"Uçkurgate"ten bize ne... (mi?)

"Uçkurgate"ten bize ne... (mi?)

Sami KOHEN

GEÇEN günkü Fransız "Liberation" gazetesi, Fransızların ABD'nin "Monicagate"ten bu kadar sarsılmasına şaştığını yazıyordu. Yorumcu Jacques Amalric'in deyişi ile, Fransa (ve genelde Avrupa) yönetimde ve burjuvazide görülen kural dışı hareketlere karşı daha "hoşgörülü"dür. Nitekim eski Fransız Cumhurbaşkanı Mitterrand'ın metresinin ve hatta gayrimeşru kızının olması, Fransızları hiçbir zaman rahatsız etmemiştir.
Bu noktadan hareketle diğer bir Fransız yazarı, Jean - François Bege, "Sud - Ouest" gazetesinde Bill ile Monica arasındaki ilişki yüzünden Amerika'nın ayağa kalkmasını hayretle karşılıyor ve "bir adamın özel yaşamı üzerinde uygulanan bu püriten baskılar, Amerikan demokrasisini adeta bir polis devletine çeviriyor" diyordu...
Fransızlar veya Avrupalılar, "Uçkurgate" üzerinde ABD'de koparılan - ve bütün dünya tarafından büyük heyecanla izlenen - fırtına karşısında, böyle düşünebilirler. Bu, Atlantik'in iki yakasındaki toplumların mizacının ne kadar farklı olduğunu da gösteriyor.
* * *
EVET, Amerikan toplumu Başkan'ın ve genelde üst düzey yöneticilerin "ahlaki değerleri" konusunda "püriten" bir duyarlılığa sahiptir. Beyaz Saray'da oturan kişinin - ve ailesinin - "temiz" olması şarttır. Kural dışı en ufak bir davranış, Amerikan kamuoyunu, sevdikleri bir Başkanı dahi gözden çıkarmaya kolaylıkla sevkedebilir.
Clinton için şimdi varılan nokta da budur.
Henüz kanıtlanmadığı halde, Başkan'ın genç Monica ile seks ilişkisine girdiğine dair iddialalar, Amerikan halkını ayağa kaldırmış bulunuyor.
Amerikalıların bu olayda önem verdikleri husus, sadece Başkan'ın evlilik dışı bir ilişkide (yani ahlaksız bir davranışta) bulunması değil, kendisinin Monica üzerinde baskı yapılmasını sağlamakla "adalet mekanizmasının doğru işlemesini önlemesi"dir.
Buna ek olarak Clinton'un "yalan söylemediğine yemin etmesi" de, üzerinde en çok durulan noktadır. Eğer önümüzdeki günlerde gerçekte böyle bir seks ilişkisinin bulunduğu kanıtlanırsa, Clinton yandı demektir. O zaman, yemine rağmen yalan söylemek suçu ile yargılanacak ve bunun cezası da muhtemelen görevine son vermek olacaktır.
Bu serüvenin nasıl biteceğini şimdiden kestirmek zor. Clinton, Hillary'nin de desteği ile, mücadelesini sonuna kadar sürdürmeye kararlı. Yani bu fırtına daha günlerce, belki de haftalarca devam edecektir. Ve ABD ile birlikte bütün dünya da, skandalın - ve krizin - seyrini, merakla, heyecanla izleyecektir...
* * *
ABD dışında bu olağanüstü ilginin nedeni (seks skandallarının "medyatik bir olay" olmasının yanı sıra) Washington'da olup biten her şeyin, dünya için büyük önem taşımasıdır.
ABD'nin hapşırdığı hallerde, pek çok ülkenin grip olduğu görülmüştür!
Kaldı ki, bu olay Süper Devletin bir numaralı yöneticisinin "hapşırması"ndan ibaret de değil...
"Uçkurgate" skandalı, Clinton kalsa da, gitse de, ABD'nin "liderlik" pozisyonuna, uluslararası rolüne ve etkinliğine gölge düşürüyor.
Olay, dünyanın çeşitli bölgelerinde önemli gelişmelerin meydana geldiği ve herkesin gözünü Washington'a çevirdiği bir sırada oluyor. Uzakdoğu piyasaları deprem geçiriyor... Ortadoğu'da yeni çatışmaların zilleri çalıyor... Körfez'de Irak'a karşı yeni bir harekat gündemde...
Seks skandalı hayhuyu içinde Clinton ne yapar? Yönetim bu sorunlara dikkatini ne ölçüde verebilir? Dünya bu durumda ABD'ye ne kadar güvenir?..
* * *
BU skandalın bir ucu da bize dokunur.
Aslında Clinton, Türkiye'ye önem veren, yakınlık gösteren bir Başkan. Birçok konularda Ankara'ya destek oldu. İki ülke arasında "stratejik ilişkiler"in kurulmasının gündeme geldiği bir sırada bu krizin patlak vermesi, bazı aksamalara yol açabilir. En azından ABD Yönetimi Türkiye'yi ilgilendiren konulara yeterince eğilmeyebilir.
Bu nedenye, bütün dünya gibi, bize de, "uçkurgate"in gelişmelerini yakından izlemek düşüyor...

Yazara EmailS.Kohen@milliyet.com.tr