UZAKTAKİ YAKINIMIZ

15 Temmuz 2019

Geçtiğimiz hafta Ankara’da göze çarpan en önemli etkinliklerden biri Japonya Öz Savunma Kuvvetleri Günü’ydü. Japonya’nın sempatik Büyükelçisi Akio Miyajima’nın ev sahipliğinde, rezidansta düzenlenen davete Milli Savunma Bakan Yardımcısı Alpaslan Kavaklıoğlu, Ankara’da görev yapan yabancı misyon temsilcileri, Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Korgeneral Yavuz Türkgenci, askeri ateşeler, diplomatlar ve gazeteciler katıldı.<#comment><#comment>
Milli Savunma Bakan Yardımcısı Kavaklıoğlu konuşmasında, “Ülkelerimiz arasındaki uzaklık, güçlü dostluk bağlarının kurulmasına engel olmamıştır” dedi. Ertuğrul Fırkateyni’nin 1890’da geçirdiği kazada Japonlar’ın çok sayıda Türk denizciyi kurtardığını hatırlatan Kavaklıoğlu, “1987 yılında İran-Irak savaşı sırasında Tahran’da mahsur kalan Japon vatandaşlarının Türk Hava Yolları tarafından tahliye edilmeleri gibi ortak geçmişimizde paylaştıklarımız, iki halk arasındaki dayanışmayı güçlendirerek, gerçek bir dostluğa dönüştürmüştür. Japonya ve Türkiye ortak sınırları olmayan birer gönül komşusu olmuştur. 2024 yılında diplomatik ilişkilerimizin 100’üncü yılının kutlanacağı, uzun dönemde de halklarımızın ortak yararı temelinde daha da ileriye taşınacağına inanıyorum” diye konuştu.
Kalplerimiz yakın
Büyükelçi Miyajima 1 yıl 10 aydır Türkiye’de görev yapmaktan büyük onur duyduğunu belirterek, şu ana kadar 30 ili ziyaret ettiğini ve her yerde sıcak karşılandığını anlattı. İki ülke yetkilileri arasında üst düzey ziyaretlerin iş birliği ve ortaklığı geliştirdiğini aktaran Büyükelçi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın G20 Liderler Zirvesi vesilesiyle Japonya’ya yaptığı ziyaretinde, ikili ilişkiler açısından taşıdığı öneme işaret etti. Japonya İmparatoru Naruhito’nun tahta çıkmasıyla ülkede ‘güzel uyum’ anlamına gelen ‘reiwa’ döneminin başladığına dikkat çeken Miyajima, “Böyle bir dönemin ruhuna uygun olarak dostluğumuzu ve ortaklığımızı daha da güçlendirmek için çaba gösteriyorum. Türkiye ve Japonya birbirine uzaktır fakat kalplerimiz yakındır” diyerek sözlerini bitirdi.
Türk yemeklerine oldukça ilgili olan Miyajima geçtiğimiz aylarda Tokyo’ya gittiğinde, Japonya’daki gururumuz Mehmet Dikmen’in Burgaz Ada Restoranı’nı ziyaret etmişti. Japon mutfağından yemeklerin sunulduğu açık büfede en çok karides tempura ilgi gördü. Hilton Oteli’nden uzun yıllardır tanıdığım, başarılı yiyecek içecek müdürü Cenan Balcı yemek ve servisle bire bir ilgilendi.

Yazının devamı...

ABD BAĞIMSIZLIK GÜNÜ

8 Temmuz 2019

Her yıl 4 Temmuz tarihinde Ankara’daki büyükelçilik rezidansında kutlanan Amerika Birleşik Devletleri’nin Bağımsızlık Günü, bu yıl yoğun katılımla 2 Temmuz’da gerçekleşti. Girişte eşiyle birlikte davetlileri kabul eden Maslahatgüzar Jeffrey M. Hovenier ve Laura Hovenier göreve geldiği günden beri her zamanki pozitif enerji yüklü, sempatik ve sevecen tavırlarını yine sergiledi.<#comment><#comment>
Güzel mesajlar
Maslahatgüzar Hovenier ile Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapmadan önce iki milletin İstiklal Marşlar’ı okundu. Tam o sırada sosyal medya çalkalanıyordu. Beyaz Saray’daki acil durum ilanından kimsenin haberi yoktu. Telefonuma gelen mesajlara verdiğim yanıt netti: “Amerikan istihbaratı sosyal medyadan önce haberdardır, rahat olun”... Kokteyl masasında Prof. Dr. Edibe Sözen, ünlü hukukçu, turizmci ve avukat Kaan Şahinalp ve eşim Mahmure ile birlikte geceyle ilgili yorum yapıyorduk.
İki müttefikin arasında zaman zaman sıkıntılar yaşansa da, birlikteliğin güçlenerek devam edeceği vurgusunda bulunuldu. Bağlarımızın hiçbir zaman kısa vadeli işlerle ilgili olmadığını, Türk-Amerikan dostluğunun ve tarihi bağlarının önemli olduğunu söyledi Jeffrey... İki ülke arasındaki turizm ve ticaret ilişkilerinin daha da gelişeceğine dikkat çeken Turizm Bakanı Ersoy, yabancı turistlerin Türkiye’ye ilgisinin artmasından dolayı mutlu görünüyordu.
Resepsiyona yetişemeyen ama ataması yapılan yeni büyükelçi David Satterfield, Orta Doğu’yu çok iyi tanıyan ve bölgeye hakim olan biri... Bu da Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye’yi çok önemsediğinin göstergesi...
Eğlencenin geç saatlere kadar devam ettiği gecede mangal kokuları da eksik olmadı. JW Marriott Oteli barbeküde minik hamburger, çizburger ve köfte ikramında bulundu. Sheraton Oteli geleneksel sosuyla pankek, Holiday Inn Oteli de dondurma sunumlarıyla final yaptırdı. Uzun süre ayakta kalmanın getirdiği yorgunluktan biraz dinlenebilmek için koltuk ve sandalyenin de düşünüldüğü resepsiyon, bugüne kadar katıldıklarımın içinde en kalabalık olanıydı. Başkentin renkli simalarını bir araya getiren bu etkinlik temmuzun sıcak başlangıcını adeta serinletti.

