Beklenen oldu, memur maaşlarına hükümetin ilk önerisinin “biraz” üzerinde bir zam yapıldı. Açıklanan oranlara bakıldığında, hükümetin eli sıkı davrandığını ve bütçeye gelecek yükü sınırlı tutmaya çalıştığını söyleyebiliriz.

2018 ilk altı ayı için yüzde 4 ve ikinci altı ayı için yüzde 3.5’lik oranların yıl sonundaki kümülatif artış etkisi yüzde 7.6. Yıllık yüzde 5’lik bir enflasyon hedefi olacağını varsayarsak, enflasyonun 2.6 puan üzerinde bir zam yapılmış olacak. Diğer bir deyişle, memur maaşları reel olarak 2.5 puan iyileştiriliyor, eğer enflasyon hedefi tutturulursa. Ancak 2010 yılından bu yana enflasyon hedefinin sadece bir yıl tutturulabildiği dikkate alınırsa maaşlarda böylesine bir  iyileşmenin olması çok zor görünüyor.

Zammın bütçeye yükü

Hükümet açısından bu boyuttaki bir zammın bütçeye yükü ise basit bir hesapla yüzde 7.6 değil, 5.8 olacak. Yani 2018 yılının tamamında memurlara yapılacak maaş ödemelerinin toplamı 2017 yılında yapılanın yüzde 5.8 üzerinde olacak.

Bu rakamlardan seçim takvimine ilişkin bir sonuç çıkarabilir miyiz? Her türlü “seçim olmayacak” açıklamasına rağmen hâlâ 2018’de bir erken seçime gidilip gidilmeyeceği tahmini yapılan bir ortamda bu artışların bir             seçim      adımı     olmadığı aşikâr.

Jackson Hole’dan euro’ya destek gelir mi?

Dünyanın en etkili isimleri bugün Amerika’nın küçük bir dağ kasabasında bir araya gelip dünya ekonomisinin nasıl güçlendirilebileceğini tartışacaklar. Bazıları Jackson Hole’u Davos ile karşılaştırır ama ikisi birbirinde oldukça farklı organizasyonlar. Tek benzerlikleri, her ikisinin de dağ kasabasında yapılıyor olması. Jackson Hole’a daha dar bir grup davet edilirken, Davos politikacısından şirket CEO’suna, pop yıldızından bankacısına kadar 2.500’den fazla katılımcıya ev sahipliği yapıyor. Jackson Hole’a ise dünyanın önde gelen 40 kadar merkez bankacısı ve kalburüstü ekonomisti katılacak. Jackson Hole’da içerik güçlüdür, Davos ise şov yanıyla öne çıkar.

Bu tür toplantıların iki yüzü vardır. Görünen yüzünde, açıklanan bir tema ve bu tema çerçevesinde katılımcıların yaptıkları sunumlar yer alır. Önemlidir ancak biraz teorik kaçar. Hatta bazen başarısız, sıkıcı ve zayıf içerikli bir sunumu izlediğinizde “Ne işim var benim burada?” bile diyebilirsiniz. Görünmeyen yüzünde ise öğlen ve akşam yenilen yemekler, içilen içkiler, sosyal buluşmalar ve koridor sohbetleri yer alır. Katılımcılar açısından en az birincisi kadar önemlidir. Çünkü toplantılarda konuşulanlar kamuoyuna açık olduğu için herkes bu içeriğe ulaşabilir ama ikinci yüzünde konuşulanlar “kayıt dışı”dır. Aynı zamanda tanışmak, ilişki kurmak ve var olan ilişkiyi geliştirmek için çok değerlidir. Bu yıl katılıyor mu bilmiyorum ama geçmişte TCMB başkanları da bazı Jackson Hole toplantılarına katılmış, dünya finans sistemine yön veren  güçlü isimlerle dostluklar kurmuşlardı.

