Fay hattında pay kavgası!

Fay hattında pay kavgası!


     Marmara depreminde 'millet can derdinde, devlet nerede' derken, büyük haksızlık etmişiz. Aslında hummalı bir çalışma varmış da; biz farkında değilmişiz!.. Yani vatandaş yardım yarışı yaparken, Ankara'da boş durmamış. Cenaze torbası, antiseptik malzeme pazarlayıcılarına aracılık yapıp, Sağlık Bakanı'na teklifleri iletmiş!..
     Bakan Durmuş'un, devlet olanaklarıyla kaleme aldırdığı kendini aklamaya yönelik toplam 186 sayfalık (kuşe kağıda basılı) kitabın 59 ve 60 sayfalarında aynen şöyle diyor:
     "14 dolara cenaze torbası satılmak isteniyor. Depremin ikinci günü Yalova'dayız. Bir sayın Bakan, '4 bin 500 cenaze torbası gönderiyorum. Yarın da 4 bin 500 daha göndereceğim' diyor. Buna karşılık Başbakan Yardımcısı Sayın Özkan, telefon ediyor, 3 kamyon antiseptik malzemeyi birilerinin satmak istediğini söylüyor. Kendilerine bu maddenin enkazlara püskürtülemeyeceğini, yaralılarımızın gözünü kör edeceğini söylüyorum. İki saat sonra bir başka Bakan aynı konuda telefon ediyor. Yine aynı cevabı veriyoruz.
     Ancak bedava gönderilen cenaze torbalarının dahi, dağıtımının iyi yapılamadığını, ihtiyacımızın olmadığını, bağış geldiğini söylüyoruz. Öyle bir ortam ki, Kızılay kefeni 75 milyon liraya satıyor. Birileri deprem vurgunu vurmak istiyor."

       Ya madalyonun öteki yüzü?
     Bakan Bey, vatandaşın yardım çırpınışlarını da şöyle dile getiriyor:
     "Diğer taraftan Anadolu, bütün Türkiye ayağa kalkmış. Sağlık Bakanı ne istiyorsa, beş - on katını gönderiyorlar. Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı 25 bin metre kefenlik bezi bedava gönderdiğini bana iletiyor. Antep Valisi telefon ediyor, 'Sayın Bakanım işadamımız Konukoğlu, 20 bin metre kefeni Adapazarı ve Kocaeli'ne gönderiyor. 'Başka bir şey istiyor musunuz' diyor. Bir tarafta bizi yardımların altında bırakan alicenap millet, Türk halkı; diğer tarafta kefen soyucuları, felaket vurguncuları, yağmacı, fırsatçılar. İnsan bir uçtan diğer uca gidip geliyor. Allah kimine cömertlik, yiğitlik bahşederken, kimine de şeytanı şaşırtan ruh hali vermiş.
     Bir yanda böbrek kaçırmaya gelenler veya hal - i pürmelalimizi istihbar edenler; diğer tarafta canlarını dahi tehlikeye atarak, can kurtaran yabancılar ve fedakar iyi insanlar. Bunların vereceği zararı azaltacak eleman aramak zorundasınız."

Şimdi ne olacak?

     Bilmem daha fazla söze gerek var mı? Gerçek ortada. Sayın Bakan açık açık anlatıyor. Üstelik Sağlık Bakanlığı Basın Danışmanlığı 'Bakan Bey bu bölümü sonradan ekledi, özellikle de konulmasını istedi. Hatta daha başka isimler de vardı' diyor.
     Şimdi yapılacak iş etekteki taşları dökmek. Madem bir dönemin hesabı görülecek, o halde tümüyle olsun. Haydi Sayın Bakan, şu kefen soyucuları, felaket vurguncuları, fırsatçı - yağmacıların kimliklerini saklamayın. Açıklayın ki; depremzedenin gözünü kör etmek pahasına kamyonlarca antiseptik malzemeyi kakalamakta ısrarcı olanları, cenaze torbası pazarlayıcılarını herkes öğrensin...

İhalede pislik

     Cezaevleri'ndeki trilyonluk tatlı rant, üç - beş kişinin tekelinde. İşte yine bir trafik kazası ve kirli çamaşırlar ortada. Bayrampaşa Cezaevi'nin eski savcısı Necati Özdemir, "Gıda ihalelerinin sadece biri değil, tümü pislik" diyor.
       Nasıl yani?
     "Alınanların hiçbiri yenecek gibi değil. Müteahhitten mal alınır, pişirilip çöpe atılır. Mahkum o yemeği yemez."
       Daha doğrusu paralar çöpe?
     "Devlet bu işe yaklaşık 300 trilyon lira para harcar. Yarısı çöpe, yarısı müteahhitin cebine gider. Sistem şöyle çalışıyor; diyelim tam yağlı beyaz peynir alınacak. Her cezaevi ihalesini kendi yapar. Önce sanayi odası, esnaf birliklerinden resmi fiyat alınır. Bulunan ortalama rakamdan ihaleye çıkılır. Ama kazanan firma, birinci kalite yerine, dördüncü kalite mal getirir."
       Kontrol edilmiyor mu?
     "Kim denetleyecek? Anlayan var mı?.."


Yazara E-Posta: tbengin@milliyet.com.tr