Ege’in iki yakasında göçmen sancısı

AB ile varılan anlaşma kapsamında 20 marttan sonra Yunan adalarına giden mültecilerin Türkiye’ye iade edilmesini öngören süreç bugün başladı. Dolayısıyla da Ege’de gel-gitli oldukça ‘kritik’ yeni bir döneme girdik. Kritik çünkü kağıt üstünde taraflar açısından makul ve de olabilir gibi görünen bu anlaşmanın uygulanma aşamasına dönük ciddi sıkıntılar söz konusu. Bunların başında da ölümü göze alarak giden bu insanları ikna etmenin zorluğu var. Zira “hadi” denilince kimse gemilere koşmaz, direnecektir. Nitekim buna yönelik örnekler de hergün çoğalıyor. Aslında Yunanistan’da bunun böyle olacağını kestiriyordu ama AB bastırdığı için kabullenmek zorunda kaldı. Yoksa “gelen nasıl olsa bende kalmayıp Almanya’ya gidiyor” mantığıyla umurunda bile olmazdı.
Tabi bu Ege’nin öte yakasını ilgilendiren bir sorun ama bu yakadaki sıkıntılar da hiç hafife alınacak gibi değil. Şöyle ki; geri gönderilen göçmenlerin barındırılacağı “kampın” yeri ciddi tartışma konusu. Örneğin Manisa-Akhisar’ın adı öne çıktı, halk “istemeyiz” diye tepki gösterdi, gösteriyor. Aynısı gemilerin yanaşacağı İzmir- Dikili’de de yaşandı. Niyesini sorduğumuz CHP Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun yanıtı da şu oldu:
“Tamam insani yardım noktasında varız ama halk huzurun bozulacağından ve kalıcı olmalarından endişe ediyor. Eğer bunlar ülkelerine geri dönecekse, dönmesi düşünülüyorsa ya da o konuda bir yönlendirme olacaksa en azından Suriye sınırına yakın illerde bu tür konuşlandırma yapılmalıdır ki yarın dönme yolları açıldığında biran evvel kendi ülkelerine intikal etsinler.”
Kalıcı olmayacak
Vatandaşın ve vekilinin bu tepkisi nedeniyle Kızılay Genel Başkan Vekili Dr. Kerem Kınık’ı da aradık. Söze “Manisa ihtimali oldukça yüksek ama henüz netleşmedi”diye başlayan Kınık, sonrasında da netleşse bile buranın ve Dikili’nin geçici bir istasyon işlevi göreceğini belirterek şöyle devam etti:
“Gelenlerin kaydedileceği daha sonrasında da kalıcı AFAD kamplarına ya da orjin illerine yönlendirileceği bir istasyon gibi düşünün. O anlamda da gerçekten kapasite çok yüksek olmayacak. Alınan bu önlemlerle de geçen sene Suriyelilerin sahillerde yattığı sıkıntılı manzaralar yaşanmayacak. Yani turizmin etkilenmesi ve yerel sorunların yaşanması engellenecek.”
Sonuçlarını göreceğiz ama bugün başlayan sürece dönük bir başka sıkıntı daha var. O da AB’nin eğitimli Suriyelileri alıp, sorunluları Türkiye’ye bırakacağı yolundaki iddialar. Bu konuda konuştuğumuz Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. M. Murat Erdoğan’ın öngörüleri ise şöyleydi:
“İşin içine BM girerse gayet prensipli davranıyor ve en mağdur durumda kim varsa onu ülkelere gönderiyor. Kanser hastası yalnız kadın, kaç tane çocuk gibi kriterler oluyor çoğunlukla..Yani BM’ne bırakılırsa nisbeten içimiz rahat olabilir ama ülkeler tek tek devreye girerse iyisini seçmeye çalışır.”
Özetle dememiz o ki; süreç başladı başlamasına ancak yaşanan bu sıkıntılar nedeniyle oldukça “kırılgan” bir görüntüsü var. Yani anlaşma her an çökebilir...

‘Balyoz’ tazminatları 20 milyonu geçti

Muğla 2’inci Ağır Ceza Mahkemesi, Balyoz kumpası mağduru Deniz Kurmay Albay Derya Ön’e 850 bin lira manevi, 144 bin lira maddi olmak üzere toplam 994 bin lira tazminat ödenmesine karar verdi. Bu haksız yere özgürlükleri elinden alınan askerlerin açtığı tazminat davalarındaki 28.karar. Daha önce de aralarında İbrahim Fırtına, Özden Örnek,Engin Alan, Ayhan Taş, Bilgin Balanlı, Şükrü Sarışık’ın da bulunduğu 27 asker İstanbul ve Ankara’daki ağır ceza mahkemelerinde açtığı davalarda 450 binle 1 milyon 300 bin lira arasında değişen tutarda maddi ve manevi tazminat almaya hak kazanmışlardı. Yani daha sırada yüzlerce dava var ve askerlere ödenmesi gereken toplam tutar da şimdiden 20 milyonu aşmış durumda. İşte bu noktada da akla gelen soru hükmedilen rakamlar arasındaki farklılıklar ve ödemelerin nasıl ne zaman yapılacağı..Yanıt Av.Celal Ülgen’den:
Karar mahkemeye, yargıçların anlayışına göre değişiyor. Hepsi şimdi Yargıtay’da yani üç ay ya da dört ay daha bekleyecek,ondan sonra durum netleşecek çünkü yeknesak bir uygulama yok. Yargıtay bunları birleştirerek tekleştirecektir. Bir ölçü tutturacak ona göre de hepsine uygulanacaktır. Biri yüksek alırken diğerinin çok düşük alması olmaz. Bu noktada dileğim yüksekte birleşmesidir. Çünkü bu özgürlük dediğimiz şey öyle kolay parayla filan ölçülebilecek bir şey değil. İnsanın ömründen 5 yılını alıyorsunuz yani insaf...

DİĞER YENİ YAZILAR