NATO’da uzlaşma

Ortak bildiriye ve yetkililerin resmi açıklamalarına göre “tam bir birlik ve dayanışma” sağlandı. Özel demeçlerde ve kulislerdeki konuşmalarda kullanılan ifadeler ise, temel pozisyonların pek değişmediğini, görüş ayrılıklarının devam ettiğini gösteriyor.

NATO’nun 70. kuruluş yıl dönümü vesilesiyle Londra’da düzenlediği zirve, gergin ve sıkıntılı bir havada başladı ancak genel prensipler üzerinde bir mutabakatla sona erdi.

Bu açıdan bakıldığında, zirve bir başarı sayılabilir. İşte, NATO dağılmıyor, çökmüyor: 70 yıl sonra hâlâ yaşıyor ve varlığını sürdürme kararlılığını koruyor.
Londra zirvesinden böyle bir kararlılığın çıkması kuşkusuz çok önemli. Ancak zirvenin gündemine gelen birçok meselede, sonuç bildirgesindeki muğlak ifadelere rağmen, bir görüş birliği sağlanamadığı da açık. Bunu Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Londra’da yaptığı açıklamalardan, Başbakan Trump’ın demeçlerinden ve uluslararası medyanın sızdırdığı haberlerden anlamak mümkün.

Bu bakımdan, NATO zirvesinde sağlandığı bildirilen birlik ve dayanışmanın fiilen kanıtlanması için önümüzdeki süreçte mevcut uyuşmazlıkların giderilmesine yönelik daha çok gayret sarf etmek gerekecektir.

Türkiye açısından, NATO zirvesinin birçok bakımdan başarılı geçtiğini söyleyebiliriz.

Türkiye zirvede görüşmelerin ve demeçlerin odak noktası oldu. Bunun önemli bir nedeni konferans öncesi, Türkiye’nin Polonya ve Baltık ülkelerine ilişkin NATO savunma planını “bloke etme” kararı ve bunun ittifak içinde yarattığı telaştır. Aslında Türk diplomasisi bu konuda kontrollü bir taktik uyguladı: PYD/YPG terörüne karşı NATO desteğini sağlamak için böyle bir çıkış yaptı. Sonuçta NATO bildirisinde bu konuya dolaylı bir atıfta bulunulması karşılığında “blokajı” kaldırma “jesti”ni yaptı.

Bildiride bu paragrafta yapılan atıf, 2015-16 yıllarında NATO’nun PYD/YGG terörüne dair Türk görüşünü destekleyen ifadeleriyle ilgili. Diplomatik dille, bu NATO’nun bu görüşünü koruduğu şeklinde yorumlanıyor. Aynı sonuç bildirgesinde, NATO’nun her türlü terörizme karşı olduğu da belirtiliyor ki bu da Türk tezinin lehinde bir nokta.

Ancak, başta da belirttiğimiz gibi, uzlaşmayla bazı meselelerde bir ortak yol bulunması, herkesin eski pozisyonundan vazgeçmesi anlamına gelmiyor. Bu, Türkiye’nin çok önemsediği YPG terörü için de söz konusudur. Nitekim bildirinin daha mürekkebi kurumadan, Macron bu konuda anlaşma olmadığını söyledi ve eski pozisyonunu da tekrarladı.

Açıkçası, PYD/YPG konusunda ABD’nin eski pozisyonunu değiştirdiğine dair en ufak bir işaret yok. Gerçi Trump zirve boyunca Türkiye’nin lehinde pek çok söz sarf etti, ancak Ankara’nın beklediği gibi, ABD’nin PYD/YPG’ye aktif desteğine son verme olasılığından hiç bahsetmedi.

Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren diğer bir konuda, Rusya’dan satın alınan S-400 savunma sistemi meselesinde de, zirvedeki görüşmeden herhangi bir karar çıkmadı. Ancak Macron demeçlerinde bu konudaki sert eleştirilerini tekrarladı. NATO Genel Sekreteri de bu Rus silah sisteminin NATO ile entegre edilemeyeceğini belirtmekten geri kalmadı.

Bu konuda Washington’da hakim olan olumsuz hava da malum.

Kısacası, Türkiye’yi ilgilendiren meselelerde, NATO zirvesinde fiilen sağlanan uzlaşmanın, pratikte nasıl ve ne kadar uygulanacağını zamanla göreceğiz...