Yeni bir İstanbul deklarasyonu mu?

İstanbul ocak ayında İran’ın nükleer sorunu ile ilgili önemli bir toplantıya ev sahipliği yapacak. Üç hafta önce Cenevre’de başlayan yeni bir sürecin ikinci aşamasında BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ve Almanya’dan oluşan “P5+1” grubu ile İran yetkilileri masaya oturacaklar.
Türkiye bu müzakerelerde yok. Ama, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun geçen gün söylediği gibi, herhangi bir talep gelirse Türk diplomasisi devreye girmeye hazır. Toplantının İstanbul’da yapılması, bu bakımdan bir avantaj. Aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası platformdaki yerini yansıtması açısından bir fırsat.
Burada yapılacak müzakereler ile ilgili haberler bütün dünyaya İstanbul mahreci ile yansıyacak; ancak dikkatler daha çok -İran’ın kendi açısından dostane saydığı bir çevrede- nükleer anlaşmazlığın çözümü için bir adım atıp atmayacağı üzerinde odaklanacak.
İstanbul toplantısının önemli yanı, müzakerelerin devam etmekte olduğunu ve aynı zamanda Türkiye’nin Brezilya ile birlikte gerçekleştirdiği Tahran Mutabakatı’nın hâlâ gündemde yer aldığını göstermesidir. Oysa, geçen mayısta bu deklarasyonun yayınlanmasının hemen ardından BM Güvenlik Konseyi’nin İran’a karşı yaptırım kararını alması üzerine, Tahran’ın artık her türlü görüşmeye karşı çıkacağı tahmin edilmişti. Gene Davutoğlu’nun geçen gün belirttiği gibi İran’ın masada kalmasında Türkiye’nin önemli rolü olmuştur.

Bu kez razı olur mu?
Şimdi İstanbul’daki görüşmelerden beklenen şey, Tahran Mutabakatı’nın P5+1 grubunun istediği gibi daha ileri bir noktaya götürülmesidir. Tahran Deklarasyonu ile İran bir miktar zenginleştirilmiş uranyumu, Türkiye üzerinden takas etmeye razı olmuştu. Öngörülen uranyum miktarı ise 1200 kilo idi. Oysa ABD başta olmak üzere sözü geçen grup, takasın İran’ın halen elinde bulunan 2000 küsur kiloyu kapsamasını talep etmişti.
İran bu şartı yerine getirmeye razı olacak mı? Bu İstanbul’daki görüşmeler sırasında anlaşılacak.
Aslında bu müzakerelerin hedefi İran’ı ekonomik ihtiyaçlarından doğan nükleer enerji olanaklarından mahrum etmek değil, sadece nükleer silah üretme yeteneğini elde etmesini önlemektir. İran’a öne sürülen şartların, uygulanan baskıların amacı budur.
Tahran yönetiminin bundan önce bu alanda gizlice faaliyetini sürdürmesi ve denetime karşı çıkması nedeniyle uluslararası camia İran’ın niyetlerine şüphe ile bakıyor. Bu kuşku ve endişenin özellikle İran’la komşu ülkelerce de paylaşıldığı biliniyor.

Niyet nasıl ölçülür?
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, İran’la iyi bir diyalog halinde bulunan Türkiye’nin de böyle bir şüpheye sahip olup olmadığı yolundaki bir soruyu yanıtlarken açık görünebilen bir niyet veya somut bir kanıt olmadan kesin bir tavır alınamayacağını söyledi ve İran’ın nükleer silaha sahip olduğu anlaşılırsa, Türkiye’nin buna kesinlikle “karşı koyacağını” belirtti.
Bu, Batılıların ve bölge ülkelerinin tavrından farklı bir pozisyon. Ancak Davutoğlu’nun vurguladığı husus, Türk diplomasisinin sürekli olarak İran’ı şeffaf davranması ve uluslararası camia ile bu alanda işbirliği yapması için ikna etmeye uğraştığıdır. Ankara’nın inancı İran’ın izole edilerek değil, aksine angaje edilerek bir uzlaşma noktasına getirilebileceğidir.
İstanbul toplantısı bu bağlamda yeni bir test olacaktır.