Sallanınca deprem gerçeğini anımsamak

ABD ile olan ilişkiler, Fırat’ın doğusuna dönük olası operasyon seçeneklerine odaklanmışken Silivri merkezli sallantılarla korku fayı kırıldı ve büyük panik yaşadık... İletişim çöktü, trafik kilitlendi, sosyal medyadaki yalan yanlış yönlendirmelerle de insanlar sokaklarda sabahladı. Tabii o arada da dikkatler bildik tartışmadaydı:

Sallantılar büyük depremin öncüsü ya da habercisi mi, o fayı tetikler mi?..

Bu bağlamda da deprem bilimciler ağırlıkla “Marmara bölgesinde büyük bir deprem bekliyoruz ama bu onun öncüsü değil” görüşünde birleşirken, “Bu sıkışmanın sonu hayra alamet değil” ya da “Bu depremin fayın iç dinamiklerini etkilemesinden endişe duyuyorum. Bugünkü deprem bu fayda kırılma başlatmıştır, kesinlikle öncü” diyenler de oldu. Sonrasında da yine bir başka tartışma beklenen büyük İstanbul depremini önceden bilmek mümkün mü noktasına uzandık. Bu konuda da “Hayır”cılar kadar, bilimsel çalışmaları örnek gösteren “Evet”çileri dinledik...

Bunlar merakları gidermek, vatandaşı rahatlatmak açısından elbette ki önemli ama beklenen sonu değiştirecek bir gösterge olmadığı da açık. Çünkü uzmanlara göre, o korkulan fayın tek ya da parçalı olarak kırılması kaçınılmaz. Zamanı da 1999’dan itibaren 30 yıl içinde (artı eksi 10-15 yıl) gibi periyot olarak belli ve felaket senaryosu açısından kum saati dolmak üzere, belki de doldu. Son sallantı da bunun en ciddi uyarısıydı. Dolayısıyla da artık anlık rahatlamalarla durumu geçiştirmek yerine deprem gerçeğiyle yaşamaya odaklanmak daha doğru. Ki bu konuda neler yapılması gerektiği yapı stoku ve kentleşme için de belli, insanları bilinçlendirme açısından da belli. Ve bunlar uygulandığında, “Çatı üzerime çökmeyecek, okulda çocuğum, iş yerinde ben göçük altında kalmayacağım ya da olası bir felaket anında nasıl davranmam gerekiyor” gibisinden deprem korkularının aşılacağı da açık. Çünkü o konuda da sınıfta kalmış durumdayız. Evet, kentsel dönüşüm diyerek çok sayıda bina yenilendi ama onların da doğru yerde ve doğru amaçla yapılmadığına, daha doğrusu rant odaklı olduğuna yönelik tartışmalar sürekli gündemde. Dahası, aradan 20 yıl geçmesine rağmen devlet daireleri, okullar, hastanelerin tamamı elden geçmiş değil. Tüm bunlar dikkate alındığında da olası depreme dönük en iyimser senaryo bile tüyler ürpertici...

Özetle; 1999’da yaşadığımız felaket sonrasında “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diye verilen sözlerin üzerinden yıllar akıp geçti ama biz hâlâ her sallantı sonrasında öncü olup olmadığını ya da beklenen büyük depremin zamanını ve önceden bilinip bilinmeyeceğini tartışıyoruz. Hem de bilinse dahi neyin, nasıl yapılacağı konusunun da flu olduğunu bile bile. O nedenle de artık bunları tartışmak ve her sallantıda sokağa dökülüp ondan sonra bir şey yokmuş gibi hayata devam etmek yerine büyük depremin her an yaşanabileceği gerçekliğiyle hazırlıklı olmaya odaklanmak daha doğru. Yani tam anlamıyla gerçek bir seferberlik durumu başlatmak şart. Yoksa bir sonraki sallantı, Allah saklasın, beklenen büyük deprem olabilir ve bunları bir kez daha konuşmaya gerek bile kalmayabilir...