İkinci ‘kumpas’ mağdurları

Ergenekon’dan “çıkış”, yani “kumpas” mağduru olduğu iddia edilenler konusunda Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun “yeniden yargılama formülü”ndeki son gelişme Başbakan’ın “İçeride pek çok günahsız yatıyor” sözleri... Kimi bunu yeşil ışık olarak algılasa da, zor. Nedeni iktidar sözcülerinin aynı formüle yönelik sarf ettiği “çıkmaz yol” açıklamaları. O nedenle Başbakan’ın sözleri için sarı ışık demek daha doğru. Çünkü sarıdan sonra kırmızı da gelebilir. Bakalım Feyzioğlu’nun Adalet Bakanı ile yapacağı görüşmeden ne çıkacak?
Var olduğu iddia edilen kumpasın diğer mağdurları da savunma makamındaki avukatlar... Onların suçu ise 17 Aralık sonrası hemen her bakan ve iktidar milletvekilinin dilinden düşürmediği “hukuka aykırılık” hakkındaki yakınma ve eleştiriler. Bu gerekçelerle 200 civarında avukat hakkında yapılan suç duyurusu sayısı 300’e yakın. Adalet Bakanlığı’nca kovuşturma izni verilen ve haklarında en azından mahkemeye hakaretten dava açılan bir çok avukatın yargılaması da Silivri Ağır Ceza Mahkemesi’de devam ediyor. Yani avukatlar, biten birkaç dava dışında yine Silivri’ye taşınıyor.

Tweet atana da soruşturma
O avukatlardan biri de Ergenekon ve Balyoz davalarında bir çok tutuklu sanığın savunmasını üstlenen Hüseyin Ersöz. Balyoz davasındaki delillerin sahteliğini ve “birileri” tarafından bırakılabileceğini kanıtlamak amacıyla hakimlerden birinin adını, diğerinin soyadını taşıyan düzmece bir planla ilgili CD’yi, heyet farkında olmadan kürsüye bıraktığı için, mahkeme heyetine hakaretten 7,5 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan Ersöz, şöyle diyor:
“Hakkımdaki bir başka suç duyurusunun nedeni de savunma sırasında hakimlerin adını söylemem. Bu terör örgütüne hedef gösterme olarak değerlendirildi. Neyse ki savcı ciddiye almadı. Yoksa o suçtan da Terör Mahkemesi’nde 10 yıla kadar hapis istemiyle ayrı bir davadan daha yargılanıyor olacaktım.”
Ersöz’ün söylediğine göre; avukatlar hakkındaki suç duyurularının gerekçeleri arasında ayağa kalkmadan konuşmak ve Ömer Hayyam’dan dörtlük okumak bile varmış. Savcılık tarafından haklarında resen soruşturma başlatılan bazı avukatların da attıkları tweetlerde “yanlı yargılama” yazdıkları tespit edilmiş...
Avukatlar iyi ki duruşmalarda “Yargıda paralel yapılanma” ya da “devlet içinde çete” gibi sözler sarf etmemişler. Yoksa halleri nice olurdu...

Hani İstanbul’un su sorunu kalmamıştı?

21 Kasım 2013 tarihli yazımızın başlığı “Havalar güzel değil çok kötü” idi. Çünkü; “en sulu” dönem olarak bilinen eylül, ekim, Kasım yağışsız geçmiş, İstanbul’un barajlarındaki doluluk oranı yüzde 40’a inmişti. O gün görüşlerini aktardığımız İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Meteoroloji Mühendisliği’nden Prof. Dr. Orhan Şen, 2014 yazı için kuraklık uyarısında bulunurken şöyle demişti:
“Mevcut su kaynakları ancak 5 milyonluk bir İstanbul’a yeter. Melen Suyu’yla 20 milyonluk İstanbul’un 2071’e kadar su sorununu çözdük sözleri havada kalıyor. Melen Suyu geliyor ama bir yerde toplanmıyor ki. Projedeki baraj yapılmadı. Olsaydı kışın gelen su, yaz aylarında kullanılırdı. Çünkü yaz aylarındaki kuraklık ve susuzluk orası için de geçerli.”
Geldik Ocak 2014’e. Hâlâ yağış yok ve barajlardaki doluluk oranı yüzde 34’e inmiş durumda. Pabuçdere, Kazandere, Elmalı barajlarında ise artık su kalmadı. İstanbul’un “Cansuyu” denilen Melen takviyesi imdada yetişiyor, şimdilik kesinti söz konusu değil ama söylemler değişmeye başladı. Şöyle ki; düne kadar “İstanbul’un 2071’e kadar su sorununu çözdük” gibi net mesajlar veren Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, bugün “Yeni yapılacak barajlarla İstanbul’da 2071 yılına kadar su sorunu yaşanmayacağını garanti ediyoruz” diyor. Bu ne demek? Barajlar bitecek, su dolacak. Açıkçası bugün değil yarın. Üstelik sözünü ettiği çözüm projelerinden biri de Prof. Şen’in dikkat çektiği yıllardır yapılmayan Melen Barajı... Şimdiki umudumuz ise önümüzdeki perşembe ya da cumadan itibaren gelmesi beklenen yağışlar...