Bankacılık sektörü bir ülkenin finansal sisteminin bel kemiğini oluşturuyor. Özellikle ABD’yi bir kenara bırakıp incelediğimizde tasarrufların ihtiyaç sahiplerine kanalize edilmesinde bankaların global anlamda baskın bir rol oynadığını görüyoruz. Bu neden önemli? Çünkü ihtiyacınız olduğu zaman borç alabileceğiniz bir kurum olması refah seviyenizi artırıyor. Yarınki gelirinizden bugünden borç alabilmenizi ve bu şekilde harcamalarınızı ertelemek zorunda kalmamanızı sağlıyor. Ekonominin çarkları bu şekilde dönüyor.

Bankalar bu önemli işlevi yerine getirirken bir taraftan da para ve maliye politikalarının ekonomiye aktarılmasına vesile oluyorlar. Mesela ekonomide bir sıkılaştırma gerektiğinde, merkez bankası bankalara sağladığı likiditenin maliyetini artırıyor. Bu durumda banka verdiği kredilerin faizini yukarı yönlü ayarlıyor. Bu da ekonomide gereken yavaşlamayı sağlıyor. Benzer şekilde, maliye politikası için de zaman zaman bankaların köprü olduklarını görüyoruz. Örneğin, maliye politikasının aracı olduğu KGF destekli kredilerin sisteme verilmesi bankalar aracılığıyla gerçekleşti. Bankacılık sektörünün sağlam temeller üzerine oturması, yıpratılmaması ve sağlıklı bir şekilde işlevini yerine getirebilmesi işte bu yüzden çok önemli.

Son dönemde bankacılık sektörüne yönelik eleştirilerin sık sık manşetlere taşındığına şahit oluyoruz. Bir dönem kredi faizlerinin yüksekliği gündemdeydi. Bankalar bu durumu fonlama maliyetlerinin (yani mevduat faizlerinin) yüksek olmasıyla açıkladılar. Bu sefer mevduat faizini düşürmeleri istendi. Buna karşılık kredi/mevduat oranının yüzde 122’lere ulaştığını gösteren bankalar kredi verebilmek için mevduat çekmeleri gerektiğini ve bunun için de mevduat faizini rekabetçi seviyede tutmaları gerektiğini açıkladılar.

Geçtiğimiz haftalarda ise Bakan Nihat Zeybekci alternatif bir öneride bulunup getirip faizleri düşürebilmek için kamu kaynaklı vergi ve harç gibi maliyetlerde fedakârlık yapılabileceğini dile getirdi. Kanımca bu açıklama bankaların faizi indirme yönünde fazla bir esnekliği kalmadığı konusunda hükümet kanadının ikna olduğuna ve bu nedenle alternatif çözüm önerileri geliştirmek istediğine işaret ediyor. Bakan Zeybekci ancak o noktada bankaların kar marjlarını düşürmeleri için çağırıda bulunabileceklerini de ekledi.

Bankalardan kârlarından fedakârlık etmelerini istemek uzun vadeli kırılganlık yaratır mı? Malum, yabancı uzmanlar ve kredi derecelendirme kuruluşları bir ülkedeki bankacılık sisteminin maruz kaldığı risk ve kırılganlıkları o ülkenin kredi notunu belirlemekte önemli bir kıstas olarak değerlendiriyorlar. Geçen hafta S&P’nin Türkiye’yi yeni tanımladığı kırılgan beşlide en başa oturttuğuna şahit olduk. Eğer bankacılık sistemi serbest piyasa şartlarından ayrışmaya başlarsa bu durum Türkiye’ye ait tedirginlikleri artırır mı?

Tüm bu sorunları Koç Üniversitesi-TÜSİAD Ekonomik Araştırma Forumu olarak bugün İstanbul’da düzenleyeceğimiz konferansta tartışıyoruz. Bankacılık sektörüne ait yerli ve yabancı uzmanların hazır bulunacakları konferans TÜSİAD’ın web sayfasından da naklen yayınlanacak.