Yazının devamı...

DENİZANALARI ÖLÜMSÜZ MÜ?

1 Temmuz 2019

Gıdaların insan sağlığına yararları ve zararları bilim insanlarının değişik görüşleriyle, son zamanlarda hiç gündemden düşmüyor. ‘Kötü’ ilan edilip aklanan yiyecek sayısı, gün geçtikçe artıyor. Ama gerçek olan bir konu hiç konuşulmuyor neredeyse... İnsanlar ekonomik durumlarına göre satın alabildikleri gıdaları tüketerek yaşamlarını sürdürüyorlar. Ama ortalama yaş ömrü hızla artıyor. Dünya nüfusu kıt kaynakları sürekli tüketiyor. ‘Ne olacak’ tartışmaları yapılırken, “Acaba ölümsüzlüğe çare bulunur mu ilerleyen yıllarda?” diye bir soru düştü aklıma... Düşünmek bile insanı yoruyor!
Aradan üç gün geçti. Amerika’da yaşayan bir dostum gece geç saatlerde bir haber linki gönderdi: “Bilim insanları ölümsüz bir çeşit denizanası keşfettiler”. Ölüme meydan okuyan denizanasıyla (turritopsis dohrnii) ilgili her yaz hatırlatma yaparım. Sahillerde zaman zaman karşılaştığımız denizanaları vücudumuza dokunduğunda kaşıntı yapar, hemen iyileştirmek için sirke sürün.
Ama bu kez ölüme meydan okuyan denizanaları dünyayı sararsa, bizim denizden temin ettiğimiz ve geleceğimizin besin kaynakları tehdit altına girmez mi?
Neyse ki her canlının bir gün ölümü tadacağı inancı var ki, bu haber karşısında biraz rahatlayabiliriz.

TEMİZLİĞİN MÜJDECİLERİ
Gelecekte karanlık bir delik görmenin, ağlamanın ve sızlanmanın kime ne yararı var? Niçin umutlarımız tükeniyor? Bazen yaşanan olumsuzluklar dünyanın sonuymuş gibi algılanıyor.

Yazının devamı...

NARKÖY’DE UMUT TOHUMLARI

17 Haziran 2019

Beyne en yakın duyu organı, burundur. O nedenle, yiyeceğiniz besinin tadını önce burnunuz keşfeder. 1973 yılında Kuleli Askeri Lisesi’nin kampında öğrenciyken, ilk kez bunu keşfettiğime inanıyorum. Karamürsel Hersek’te şeftali bahçelerinin arasındaki kampta, baş döndürücü şeftali kokularını, dün gibi burnumda hissediyorum. Hele bir de kantinden satın alıp, akşamları ekmek torbası veya sırt çantasında sakladığım şeftalinin kokusu, çadırın içinde sanki parfüm <#comment><#comment>
gibi kokardı.
Kuleli’nin karşı yakasındaki Arnavutköy çileğini, yanı başındaki Çengelköy hıyarını, tatile gittiğim yaz aylarında yediğim Kösedere domatesinin kokusunu, Diyarbakır’ın yakıcı sıcağında serinlemek için yediğim karpuzun kokusunu özledim. Hele Diyarbakır karpuzunun tohumunun bile ülkemizden götürülüp, yaban ellerden aldığımızı duyunca, üzüntümü gizleyemiyorum.
Tohum bankası
Çocukluğumda bahçemizdeki sebzelerin tohumlarını toplayıp, ekip, ertesi yıl yeşerdiğini görmenin sevincini çok yaşadım. Ama yıllar geçtikçe, çiftçilerin her yıl tohum satın aldıklarını ve o eski tohumların artık kalmadığını da büyük bir üzüntüyle öğrendim.
Türkiye’deki tarım çalışmalarının büyük bir bölümünde kullanılan hibrit tohumlar, atalık tohumların aksine tek seferlik ürün verebiliyor.
Narköy’de kurulan Tohum Bankası, tekrar ürüne dönmeyen, tek seferlik tohumlara alternatif oluşturarak yerli tohumların gelişmesine katkı sağlıyor.

