Şov mu, son çaba mı?

KİMİNE göre bu Başkan Bush’un Ortadoğu’ya “veda” ziyareti... Kimine göre ise Filistin meselesini halletmek için Beyaz Saray’dan ayrılmadan önceki “son çabası”... Bazılarına göre de, Bush’un bu beş günlük Ortadoğu turnesi, bölge için bir şeyler yaptığını kanıtlamaya yönelik bir “şov”...
“Sebebi ziyaret” ne olursa olsun, Başkan George W. Bush’un bölgeye 5 ay içinde ikinci kez gelmesi ilginç bir gelişme. Bu Cumhuriyetçi Başkan’ın, Demokrat selefinin aksine, Arap-İsrail uyuşmazlığına karşı ilgisiz tavrını giderayak değiştirdiğini gösteriyor.
Ama biraz geç olmadı mı? Eğer bu gezinin amacı “veda” veya “şov” değil de, gerçekten tarafları uzlaştırmak ise, bir hayli geç kalındı...
Bush’un bu turnesi, bölgede şartların belki de en elverişsiz olduğu bir zamana rastlıyor: Annapolis barış süreci tıkanmış durumda... Filistin’in iki cenahı (Gazze ile Batı Şeria) birbirinden kopuk... Hamas ile İsrail arasında gerginlik had safhada... Lübnan’da iç çatışmalar tırmanıyor, Hizbullah güçleniyor, hükümet ayakta zor duruyor... İsrail’de de Başbakan Olmert’in yolsuzluk iddiaları yüzünden siyasal geleceği belirsiz...

Fazla iyimser!
Böylesine karışık -ve karanlık- bir tabloya karşın, Başkan Bush’un bu gezisine çıkarken, barış için umutlu olduğunu söylemesi, hatta bu yılın sonuna kadar, Filistin ile İsrail arasında bir mutabakat sağlanabileceğini öne sürmesi, pek inandırıcı gelmiyor doğrusu.
Gerçi Filistin meselesinde müzakere süreci kesilmiş değil. Olmert ile Abbas arasındaki diyalog devam ediyor. İsrail kaynaklarına göre, “adım adım bazı ilerlemeler” kaydediliyor. Ama Filistinli yetkililere göre, görüşmeler “sağırlar diyaloğu”ndan farksız...
Aslında Bush’un bu gezisinde de savunduğu ve İsrail’in de kabul ettiği “bağımsız Filistin devleti”nin kurulması konusunda “prensipte” bir mutabakat var. Ama bütün bu tür uyuşmazlıklarda olduğu gibi, bunda da “şeytan ayrıntıda”dır. Toprak, sınırlar, mülteciler, İsrailli yerleşimciler ve Kudüs’ün statüsü gibi konular aslında ayrıntı değil, sorunun temel unsurlarıdır. Ve bunların hiçbiri üzerinde şimdiye kadarki görüşmelerde somut bir ilerleme kaydedilememiştir. Bush’un dediği gibi, yıl sonuna kadar bir anlaşma sağlanacağına dair bir işaret yoktur.
Kaldı ki, Abbas yönetimiyle varılacak bir mutabakatın ne ölçüde “Filistin sorununun halli” anlamına geleceği de sorulmaya değer. Filistin’in ikinci cenahı Gazze’de, Hamas hâkim durumdadır ve buradaki yönetim İsrail’i tanımamak ve barış müzakerelerine katılmamak konusunda ısrarlıdır. Bu durumda Abbas ile bir anlaşma söz konusu olacaksa, bu sadece Filistin’in Batı Şeria kesimini kapsayacak, ama Hamas kontrolündeki Gazze bunun dışında kalacaktır. Oysa halen en büyük çatışma ve gerginlik alanı burasıdır...

İyi haber...
“Filistin cephesi”ndeki diplomatik çabalarda fazla -ve hızlı- bir sonuç beklemeyen gözlemciler, şimdi önceliğin “Suriye cephesi”ne verilmesinde yarar görüyorlar. Bu görüşe göre, İsrail’in Golan’dan çekilmeyi kabul edebileceğini bildirmesinden sonra, Türkiye’nin de aracılığıyla, ciddi bir müzakere sürecine girilmesi olasılığı yüksek.
Bu yönde, bazı gelişmeler bekleniyor. Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı İsrail-Suriye “dolaylı görüşmeleri”nin yakında başlaması planlanıyor.
Bunun gerçekleşmesi, belki de son zamanlarda Ortadoğu anlaşmazlıklarıyla ilgili olarak alınan en iyi haber olacak...