Paris'in öbür yüzü...

Son günlerde TV ekranlarında gördüğümüz Paris, çok farklı bir imaj sergiliyor. Paris'in "öbür yüzü"nde "alevler" yükseliyor, varoşların yoksulluğu, kaderi ve öfkesi yansıyor...Paris'in görmeye pek alışık olmadığımız bu yüzü, kentin ve Fransa'nın önemli bir zaafını ve rahatsızlığını dışa vuruyor.Gerçekten Paris'in kuzeybatısındaki göçmen mahallelerinde bir haftadır süregelen şiddet eylemleri (çoğu Kuzey Afrika kökenli ve Müslüman gençlerin polisle çatışması, arabaları ateşe vermesi, dükkânlara, kamu binalarına saldırması) Fransa'nın giderek bir toplumsal gerilime sürüklenmekte olduğunun yeni bir işareti. Daha geçenlerde gene Paris'in yoksul mahallelerinde göçmen ailelerin oturduğu evlerde üst üste çıkan yangınlar, gözleri Fransa'nın bu ciddi toplumsal problemine çevirmişti...* * *PARİS'in varoşlarındaki son "patlama", ilk bakışta basit sayılabilecek bir "polisiye olay" sonunda meydana geldi. Polisin bir şüphe üzerine kovaladığı iki gencin elektriğe kapılıp hayatlarını kaybetmesi, mahalle sakinlerinin sokaklara dökülüp sağa sola saldırmalarına ve zabıta güçleri ile adeta bir meydan muharebesine girişmelerine yol açtı.Olayın bu kadar geniş boyutlar almasının nedeni, İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy'nin öfkeyi daha da alevlendiren demeçler vermesi, örneğin göstericileri "pislik" ve "haydut" diye nitelendirmesidir.Bu tür olayların böyle bir dil kullanılarak ve bazı Fransızların (örneğin filozof Jean-François Mattei'nin) "barbarca" diye nitelendirdikleri yöntemlerle çözümlenemeyeceği açık. Bunu Cumhurbaşkanı Chirac'tan Başbakan de Villepin'e kadar devletin üst kademesindekiler de biliyorlar.* * *FRANSIZLARIN bir kısmının Sarkozy gibi düşündüğü, şiddete başvurup etrafı ateşe veren, devlet otoritesine meydan okuyan unsurların, polisiye önlemlerle kontrol altına alınması gerektiğine inandığı açık. Ama pek çok Fransız da bu tür olayların sosyoekonomik nedenlerine inmek ve ona göre önlem almak gerektiğini belirtiyor.Bu vesile ile Fransa'da "Cumhuriyet modeli"nin başarısızlığa uğradığının kabul edilmesi zamanının geldiği dahi yazılıyor ve söyleniyor.Bunun anlamı şudur: Fransa son yıllarda iş bulmak ve yerleşmek için kendi topraklarına gelen -çoğu Kuzey ve Batı Afrikalı- göçmenleri doğru dürüst "entegre" edememiştir. Bugün hâlâ ikinci hatta üçüncü kuşak göçmenler, kentlerin varoşlarında, yoksulluk içinde yaşıyor. Buralarda işsizlik oranı yüzde 30 (Fransa genelinin 3 katı). Devletin onlara temin ettiği apartmanlar, berbat durumda. Bu perişanlık gençleri suça itiyor... Ve nihayet devlete karşı başkaldırmaya...* * *TABİİ ki devlet, saldırıları durdurmak ve kamu düzenini korumak zorunda. Kısa vadeli hedefin bu olması normal. Ama daha uzun vadede bu problemi halletmek için önce bu insanlarla bir diyalog kurmak, dertlerini saptamak ve ona göre ekonomik ve sosyal tedbirler alarak onları topluma kazandırmak gerek.Ancak şu andaki durum aklı başında Fransızları çok kaygılandırıyor. Ünlü düşünür Dominique Moisi isyan ediyor: "Fransa rezil oldu... Paris yanıyor. Bu imajın yansıması, çok, çok kötü..." skohen@milliyet.com.tr PARİS "ışıklar şehri" olarak tanınır. Canlıdır, müreffehtir, neşelidir. Tarihi, kültürü, doğal güzelliği ile, dünyanın en cazip kentlerinin başında gelir Paris...