Dün Dilara, bugün Ece Su

Öyle bir ülke olduk ki, insanların acılarına bile saygımız kalmadı. Beş yaşındaki Ece Su Yılmaz’ın ölümünün ardından, anne ve teyze ne dedi:
“Lösemiliydi diye yazanların vicdanları yok...”
Düşünebiliyor musunuz, çocuğunuzu kaybediyorsunuz, insandan sayılan birileri çıkıp “Zaten Dün Dilara, bugün Ece Suölecekti” demeye getiriyor. İnsaf, bunu yazan ya da diyenin sadece vicdanı değil, Allah korkusu da yok.
Ya kaptan ve diğer sorumluların serbest bırakılmalarına yönelik tepkilere gelen “Ne yapsalardı, idam mı etselerdi” mesajları... Demek istedikleri açık:
“Ne olacak canım kaza işte..”
İstanbul’un göbeğinde, annesinin gözü önünde bir çocuk ölüyor, şu yazılanlara, kafalardan geçenlere bakın. Pes...
Ece Su nasıl öldü? Sirkeci’de arabalı vapurdan denize düşen otomobilde boğularak. Niye? Annesi ve teyzesiyle birlikte içinde bulunduğu araç kapağın yarısındayken, gemi hareket edince. Neden? Kaptan yanaşan başka bir geminin çıkardığı sesi “neta”(yolcu ve araç alımı bitti, hareket edebilirsin işareti) sanınca... Böyle kaza mı olur? Anne ve teyzenin dediği gibi bu açıkça insanları ölüme çağırma. Ve istisnasız herkese çıkabilecek kara bir piyango. O nedenle de Ece Su’nun ölümüne neden olanların en ağır şekilde cezalandırılmaları şart. Peki bu olası mı? Yukarıdaki sözleri sarf eden kafalar oldukça ve geçmişteki örnekleri anımsadıkça maalesef zor. Şöyle ki;
Yedi yıl önce (28 Şubat 2007) beş yaşındaki Dilara Dumrul da tıpkı Ece Su gibi annesiyle evlerine dönerken boğularak ölmüştü. Nedeni de rögar çukuru üzerine demir kapak yerine konulan mukavvaydı. Şirinevler’de yürürken mukavvaya basan Dilara annesinin elinden kayarak rögar çukuruna düşmüş, cesedi Ataköy’deki dereden çıkmıştı. O gün de olayın sorumluları birbirlerini suçlamışlardı. Hatta bir ara “Kızımın sesini unutamıyorum” diyen annenin ihmali olduğu yönünde acımasızca eleştiriler yapılmıştı! Buna karşı anne ise tek bir cümle sarf etmişti:
“Kim beni suçluyora o da aynı acıyı bir saatliğine yaşasın.”
Sonra ne mi olmuştu? Olayla ilgili 6 yıla kadar hapsi istenen 8 sanıktan 5’i beraat etmiş, suçları sabit görülen üç kişi hakkında ise 1’er yıl 8’er ay hapis cezası verilmişti. Ancak o da ertelenmişti. Yani Dilara öldüğüyle kalmıştı!..
Özetle; dünden bugüne olaylara bakış açısından pek fark yok. Dilerim sonu da aynı olmaz...

Balyoz davasında çözüm nasıl olacak?
Ergenekon Davası’nın tutuklu sanıkları Anayasa Mahkemesi’nin kararları ışığında birer birer tahliye edilerek özgürlüklerine kavuştular. Yıllardır bu davayla bütünleşen avukat Hüseyin Ersöz, sıranın şimdi Balyoz Davası sanıklarına geldiğini söylüyor. Çözümün de “öncelikle infazın ertelenmesine karar verilip sanıkların cezaevinden çıkarılması, yeniden yargılama başladıktan sonra verilecek tahliye kararıyla da sürecin tutuksuz bir şekilde devam etmesi” olduğunu belirtiyor. Peki bu mümkün mü ya da nasıl olacak? Ersöz’e göre, bunun için dört seçenek var:
- Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına bozma başvurusunu değerlendirmesi ve dilekçeyi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na göndermesi. Bu durumda başsavcılığın inisiyatif kullanma hakkı yok. Doğrudan 9. Ceza Dairesi kararına itiraz ediyor. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na giden onama kararları bozulabiliyor.
- Özel Yetkili Mahkemelerin kapatılmasından sonra görevlendirilen mahkemeye yapılacak yeniden yargılama talepleri. Ancak bu konuda Kartal mı yoksa Çağlayan’daki mahkemeler mi diye çelişki söz konusu. HSYK’nın bu sorunu çözmesi gerekiyor.
- Poyrazköy davasından gelen 5 No’lu harddiskle ilgili TÜBİTAK raporunu inceleyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bunu yeni bir delil olarak değerlendirmesi ve davayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na taşıması.
- Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvurunun değerlendirilmesi. Anayasa Mahkemesi’nin adil yargılama hakkının ihlal edildiğine karar vermesi. Bu yargılamanın yenilenmesi olarak kabul ediliyor ve yerel mahkemeye hiçbir inisiyatif bırakılmaksızın yargılama yenileniyor.

İhale iptal edildi
Hafta başı Beylikdüzü Belediyesi’nin sandığa çeyrek kala, 8 ayrı yeşil alanı büfe ve çay bahçesi olarak üç yıllığına kiraya vereceğini yazmış, “Hukuken değil ama etik olarak tartışılır” demiştik. Nitekim de öyle oldu ve yeşil alanların amaç dışı kullanımına izin vermeyen halk, ihalenin yapılacağı yere koştu. Vatandaşın bu tepkisi sonucunda da yangındın mal kaçırır gibi planlanan o ihale iptal oldu.

DİĞER YENİ YAZILAR