Yazının devamı...

İSTANBUL’DA İKİ KLASİK

10 Haziran 2019

Dünyanın en zengin iş insanlarından Warren Buffett, çok yoğun bir günün geç saatlerinde acıktığını hissedince, yanındaki CEO’ya “Hadi yemeğe gidelim” der. Güzel bir et yemeğinden sonra espresso için mutlu bir şekilde restorandan ayrılır. Ertesi gün yine büyük bir şirket operasyonunun sonunda, akşam geç saatlerde karnı acıkan CEO ile birlikte yemeğe gitmeye karar verirler. “Bu akşam nerede yiyelim?” diye sorar çalışma arkadaşı Buffett’a... İş insanı, şaşkınlıkla “Nereye gideceğiz, tabii ki dün akşam gittiğimiz yere” der. “Efendim bu akşam başka bir yere gitsek, dün oraya gitmiştik” deyince, Buffett “Niye riske gireyim, dün akşam yediğim et güzeldi, niye işi şansa bırakayım?” cevabını verir.<#comment><#comment>

Divan’dan şaşmam
Kısa süreli İstanbul ziyaretlerimde yeni açılan yerlere nadiren gidiyorum. Çünkü zaman kıymetli. Kahvaltı ve öğle yemeklerinde Bebek Divan’ı tercih ediyorum. Şimdiye kadar hiç sürprizle karşılaşmadım. Kuzu tandır, hünkar beğendi, su böreği, incik kebap ve rokoko, ne yediysem her zaman aynı lezzette... Gayrettepe Divan da aynı şekilde… Geçenlerde akşam yemeği için gittim. Aynı nefaseti ve değişmeyen çizgisiyle beni hiçbir zaman mutsuz göndermedi.

İtalyan’da, Da Mario
Bir diğer tercih ettiğim mekan Etiler’deki Da Mario... Açıldığı günden beri aynı lezzetle hizmet veren Da Mario, tesadüfen bunca yıl ayakta kalmadı. Sıcak ortamıyla, yazlık bahçesiyle ve titiz servis personeliyle mekanda pizza, makarna, burrato, salata ve tatlılar, gerçekten size İtalya’da iyi bir lokantada yemek yiyormuş hissini veriyor.

Yazının devamı...

ANADOLU BACILARI ÜRETİYOR

3 Haziran 2019

Karan-lıktan şikayet edenlerin bir mum yakması gerekiyor. Bu felsefeyle yola çıkan Rotary kulüpleri, Anadolu’daki üretim potansiyelini değerlendirmek için kolları sıvadı. Geçtiğimiz çarşamba günü Ankara Bahçelievler Rotary Kulübü Başkanı Murat Doğru, Polatlı’da ‘Anadolu Bacıları’ olarak anılan, bölgedeki ürünleri değerlendirip, organik üretim yapan çalışkan Polatlılı hanımefendilerin işleteceği, peynir tesisinin açılışını gerçekleştirdi. <#comment><#comment>
Bölge ve ülkenin kalkınması için emek gerektiren sosyal kalkınma projelerinin ülkemizde büyük rahatlama sağlayacağını belirten Doğru, sütü köyden getiren sütçülerin bile eğitimden geçirileceğini ve hijyenik bir tesisin bütün köylere yayılacağını anlattı.
Unutulan kültür
Ülkemizin peynir çeşitliliğinin Fransa, İsviçre ve İtalya kadar olduğunu, maalesef unutulmaya yüz tuttuğunu ama son yıllarda kaliteli peynir üretiminde (Kars gravyeri, Kars kaşarı, Ezine ve Konya obruk gibi) önemli mesafe katedildiği açılışta anlatıldı. Yöresel peynir kültürümüzün örnek bir kalkınma modeli ile gelişme kaydedeceğini, hayata güzellik ve yeni umutlarla seslenen Anadolu Bacıları’nın bu denli şevk içinde çalışmaları, sıcak bir günde hepimizi serinletti. Ayrıca reçel üretimi yapan bu kadınları, Gamze Cizreli de keşfetmiş. Kendi mekanlarında tüm
ürünleri satıyor.
Dut mucizesi
Küçüklüğümde bahçemizde yetişen nar, ceviz, erik, dut ve pazı gibi pek çok ürünün zayi olmasına içim elvermezdi. Kocaman dut ağaçlarını babam silkelerdi, biz de altında çarşaf tutup toplardık. Sepete doldurur, üzerini dut yaprağıyla örter ve çarşıda satmaya giderdim. “Haşlama iri dut 150 kuruş” diyerek başlardım satışa ama Musevi hemşehrilerimin tuhafiye dükkanlarının ötesine gidemezdim, hemen orada bitiverirdi... Ülkemizde meyve olarak bile hak ettiği yeri bulamayan beyaz ile karadut yaprağı ve meyvesiyle tam bir mucize...

Yazının devamı...