Moskova’nın yeni doktrini

AVRUPA Birliği’nin Kafkasya kriziyle ilgili dünkü olağanüstü zirve toplantısı öncesinde Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in yaptığı konuşma, Moskova’nın yeni dış politikasının ana hatlarını ortaya koydu.
Medvedev bu politikanın ana prensiplerini beş maddede topladı: 1) Uluslararası hukuka saygı. 2) ABD’nin tek kutuplu dünyadaki hâkimiyetine karşı çıkma. 3) Diğer ülkelerle dostluk ilişkilerini geliştirme. 4) Dışarıdaki Rus vatandaşlarını ve Rusya’nın ekonomik çıkarlarını koruma. 5) Dünyanın belirli bölgelerinde kendi ilgi alanlarını oluşturma...
Bu esaslar aslında, SSCB’nin dağılmasından sonra, Rusya Federasyonu’nun -Yeltsin döneminde- benimsediği “yakın coğrafya” (near abroad) doktrininin kapsamını genişletiyor.
Nitekim Medvedev’in söylediklerine bakılırsa, Rusya’nın “sadece kendi etrafındaki bölgelerde değil”, diğer yerlerde de çıkarları vardır ve dolayısıyla oralar da kendi ilgi ve nüfuz alanı içinde sayılır...
Ayrıca Rusya artık ABD “tek kutuplu dünya” düzenini de kabul etmiyor ve ABD’nin dünya politikasına tek başına egemen olmasına karşı çıkmayı amaçlıyor.

Yeni dönem
Kremlin liderlerinin Kafkasya krizi sonrasında bu yeni doktrin çerçevesinde hareket etmeye başlaması, aslında uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin işaretini veriyor.
Gürcistan’daki son olaylar, Rusya’ya, bir süredir hazırladığı yeni stratejilerini dünyaya ilan etmek ve yaşama geçirmek fırsatını verdi.
Siyasi istikrara ve belirli bir “petrodolar zenginliği”ne kavuşan Rusya, artık Batılılar tarafından görmezden gelinmeyecek kadar güçlü bir devlet olduğunu kanıtlama zamanının geldiğine inanıyor.
Rus liderler, ABD’nin ve Avrupa’nın bu gerçeği kabul etmelerini ve bundan böyle Rusya’nın çıkarlarına zarar verecek davranışlardan çekinmelerini istiyorlar.
Bu bağlamda Dışişleri Bakanı Lavrov’un AB’yi, tam zirve toplantısı öncesinde, “kendi çıkarlarına uygun bir seçim yapması” uyarısında bulunması da anlamlıdır.
Belli ki Rus stratejisi, Kafkasya krizinde, askeri müdahale aşamasından siyasi mücadele aşamasına girildiği şu sırada, Batı’nın tek bir cephe olarak ortaya çıkmasını önlemeyi amaçlıyor.

Vitrin ve arkası
Gürcistan’daki olaylar karşısında, Batı ilk tepkilerinde, tam bir birlik gösterdi. Rusya’yı askeri müdahalesi ve Gürcistan’ı bölme çabaları nedeniyle kınamak, çatışmaların durmasını ve anlaşmazlıkların barışçı yoldan çözümlenmesini istemek kolay... Ama esas zorluk şimdi ortaya çıkıyor: Rusya, bölgede bir oldubitti yarattı, iki bölgenin bağımsızlığını tanıdı, askeri varlığını kurdu. Batı eski statüye dönülmesi için ne yapacak? Rusya’nın meydan okumasına nasıl karşı çıkacak?
Bu konuda ABD’den bağımsız olarak bir rol üstlenmek isteyen AB’nin bazı olanakları ve seçenekleri var tabii. Ama dünkü zirvenin de gösterdiği gibi, sert sözler ve diplomatik baskılar dışında, özellikle “yaptırım” kategorisinde etkin hareketlere girişmesi çok zor. Hatta birçok Avrupa ülkesi için bu kesinlikle tercih edilecek bir yol değil.
Açıkçası, AB’nin (Fransa, Almanya gibi) Batı Avrupalı üyeleri ile (Polonya, Baltık ülkeleri) gibi Doğu Avrupalı üyeleri alınması gereken tedbirler konusunda farklı düşünüyorlar.
Moskova bunun farkında. Bazı Avrupalı ülkelerin özellikle enerji alanında kendisine bağımlı olduğunu da hesaba katıyor...
Dünkü AB zirvesi Rusya’nın yaptıklarına karşı bir birlik ve beraberlik vitrini sergiledi. Ancak AB’nin buna karşı fiilen neler yapabileceği konusu henüz belirsiz ve anlaşılan bu, daha uzun süre tartışma konusu olacak...

DİĞER YENİ YAZILAR