Washington’la Katolik evliliği

Aslı Aydıntaşbaş, önceki gün Washington’dan gönderdiği yazısında çok önemli bir tespitte bulundu: “Türk-Amerikan ilişkileri, ruhsuz bir evliliğe dönüştü” dedi. “Bu evlilikte artık heyecan, sevgi yok, ‘al-ver’e dayalı soğuk bir ilişki var. Dolayısıyla bu evliliğin geleceği belirsiz...”
Türk-Amerikan ilişkilerini yakından izleyen herhangi bir gözlemcinin bu tespite itiraz edeceğini sanmıyorum.
Gerçekten geçmiş yıllarda çok sıcak duygulara, karşılıklı güvene ve örnek bir beraberliğe dayanan bu evlilik, son zamanlarda bu eski özelliklerini bir hayli yitirdi.
Bunun nedenlerine geçmeden önce, şunu hemen belirtelim: Bu evlilikte, o eski ruh ve heyecanın devam etmemesi, ilişkilerin kopacağı, yani bir “ayrılma”ya gidilmekte olduğu anlamına gelmiyor.
Evlilik farklı duygularla da olsa, devam ediyor. Herhalde daha uzun süre de devam edecek... Tıpkı “Katolik evliliği” gibi... (Malum, Katolik Kilisesi boşanmayı kabul etmez)...
Türkiye-ABD ilişkilerinin böyle olmasının çeşitli nedenleri var. İki taraf da birbirlerinden vazgeçmiyor, birbirinden kopmak istemiyor. İki taraf da, bu beraberliğin zaman zaman çıkan sürtüşmelere rağmen çıkarlarının icabı olduğunu ve ikisinin de birbirlerine ihtiyacının devam ettiğini anlıyor.

Mantık izdivacı
Mantık, sağduyu da bunu gerektiriyor zaten. Aslında İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleşen bu evlilik, temelde bir “mantık izdivacı”ydı. Sevgi ve heyecanla karışık tabii... Şimdi zayıflayan tarafı bu...
Mantık tarafında da her şey eskisi gibi gidiyor denemez. Bazen öyle uyuşmazlıklar çıkıyor ki, karşılıklı anlayışı ve güveni de iyice sarsıyor.
Bunun en son örneği Ermeni tasarısının yarattığı krizdir. Daha önce, Kuzey Irak’taki gelişmeler ve özellikle PKK terörü konusunda da ciddi anlaşmazlıklar ve gerginlikler yaşanmıştı.
Bazı bölgesel sorunlar yüzünden de iki taraf bazen anlaşamıyor. Bunun da çeşitli örnekleri var. Şu anda İran’a karşı alınacak tavır konusu bunların başında yer alıyor.
İlişkileri bu noktaya getiren çeşitli nedenler var. Bunun Türkiye yönü ağır basıyor. Türkiye artık o eski Türkiye değil. Dünya da o eski Soğuk Savaş döneminin dünyası değil. Türkiye ekonomik, siyasal, sosyal gelişmesiyle artık güçlü, kendisine daha çok güvenen bir ülke. Böyle olunca Türkiye kendi çıkarlarına uygun, daha bağımsız politikalar geliştirebiliyor. Bu da, her zaman ABD’nin politikalarıyla örtüşmeyebilir; hatta bazı hallerde çelişebilir de...

“Çantada keklik” değil
Şimdi Washington’da -ve Avrupa başkentlerinde- pek çok yetkili Türkiye’nin “çantada keklik” olmadığını, dolayısıyla ilişkilerin de bu yeni gerçeğe göre ayarlanması gerektiğini söylüyorlar. Bu hafta başında ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Philip Gordon’un Washington’da yaptığı konuşma bu yeni yaklaşımın bir örneğini oluşturuyor.
Yukarda saydığımız nedenlerden Türk-Amerikan ilişkilerinde zaman zaman görüş ayrılıklarının, hatta gerginliklerin yaşanması kaçınılmaz. Sonuçta tabii bu olaylar karşılıklı duyguları da (özellikle Türkiye’de) etkiliyor. Tıpkı evliliklerde olduğu gibi...
Ama, iki tarafın beraberliklerini sürdürebildiği, aynı amaçları ve görüşleri paylaştığı pek çok konu da var. Nitekim, birçok alanda yakın işbirliği de devam ediyor.
İki ülkeyi buna iten neden, ortak çıkarlar ve birbirlerine duyulan ihtiyaçtır. Bu faktör belki eskisi kadar güçlü değil. İlişkilerde sevgi, güven, sadakat duyguları da şimdi geçmişteki gibi değil. Ama farklı şartlarda da olsa, bu evlilik sürüyor. Sürmelidir de...