Ankara’nın hamlesi Atina’nın kimyasını bozdu

Barış Pınarı Harekâtı’yla Suriye’deki oyunu bozan Türkiye, Libya ile işbirliği hamlesiyle de Doğu Akdeniz’deki bütün dengeleri değiştirdi. Yani Türkiye bölgede yine “esas aktör” olduğunu gösterdi ve şer ittifaklarına karşı sahada üstünlük kazandı. Çünkü Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni Doğu Akdeniz’de saf dışı bırakma planları bu hamleyle alt üst oldu, çöpe gitti. Yunanistan’ın feryat figan hali, Libya’nın büyükelçisine kapıyı gösterme küstahlığı da bunun çok açık kanıtı. Ancak Atina yönetimi hala Türkiye karşıtı adımlarına devam ediyor ve Türkiye’yi Girit’i haritada yok sayarak anlaşma imzalamakla suçluyor. Dolayısıyla Ankara’nın bu hamlesinin Atina’nın kimyasını da bozduğu ortada. Özellikle de tutarsız ve mantık dışı Girit Adası savı dikkate alındığında. Niyesini Deniz Kuvvetleri Komutanlığı  eski Genel Sekreteri ve Washington eski Deniz Ataşesi emekli Kurmay Albay Mehmet Asal anlatıyor:

“Hiçbir hukuk ya da mantık kuralı kendisinden kat kat büyük bir kıta Ülkesi karşısındaki adalara aynı boyutlarda Kıta sahanlığı verilmesini doğrulamaya yetmemektedir. Uluslararası Adalet Divanı 1969 Kuzey Denizi Kıta sahanlığı davalarına ilişkin kararında bir deniz alanına sahip olmak başka şey, orada kullanacak yetkilere ilişkin sözleşme hükümleri ile sınırlandırma sorunlarının ayrı şeyler olduğunu söylemektedir. Kararın 85’inci paragrafında ‘her devletin Kıta sahanlığı onun ülkesinin doğal uzantısı olmalı ve başka bir devletin ülkesinin doğal uzantısına girmemelidir’ denmektedir. Türkiye savlarında bu kararı örnek göstermektedir.”

Yani, Kıta sahanlığı sınırlandırılmasında doğal uzantı esas, bir kıta ülkesinin doğal uzantısında yer alan adaların kendi adlarına Kıta sahanlığı yok, olamaz. Bundan hareketle Türkiye’nin hamlesinin çok doğru, yerinde ve akıllıca olduğuna dikkat çeken Asal, devam ediyor: 

“Tezlerimizde biz başından beri haklıyız. Deniz hukukunda hakkaniyet ilkesine göre Türkiye zaten haklı bu hamleyi yapmakla biraz da hukuken inisiyatif almış oldu, öne geçti. Libya ile yaptığımız bu hamle onların birleştirmeyi düşündükleri Girit ile Kıbrıs arasını da böldü, koridor açtı. Şimdi mesela buna Suriye’yi de dâhil etmek lazım. Kıbrıs adasının karasuyunun olduğunu kabul ederek, Suriye ile de böyle bir şey çizdiğimiz zaman daha da güçlü oluruz. Böylece Türkiye adaların kıta sahanlığı olmadığını kendi adasından da vazgeçerek ortaya koymuş olur. Hem de bir üçüncü ülke daha devreye girer. Tabii bu Mısır’da olabilir…”

Yunanistan’ı zora sokacak başka hamle seçenekleri de var mı?

“Ege adalarını, özellikle 12 adayı Yunanistan’a silahsızlandırılması koşuluyla bıraktık. Yani turistik kullanım amaçlı bırakıldı. Dolayısıyla bunların zaten ekonomi bölgesi, kıta sahanlığı, karasuyu olmaması gerekiyor. Diğer adaları kast etmiyorum ama 12 ada ve Rodos silahsızlandırma koşuluyla verildiğine göre demek ki bu adaların bir egemenlik hakkı yok. Dolayısıyla Türkiye bu tezi işleyebilir. Çünkü egemenlik hakkı olsa adam silah koyabilir, silahsızlandırılacak denildiğine göre silah konulamayacağı açık ama Rumlar bunu çiğnedi. Ve biz onların etrafına 6 mil karasuyu çiziyoruz hala, yanlış. Onları sıfır kara suyu, sıfır ekonomik bölge, sıfır kıta sahanlığı kabul edip bu tezleri işlememiz lazım. Çünkü egemenlik hakkı yok orada..”

Bu tez ne kazandırır?

“Bu tez Yunanistan’ı daha çok sıkıştırır. Ege’yi daha çok almak isterken kara sularımı 12 mile çıkaracağım  genişleteceğim derken senin zaten bu adaların hiçbirinin karasuyu yok. Sen bir mil bile karasuyu ilan edemezsin deme hakkını kazandıracak... Ama Türkiye yıllardır bu tezi savunmadı. Bizde mesela akademide yıllarca okuduk kimse bunları bize söylemedi...”