Geçen cumartesi gecesi Londra’nın göbeğinde gerçekleşen terör saldırısının iki buçuk ay içinde İngiltere’de girişilen bu tür eylemlerin üçüncüsü olması kafalarda birçok soru yarattı.

Birinci soru şu: Neden İngiltere?

Gerçekten terörün son zamanlarda Britanya’ya dadanması dikkat çekici. Gerçi “sınır tanımayan terör” daha önce Avrupa’da Fransa ve Almanya’da da boy göstermişti. Son zamanlarda Bağdat ve Kabil’de teröristlerin kanlı saldırıları epey sıklaştı. Bu arada terör ta Endonezya’ya ve Filipinler’e kadar uzandı...

Terör odaklarının İngiltere’yi bu kadar sık hedef almalarına bir mana vermek zor. Britanya Kuzey İrlanda ayrılıkçı hareketinin sahneye çıktığı yıllardan beri terörle savaş deneyimini yaşamış bir ülke. Güvenlik alanındaki performansı iyi. Ülkeye göç edenlere karşı tutumu ve onları entegre etme yeteneği diğer birçok Avrupa ülkesinden üstün...

İdeolojik etki

İngiltere Irak ve Suriye’de hava operasyonlarına katılan koalisyonun bir üyesi olarak IŞİD’in hedef listesinde yer alıyor. Ama o listede Britanya kadar sık saldırılara hedef olmayan birçok ülke var.

IŞİD’in ideolojisine bağlanan ve bu örgütün saflarına katılıp Suriye’de savaşan Asya ve Afrika kökenli epey İngiliz vatandaşı var. Buna rağmen İngiltere’de çeşitli yollardan yürütülen beyin yıkama faaliyeti sonucunda radikalleşerek şiddeti ve ölümü göze alan pek çok gencin bulunduğu da bir gerçek...

Meydan okudular

Sebebi ne olursa olsun, terör dalgasıyla karşı karşıya kalan İngilizler, her şeye rağmen morallerini kaybetmemeye, normal yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Pazar akşamı Manchester’daki Arena’da verilen bir konsere 50 bin kişinin katılıp coşması teröre açık bir meydan okuma eylemiydi. İngiltere Başbakanı Theresa May’in saldırıdan sonraki cesur konuşması ve seçimlerin daha önce kararlaştırıldığı gün, yani önümüzdeki perşembe mutlaka yapılacağını ilan etmesi, bu kararlılığın da bir göstergesidir.

İkilem karşısında...

Ancak İngiltere’de terörün beklenmedik tırmanışı karşısında hükümet bu ülkede alışılmamış birtakım olağanüstü güvenlik tedbirleri almak zorunluluğunu hissediyor.

Benzer bir durum, Fransa’yı OHAL ilan etmeye ve özgürlükleri kısıtlayan uygulamalara başvurmaya sevk etmiştir.

İngilizler işi bu noktaya getirmeye niyetli değiller. Londra’da resmi ağızlar “güvenlik uğruna demokrasiden geri adım atmanın söz konusu olmayacağını” söylüyorlar.

Britanya’nın bu ikilem karşısında nasıl davranacağı dikkatle izlenmeye değer...