Daha önceki bir yazınızda namazı sabah, akşam ve yatsı namazı olarak 3 vakit yazmıştınız, bu açıklamanız doğru mudur? Allah razı olsun, Levent Serdar.
Cevap: Evet, Kur’ân-ı Kerim’de üç namaz vakti açıklıkla belirtilmiştir. Namaz vakitlerini belirleyen âyetler şunlardır:
“Güneşin sarkmasından (aşağı kaymasından) gecenin kararmasına (yatsı vaktine) kadar namaz kıl ve sabahın Kur’ân’ın(ı, ibadet ve duasın)ı da (unutma). Çünkü sabah Kur’ân(okuması, duas)ı görülecek şeydir. Ayrıca sana özgü olarak gecenin bir kısmında da Kur’ân oku(yup namaz kıl)mak üzere uyan! Rabbinin seni güzel bir makama ulaştırması umulur.” (İsra: 50/78-79)
“Gündüzün iki ucunda (sabah, akşam) ve gecenin (gündüze yakın) sâ‘atlerinde namaz kıl; çünkü iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, ibret alanlara bir öğüttür.” (Hud: 52/114)
Kur’ân’da belirtilen namaz vakitleri bunlardır: Yani gündüzün iki ucu, (sabah ve akşam) ve gece ortasında seher vakti kılınacak teheccüd namazı. İşte bu vakitlerde namaz kılmak farzdır. Öğle ile ikindi namazları Kur’ân ile sabit değildir. Ancak Peygamberimizin bu namazları da cemaatle kıldırdığı tevatüren rivayet edilmiştir. Özetle Kur’ân’da emredilen namazlar üçtür: Sabah, akşam ve gece namazları. Peygamberimizin ictihadıyla sabit olan namazlar da öğle, ikindi namazlarıdır, toplamı beş eder. Başka türlü söyleyenler, Kur’ân-ı kanıtlara değil, rivayetlere dayanmakta ve bir kısmı da kendini gösterme hevesindedirler.
Organlar dünyada yapılan hataların izlerini taşır
(‘Bağışlanan organların sorumluluğu kimdedir?’ sorusuna devam...) Organlar, dünya ömründe yapılan hataların izlerini taşır ve bunları Yüce Divan’a yansıtır. Yoksa fiziksel bedenin organları çoktan toprağa karışmıştır. Nitekim çeşitli nedenlerle eli veya Allah korusun bacağı kesilmiş olan kimseler, kesilen organının ağrıdığını hissederler. Çünkü fizik organ bedenden ayrılmış olsa da ruhsal beden onu kendinde hisseder. Cehennem ateşinde yanıp dökülen derilerin başka derilerle değiştirilmesi, ruhsal beden organlarının yok olmayacağını gösterir. “O âyetlerimizi inkâr edenleri yakında bir ateşe sokacağız, derileri piştikçe azâbı tatsınlar diye onlara başka deriler vereceğiz! Şüphesiz Allah daima üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisa: 56)
Manevi ahvali fizik âlemle karıştırmak, asla bu âlemle kıyas edilemeyecek olan o mânevi ahvali dünya varlıklarına benzetmek doğru değildir.
Yalnız şunu da vurgulamak gerekir ki: Ancak beyin ölümü gerçekleşmiş insanın organı nakledilebilir ve sağlığında kendisinin muvafakatı ile, şayet kendisinin bir beyanı yoksa en yakın varislerinin muvafakatıyla nakil yapılabilir. Ama adam böyle bir vasiyet etmemişse, sadece beyin ölümüyle onun organının alınabileceği kanısında değilim.
Ayrıca beyin ölümünün gerçekleştiğinin de kesin olarak bir doktorlar hey’etince saptanması şarttır. Yoksa ölmüş gibi görünen kimselerin, gerçekte ölmeyip sonradan canlandığı da görülen vak’alardandır. İşte 23.11. 2007 tarihli medyadan aldığımız bir haber:
ABD’de 21 yaşındaki Zack Dunlap, trafik kazası sonrası hastaneye kaldırıldı. İki gün yoğun bakımda kaldıktan sonra “beyin ölümü gerçekleşti” denilen genç, mucize eseri hayata döndü. Dunlap, hemşireler ölü bedenini organ bağışı için hazırlamaya başladığı sırada gözlerini açtı. Hastaneden bir yetkili: “Hemşire de çok şaşırmış. Dunlap aniden koluna yapışmış” dedi. Hastayı yeniden muayene eden doktorlar, gencin bilincinin açık ve hayatta olduğunu gördü. Yeniden tedavi altına alan Dunlap’ın sağlık durumunun her geçen gün daha iyiye gittiğini belirten ailesi “Bu gerçek bir mucize” dedi.

EtiketlerABD