AB’nin tehlikeli göçmen oyunları

Türkiye’nin zaten yürümeyen geri kabul anlaşmasının iptal edileceğini duyurması AB’de yeni göç dalgası endişesini artırdı. O nedenle de AB ülkeleri yöneticilerinin hem söylemleri sertleşti hem de göçmenlere dönük Avrupa’ya gelmelerini caydırıcı propaganda taktikleri geliştirilmeye başlandı. Bu arada da 3 milyondan fazla Suriyeliye kucak açan Türkiye’yi hedef alan kirli tezgahlar devrede. Yani AB verdiği sözleri hatırlayıp sorunu çözmek yerine, krizi daha da artıracak ya da ilişkileri hepten kopartmaya yol açacak tehlikeli oyunlar peşinde. Yaşanan bu gelişmeleri İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi Başkanı Metin Çorabatır’a sordum. Bu konuda korkunç bir propaganda mekanizmasının işletildiğini belirterek şunları söyledi:

“Avrupa göç dalgasını önlemeye yönelik tedbirlerini sürekli artırıyor. Bunlardan birisi de oluşturulacak bir portalla mültecilerle ilgili filmlerin yayınlanması. Yunan adalarına gelenlerin çektiği acılar, yoklukların anlatılacağı bu filmlerle ‘gelmeyin, gelirseniz böyle olursunuz’ gibisinden caydırıcı bir enformasyon kampanyası amaçlanıyor.

Korkunç bir propaganda taktiği daha işliyor. Mesela ‘Mültecilerin Avrupa’ya gitmeleri ve 3-5 yıl sonra orada radikal İslamcılığın savaşçıları olmaları için Bulgaristan’dan Yunanistan’dan geçenlere Türkiye, Katar biner dolar veriyor’ gibi saçma ve tehlikeli söylentiler de yayılıyor.

2015’te göç olayı başladığı zaman Avrupa’nın nasıl cevap vereceği başta belli değildi. ‘AB refah ülkesi oraya gideriz hayatımızı kurtarırız’ diyenler oldu. Şimdi bu insanlar aralarındaki iletişim bağlantılarıyla nerede ne olduğunu herkesten önce öğreniyorlar. Ve şu anda bu insanlara kucağını açmış bir Avrupa kesinlikle yok.”

Bu durumda mültecilerin tekrar Avrupa’yı zorlayamayacaklarını savunan Çorabatır, şöyle devam etti:

“Geri gönderilme ihtimalleri çok yüksek. Avrupa şimdi 2015’e göre daha hazır daha sert olarak mültecileri karşılamayı bekliyor ve bunların hepsini de bu insanlar biliyor. O açıdan Türkiye tamamen serbest bıraksa da Ege’de kendi karasularında NATO, AB’nin sistemleri bu insanları geri çevirecektir. Ve bu insanlar felakete uğrayacaktır. Dahası bunun faturasını Türkiye’ye kesip ‘insanları denize atıyor’ da diyebilirler. Bu da Türkiye’nin şimdiye kadar yaptığı insanca tutumu biraz gölgeleyebilir, lekeleyebilir...”

Yine en hassas halka sandık güvenliği

Her seçim öncesinde olduğu gibi referanduma dönük de sahte seçmen ve hile iddiaları gündemde. Hatta geçen hafta ana muhalefet partisinden bu yönde bir soru önergesi de geldi. Muhatabından referanduma kadar yanıt çıkar mı ya da ne der, diyebilir noktası flu ama bu olasılıkları ve iddiaları bertaraf etmenin yöntemi belli ve net. Sandığa sahip çıkmak. Yani vatandaş iradesinin sandığa girdiği gibi yansımasını sağlamak. Bir başka deyişle oyların sayımı ve sandık sonuç tutanaklarına hile hurda karışmaması için uyanık olmak... Dahası varsa da gerekli itirazları zamanında yapmak. Yoksa iş işten geçtikten sonra şöyleydi, böyleydi demenin hiçbir anlamı yok..

Peki ya Seçim Bilişim Sistemi(SEÇSİS)’nin de manipüle edilebileceği iddiaları? Bu soruya YSK’daki CHP temsilcisi Av. Mehmet Hadimi Yakupoğlu’nun
yanıtı şöyle:

“Mümkün değil demek mümkün değil. Her bilişim sistemine olduğu gibi SEÇSİS’e de müdahale mümkün. Esas olan nedir? Bilişim sisteminin sağlıklı kontrol edilip edilmediğidir. Bunu da biz kendi seçim sistemimizle yapıyoruz. Sahadan bize gelenlerle YSK’daki veriler karşılaştırılıyor. Biz CHP olarak 7 Haziranda’ da 1 Kasım’da da ne mükerrer, ne fazladan bir seçmen ne de SEÇSİS’de bir hata tespit ettik. Ama bu olmayacağı anlamına gelmez”

Yani? Yakupoğlu devam ediyor:

“Buradaki bütün mesele sandığın başına gitmezsek kontrol de edemeyiz SEÇSİS’i. Çünkü oylar SEÇSİS’e girene kadar yani sandık seçim tutanağı İlçe Seçim Kurulu’na gidene kadar her şey insanlar tarafından elle yapılıyor. Oylar elle atılıyor, sandık elle açılıyor, oylar elle sayılıyor. O sayılar önce çeteleye, ardından da sandık sonuç tutanağına işleniyor. Sandık Kurulu üyeleri imzaladıktan sonra da götürüp İlçe Seçim Kurulu’na teslim ediliyor. İşte benim orada adamım varsa, oradaki belgelere, sandık sonuç tutanağına sahipsem SEÇSİS’i denetliyorum, kontrol ediyorum ama sahip değilsem hiçbir şey diyemem ben. Bu bütün seçim türleri için geçerli. Yani referandumda da bir sahtecilik söz konusuyla o günkü kontrollerimizle ortaya çıkar. Var ya da yok ancak o zaman diyebiliriz.”

Özetle dememiz o ki; daha önceki seçimlerde olduğu gibi referandumda da en hassas halka sandık güvenliği. Bu noktada da herkese sorumluluk düşüyor. Hem oylamanın kritikliği hem de sandık sonuçlarına yönelik yok yere kafaların karıştırılmaması açısından...

DİĞER YENİ YAZILAR