Statüleri geçici kendileri kalıcı

Türkiye’de mülteciler konusunda ciddi sıkıntı var. Nasıl olmasın ki? Yaklaşık 1,5 milyonu Suriyeli olmak üzere, İran, Irak, Afganistan ve Somali’nin ilk sırada yer aldığı 60 ayrı ülkeden gelenlerin sayısı iki milyon civarında. Ve Türkiye her ne kadar gelenlere ülkelerine ve gelme durumlarına göre sığınmacı, geçici mülteci, misafir gibi farklı tanımlamalar yapsa da neredeyse tamamı kalıcı. Özellikle de Suriyeliler. Çünkü, görünen o ki dört yıl olmasına rağmen daha uzun bir süre geri dönmeleri zor. Uluslararası uzmanlar bunu 5-10 yıl olarak tahmin ediyor. Böyle durumlar için öngörülenler de belli:
Bulundukları ülkeye entegrasyon ya da bir başka üçüncü dünya ülkesine yerleştirilmek.
Birinci şıkla ilgili işaret fişekleri Tolga Şardan’ın hafta başındaki yazısıyla ortaya çıktı. Buna göre; Suriyeli mültecilere geçici koruma statüsü kapsamında özel kart verilecek, bu kartla da Suriyeliler, eğitim, sağlık ve çalışma gibi alanlarda Türk vatandaşlarına sağlanan olanaklardan yararlanabilecek...
Peki ya ikinci şık? Yani üçüncü dünya ülkelerine yerleştirilme olasılığı... İşte o konuda henüz değil işaret fişeği kibrit çakması bile yok. BM’nin yaptığı çağrılara rağmen, sadece 10 bin kişi için yeşil ışık yakıldığını belirten İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi Başkanı Metin Çorabatır şöyle diyor:
“Bugüne kadar Türkiye’ye gelenler geçici korunma sonrasında başta ABD ve Avustralya olmak üzere başka ülkelere yerleştirilerek denge sağlanıyordu. Ama şimdi 1.5 - 2 milyon insandan söz ediyoruz ve bunların üçüncü bir ülkeye yerleşmeleri söz konusu değil. Çünkü BM’nin uluslarası camiaya yaptığı ‘Çok sayıda mülteci alan komşu ülkeleri rahatlatmak için sizde kucak açın’ çağrılarına gelen rakamlar sembolik. Zaten onda da süzgeçten geçirip almak istiyorlar. Üstelik bu durum sadece Suriyelilere yönelik değil. Örneğin, Türkiye’ye gelen Irak, Afganistan ve Somali vatandaşlarına da artık bu yol kapalı. Bu durumda da Türkiye’ye tek seçenek olarak ‘bu insanlarla birlikte yaşamanın yollarını aramak’ kalıyor.”

Ölümler, atılmalar nasıl engellenecek?

İş sağlığı ve güvenliği yasasını devrim olarak nitelendiren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı asansör faciası sonrasında ne dedi?
“Maliyet zorlaması var. Siz işi daha ucuza yaptırmak için insanları köleleştirerek bir uygulama içine girerseniz bu anlayış ister istemez güvenliği ikinci derecede bırakmaktadır.”
Maden işçilerinin çalışma saatleri, emeklilik yaşı, maaş ve tatil günlerini de kapsayan Torba Yasa’nın kabul edilmesiyle birlikte Zonguldak ve Kütahya’daki özel maden sahası sahipleri ne yaptı? ‘Ekonomik yükümüz arttı’ diyerek toplam 29 ocağa kilit vurdu ve 5 bin 200 işçiyi kapıya koydu.
İşte işçilerin güvenliği ve çalışma koşullarını iyileştirmeye yönelik çıkan iki yasa ve iki sonuç. Birinde can, diğerinde işsiz kalma korkusu... Seç beğen al! İyi de yasaları çıkaran iktidar, bunların uygulanabilir olmasından ya da uygulanmasından sorumlu değil mi? Bu konuda CHP’nin işçi kökenli milletvekili Süleyman Çelebi’nin tespitleri ilginç:
“İnsanlara hayal satıyorlar. İş güvenliği sorununun sadece yasalarla çözülemeyeceğini defalarca anlattık. Tabii ki caydırıcı unsurlar hemen devreye girer ama eğitim ve uzman denetçi konusunda bugün düğmeye basılsa üç seneden önce sonuç alınmaz. Torba yasa sonrası yaşananlar da ortada. Yer altında çalışanlar için iyileştirme yapıyoruz denildi, binlerce insan bir gecede işsiz kaldı. Ama yeni ayrıcalıklar peşinde koşanlara sesini çıkaran olmadı. Oysa biri çıksa, o ocaklara kilit vuranlara ‘Bundan sonra hiçbir yerde ruhsat vermeyeceğim’ dese sorun kalmaz.”

Kırmızı hat

* Boğaz Köprüsü güzergâhı üzerinde Mecidiyeköy yakınlarında büromuz var. Her akşamüzeri trafik tıkanıklığı başladığında ambulans sirenlerinde artış oluyor sanki. İnsan ister istemez şüphe ediyor. Acaba bu araçlar farklı amaçlarla mı kullanılıyor diye? Birileri trafiği ambulansla mı aşmaya çalışıyor yoksa acil hasta ve yaralılar bu saatlerde mi yoğunlaşıyor? - Süreyya Kesim