Sami Kohen

Sami Kohen

skohen@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Halk dilinde İngiltere diye anılan Birleşik Krallık, dağılma tehlikesini atlattı ve toprak bütünlüğü ile ulusal birliğini koruyabildi.
İskoçya’daki bağımsızlık referandumunda oy kullananların yüzde 55’inin “hayır” demesi bu bakımdan 64 milyon nüfuslu Britanya için hayırlı bir gelişme oldu.
Bu sonuç sadece İskoçya’nın Birleşik Krallık’tan kopmasını önlemekle kalmıyor, aynı zamanda ülkede yeni bir siyasal yapılanma sürecinin başlangıcını da müjdeliyor.
Referandum sonucu üzerinde yaptığı ilk konuşmasında Başbakan David Cameron yalnız İskoçya’ya değil, diğer bölgelere de daha fazla özerklik verileceğini ilan etti. Bununla ilgili hazırlıklar için de gereken mekanizmanın hemen kurulacağını belirtti.

Cameron planı
Cameron’un sözünü ettiği “devolution” planı, İskoçya’dan başka Kuzey İrlanda’ya, Galler’e ve İngiltere diye anılan bölgeye özyönetim alanında daha geniş haklar ve yetkiler vermeyi öngörüyor. Örneğin vergi toplama, harcama, sosyal yardımlar gibi konularda bölgesel meclislerin ve yönetimlerin karar yetkisi olacak.
Yani bir bakıma “yeni Birleşik Krallık” “ademimerkeziyet”e, hatta bazı analistlerin deyişiyle daha federal bir sisteme doğru gidecek...
Bu İskoçya’da bağımsızlık yanlılarını, referandumdaki “hayır”ların ağır basması karşısında, mevcut gerçeği kabul etmeye sevk edecek bir gelişmedir. Nitekim ayrılıkçı hareketin lideri Alex Salmond, çoğunluğun tercihine saygı duyduğunu belirtirken, Cameron’un İskoçya ve diğer bölgelere daha geniş yetkiler vermek konusundaki niyetlerinin gerçekleşmesini beklediğini söyledi.
Kuşkusuz bu plan İskoçya’da -veya diğer bölgelerde- ayrılıkçıların hepsini tatmin etmeyebilir. Ancak bölgesel veya yerel yönetimler daha geniş özerkliğe kavuştukça, bu unsurlar giderek marjinal hale gelecek, bağımsızlık istekleri artık pek duyulmayacaktır.
Zaten Alex Salmond da Birleşik Krallık’tan ayrılma taleplerinin en azından bu jenerasyonun gündeminde yer almayacağını söylemiştir.

Örnek davranışlar
İskoçya’daki referandum ve Cameron yönetiminin tutumu, sadece Britanya halkına değil, dünyaya ve özellikle ayrılıkçı hareketlere sahne olan ülkelere ibret olacak örneklerle doludur.
İskoçyalılar, referanduma karar verdikleri zaman, Cameron buna karşı çıkmadı ve bunu onların da demokratik bir hakkı saydı. O zaman Cameron’u, büyük bir risk almakla suçlayanlar oldu. Şimdi sonuç hem demokrasinin hem de Cameron’un kişisel zaferi sayılıyor.
İskoç toplumu bağımsızlık konusunda neredeyse yarı yarıya bölündüğü halde, kampanya seviyeli ve sakin geçti. Referandum günü alkol yasağı konmadığı ve bir hayli içki tüketildiği halde, hiç kavga çıkmadı... İlk kez oy kullanan 16 yaşındakiler de büyük bir olgunluk gösterdiler.
Tabii asıl örnek olan husus, Cameron yönetiminin ve belli başlı partilerin özerklikle ilgili projeyi desteklemeleridir. Herhalde böyle bir değişim planı ortaya konmasaydı, sandıktan Birleşik Krallık’tan ayrılmaya karşı bu kadar “hayır” çıkmazdı. Dolayısıyla bu, “yeni Birleşik Krallık” için verilen bir “evet” oyudur.