'nin yönetimindeki yeni kadrosunun çabası ile, kısa zamanda geniş bir okuyucu kütlesinin tuttuğu ve sevdiği ciddi, saygın ve etkin bir gazete oldu.
     "Milliyet", uygar ve demokratik ülkelerdeki gazetelerin kıstas ve standartlarını benimsedi. Haberlerinde objektif, yorumlarında dürüst davrandı. Sansasyondan kaçındı. Yaratıcı oldu; basına ve ülkeye getirdiği yeniliklerle önemli katkılarda bulundu. "Milliyet"in haberleri ve yorumları, sadece Türkiye'de değil, yurtdışında da itibar ve rağbet gördü ve yabancı basın için de güvenilir bir referans oldu.
       Abdi İpekçi'nin yaşamına son veren menfur saldırıdan ve Ercüment Karacan'ın gazeteyi satmaya karar vermesinden sonra, gene Yılmaz Çetiner'in deyişi ile, "Milliyet" "üçüncü doğuş" dönemine girdi. Gazetenin yeni sahibi Aydın Doğan'ın, benim de içinde bulunduğum yönetim kadrosuna ilk mesajı, tek kelime ile, "devamlılık" oldu. Gazete aynı ilkeleri ve standartları - ve de güvenirliğini - koruyarak yayın hayatına devam edecekti...
       * * *
       ARADAN bunca yıl geçti.
     "Milliyet"te değişiklik olmadı mı? Elbette oldu. Yeni genç kadrolar görevi devraldı. Bu arada teknolojide büyük yenilikler gerçekleşti. "Milliyet" buna ilk ayak uyduran gazetelerin arasında yer aldı... Toplumda köklü değişiklikler oldu. İlgi alanları, zevkler, beklentiler değişti. Bu arada medyada rekabet kızıştı. "Milliyet" bunları dikkate alan düzenlemeler yaptı...
       Bizim kuşak mensupları "nerede o eski günler" dese de, değişim var olmanın koşulu ve çağın zorunluğu... Ancak, "Milliyet"te değişmeyecek tek şey, bağlı olduğu ilkeler ve standartlardır. Çünkü bunlar dün olduğu gibi bugün de geçerlidir; yarın da öyle olacaktır...



Yazara E-Posta: skohen@milliyet.com.tr