IŞİD bitiyor mu yok olur mu?

Suriye ve Irak’ta yarı devletimsi bir yapı havasındaki IŞİD bir yıl öncesine kıyasla kontrol altında tuttuğu toprakların önemli bir bölümünü kaybetti. Dahası, koalisyon güçlerinin askeri desteğiyle Irak’ta Musul ile birlikte Felluce’yi, Suriye’de ise IŞİD’in başkent ilan ettiği Rakka’yı kurtarmaya dönük düğmeye basıldı ama bu tüm dünyayı, insanlığı tehdit eden IŞİD belasının sona yaklaştığı anlamına gelmiyor. Çünkü emekli binbaşı, güvenlik analisti Metin Gürcan’a göre; askeri müdahaleler, bombalamalar savaş mekanizması IŞİD’e yönelik bir çözüm ve gücünü zayıflatma gibi görülse de bunlar zihniyet olarak IŞİD’i büyüten bir süreç. Ya da tam tersi IŞİD’i önemsiz veya bir balon gibi değerlendirmek de savaş mekanizması IŞİD’in gücünü daha da körükleyen bir durum. Yani tam bir paradoks söz konusu. Peki bu durumda ne olacak, olabilir? Ve de ne yapılmalı?.. Gürcan’ın bu sorulara dönük yanıtları şunlar:

- Savaş makinesi ve devletimsi yapı olarak IŞİD iyimser tahmin 3, kötümser tahmin 5-6 sene, zihniyet olarak IŞİD 20-30 hatta 40 sene daha bölgede devam eder. Bölgeden kastım Ortadoğu, Kuzey Afrika, Kafkaslar, Afganistan, hatta buna Balkanları da dahil edin.

- Zihniyet olarak IŞİD boyutu beni çok korkutuyor. Örneğin Boko Haram Afrika’da IŞİD’e bağlılığını bildirdi, çok rahat bir şekilde 5-6 milyon insanı kontrol eder hale geldi. Kafkasya ya da Balkanlar’da bir emirlik her an kurulabilir.

- IŞİD’i doğuran dip faktörler yok edilmezse IŞİD benzeri örgütler Rakka, Musul ele geçirilse bile hemen sonrasında tekrar ortaya çıkabilir. IŞİD’i bir ‘Zombi’ gibi düşünün, tamam ben bunu öldürdüm, gömdüm diyorsunuz ama gömdüğünüzün ertesi gecesi tekrar mezardan çıkıveriyor.

- Suriye ve Irak’ta IŞİD’in kontrol altında tuttuğu bölgelerde hâlâ 8 milyon Sünni Arap yaşıyor. Kendini yalıtılmış hisseden bu yapılar Suriye’nin ve Irak’ın geleceğine nasıl entegre edilecekler? Herkes önce bir dövelim, sonra konuşuruz diyor ama bu olmuyor. Hem döveceksin hem seveceksin.

Bunlar IŞİD’in Suriye, Irak ve diğer ülkelerdeki ayaklarına dönük öngörüler. Peki ya Türkiye’ye dönük olası tehlikeler? Gürcan’ın bu soruya yanıtı da şöyle:

“Dini motivasyonlu radikal akımlar birbirinden bağımsız hücreler şeklinde çok örgütlendi. IŞİD Suriye ve Irak’ta kendini sıkıştırılmış, sıkışmış hissettikçe operasyonel yeteneğini Türkiye’ye kaydırıyor. Dahası, Türkiye üzerinden de küresele ihraç edebilir. Özellikle Adıyaman’a, Gaziantep’e, Bursa’ya gidin ne dediğimi çok iyi anlarsınız.”

Özetle, dememiz o ki son günlerde yine çokça gündeme gelen “IŞİD bitiyor ya da yok oluyor” tartışmaları pek anlam ifade etmiyor. Çünkü sahadaki gerçeklik çok da iç açıcı değil açıkçası...

MHP şimdi de 'karakolluk’ olacak

Siyasette hemen herkes demokrasiyi savunuyor. Liderler, vekiller şu ya da bu biçimde demokrasi için mücadele ettiğini iddia ediyor. Ama nasıl bir demokrasi?
Burası bilmece, yani anlaşılmaz bir durum çünkü sokaktaki insan için demokrasi nutukları atan siyasiler söz konusu kendi partileri olduğunda bu sözcüğü ağzına dahi almıyor. Ya da alıyor gibi görünüp “tek adam” sisteminde diretiyor. İşte MHP’nin yaşadıkları... Parti içi demokrasinin gereği genel başkan adayları ortaya çıktı, delegelerden yeterli imza fazlasıyla toplandı ve “Kurultay istiyoruz” denildi. Genel Merkez ise liderinin kronikleşmiş takıntısı nedeniyle “hayır” diye karşılık verdi. Dolayısıyla da arada itilaf çıktı ve durum yargıya intikal etti. Daha doğrusu, seçim sürecini kendi içinde halletmesi gereken MHP “mahkemelik” oldu. Mahkeme bir karar verdi ve aylar süren tartışmalı bir Yargıtay aşamasından sonra Genel Merkez de buna uyacağını deklare etti. Şimdi de deniliyor ki olağanüstü kurultay çağrı heyetinin belirlediği 19 Haziran’da değil genel merkezin açıkladığı 10 Temmuz’da olmalı... Tabii yine tartışma ve inatlaşma. Çünkü her iki taraf da ne fark eder ki demiyor. Dahası, Genel Merkez “Devlet Bahçeli sözüne güven” istiyor, muhalifler ise bunun salon hakimiyetini elde etmek için bir tuzak olduğunu düşünüyor. O nedenle de MHP için bundan sonraki adres “karakol” gibi görünüyor...

- En büyük şikâyetlerimizden biri yürürken insanların bir şekilde müdahale edip bize dokunması. Bununla da kalmıyorlar, kolumuzdan ve sırtımızdan asılıyorlar. Bu durumun nedenlerinin başında tezgâhlarına çarpmamızdan ya da arabalarına temas etmemizden korkmaları geliyor. Görme engelliler kadar izinsiz şekilde bedenine dokunulan ikinci bir grup var mıdır? Bizler tanımadığımız hiç kimsenin bedenimize bizden habersiz dokunmalarını istemiyoruz. Gün geliyor düşünceli ve dalgın bir şekilde yürürken kolunuzdan birden birisi çekiştiriyor. Bu çok can sıkıcı. Dokunmamaları konusunda uyardığımızda ise tersleyerek, ‘İyilik de yaramıyor’ cevabı alıyoruz. Bu gerçekten çok rahatsız edici. Biraz daha düşünceli ve hassas bir şekilde olaya bakarlarsa bu durum empatiyle çözülebilir - Salih Arıkan (Beyazay Derneği İzmir Şube Başkanı)