Önceki Jackson Hole toplantılarında Fed başkanları Greenspan ve Bernanke ile ECB başkanı Draghi’den gelen açıklamalar piyasaları önemli ölçüde etkilemişti. Bazı politika değişikliklerinin sinyalleri bu toplantılardan çıkmıştı. Bu yıl dikkatler Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi’de olacak. Resmi başlığı “Dinamik Küresel Ekonomiyi Hızlandırmak” olarak belirlenen sempozyumda önemli sunumlar yapılacak yapılmasına ama kafalarda Draghi’nin AMB’nin gelecek döneme ait para politikasının seyri hakkında ipucu verip vermeyeceği olacak. Piyasa oyuncularının ve yatırımcıların cevap aradığı iki soru var: Avrupa’nın para otoritesi faizleri ne zaman artırmaya başlayacak? Piyasalara para vermeyi ne zaman kesip, ortadaki paraları ne zaman ve hangi hızda çekmeye başlayacak? Bu sorulara dair her türlü ipucunun kurları, fiyatları ve borsaları etkileme gücü yüksektir. Ancak benim beklentim Draghi’den çok flaş spotlar çıkmayacağı yönünde. Son aylarda hızla değerlenen euro’nun daha fazla değerlenip 1.20 dolar seviyesinin üzerine çıkması henüz toparlanma yoluna giren Avrupa ekonomilerinin işine gelmez.

Onların gündemi ‘enflasyonsuzluk’ bizimse enflasyon

Jackson Hole’da tartışılacak konulardan biri de dünyanın içinde bulunduğu “düşük enflasyon sorunu” olacak. Enflasyonun düşük seyretmesinin sorun olarak tanımlanması bizim gibi ömrü yüksek enflasyonla geçmiş bir kuşak için kulak tırmalayıcı. Dünya ekonomisinin önemli bir bölümünü temsil eden ülkelerin derdi, ortalığa saçılan trilyonlarca dolara rağmen enflasyonun düşük seyretmesi. Krizden çıkmaya çalışan Amerika’da ekonomiyi yönetenler yüzde 2 dolayında bir enflasyon arzularken gerçekleşme yüzde 1.4 civarında... Aynı sorun toparlanmaya çalışan euro bölgesinde de var. Jackson Hole’da buluşacak merkez bankacılar ve ekonomistlerin zamanlarının önemli bir bölümünü bu konuya ayırmaları bekleniyor. Türkiye ise onların aksine enflasyonu nasıl düşüreceğinin yollarını arıyor.

Türkiye, 180 ülke arasında en yüksek enflasyon oranına sahip 25’inci ülke. G-20’de ilk sırada, Avrupa’da ise Ukrayna’dan sonra ikinciyiz. Enflasyonun düşük seyrettiği yani dışarından enflasyon değil deflasyon ithal ettiğimiz bir dönemde hedeften bu kadar sapmak iyi değil. Petrol ve emtia fiyatlarının gerilediği bir ortam düşük enflasyon için oldukça uygundu. Geçmişte bizim gibi yüksek enflasyon sorunu yaşayan Güney Afrika ve Hindistan, hatta Brezilya bu ortamın etkisiyle düşük enflasyona geçtiler. Türkiye hâlâ hedefin üzerinde seyreden bir enflasyonla uğraşıyor. Bir de emtia ve enerji fiyatları artıyor olsaydı...

Dolu dolu bir ömür

Vergi gibi oldukça karmaşık ve sıkıcı bir konuyu Türkiye’ye sevdirdi. Güler yüzlüydü, okuyanı ve dinleyeni de gülümsetirdi. Bilgiliydi, bilgisini okurlarıyla ve öğrencileriyle paylaşırdı. Renkli bir insandı, çevresine renk saçardı. Çok erken kaybettik ama dolu dolu üretken bir ömür yaşadı Şükrü Kızılot. Son üç yılını yatakta geçirmek zorunda kaldığı 59 yıllık hayatına 50’nin üzerinde kitap, sayısız makale, yüzlerce dost ve binlerce öğrenci sığdırdı. Toprağın bol olsun Şükrü Hoca...
 

Yazarın Diğer Yazıları