Dijital İletişimde Yeni Trend; GIF

15 Aralık 2015

GIF yani uzun adıyla The Graphics Interchange Format (Grafik Değiştirme Biçimi)… Jpeg ile birlikte dünyada en fazla tercih edilen fotoğraf saklama türlerinden biridir. PNG ve JPEG'den farklı olarak, GIF formatı piksel tabanlı animasyonların üretilmesine olanak tanır.

GIF için sosyal medyanın son zamanlarda en sık tercih ettiği içerik türü de diyebiliriz. Öyleki her gün 23 milyon GIF içeriği Tumblr üzerinde paylaşılmakta, Facebook Messenger’da günlük 5 milyon kez GIF içerik kullanılmakta ve Slack gibi bir mesajlaşma araçlarında bu sayı aylık 2 milyon’u bulmakta…

Peki insanların bu kadar fazla GIF içerikleri kullanması neden kaynaklanıyor? Aslında olayın özünde eğlence ve bilgi var. Görsel bazlı içeriklere kıyasla GIF’ler duygunun veya bilginin karşıya geçirilmesi noktasında çok daha etkili.

Teknik olarak karşılaştıracak olursak; GIF’ler birden fazla fotoğrafın arka arkaya koyulmasından da oluşabileceği için tek bir gönderi de kullanıcılara birden fazla fotoğrafı gösterebiliyorsunuz. Dolayısıyla kullanıcıları birden fazla fotoğrafın olduğu albümde gezdirmek yerine bir sefer de daha verimli bir kullanım sağlamış oluyorsunuz.

Yine teknik olarak videoların GIF’e çevrilmesi de video karşısında GIF’in yaygınlığını arttırmaktadır. Zira videolara kıyasla kapladığı yer daha az olmakla beraber videoların bir media player (ortam çalıştırıcı) ile yürütülebilmesi ve bu alanlarda da bol miktarda reklamlarla karşılaşılması GIF kullanımının video kullanımından daha cazip hale gelmesine ortam sağlamakta.

Peki siz sosyal medya kanallarında neden GIF kullanmalısınız?

1. Bazen gönderilerinize kişilik katmak isteyebilirsiniz. Bu müşterilerinizle samimiyet kurmak için iyi bir yöntemdir. İşte bu durumlarda GIF içerikler işinize yarayabilir.

2. Ürünlerinizi ve/veya ürünlerinizin kullanımını daha iyi anlatmak için tasarımcınızın başında ‘görsele şunu da ekle, bunu da koyalım, logoyu da büyüt’ gibi anlamsız isteklere girmenize gerek yok. Zira yeni pazarlama anlayışında ’anlamlı boşluklar’ diye bir durum var. GIF kullanarak tek dokunuşta çok şey anlatabilirsiniz. Ürün detaylandırma ve açıklama noktasında GIF’ler çok etkilidir.

Yazının devamı...

Yeni Pazarlama Geleneksel Değil Dijital

10 Aralık 2015

Son yıllarda hemen hemen tüm pazarların global bir hal almasıyla daha rekabetçi ve daha dinamik reklam ve pazarlama metodlarını görür olduk. Tabi ki bu gelişmede internettin hayatımızda bir çok boşluğu doldurması veya başka bir deyişte yaşantılarımızı kolaylaştırmasının etkisi yadsınamaz.

Eskiden lügatımızda olmayan bir çok kelime - deyiş artık birer pazarlama argümanı olarak literatüre girmeye bile başladı. (Google’lamak, tweet, mention, snap, facetime, Facebook vb.) Hal böyle olunca da her yeni çıkan sosyal medya aracı artık markaların hemen adapte olmak zorunda olduklarını hissettikleri birer platform olmaya başladı. Markalar bu platformları son kullanıcıya dokunabildikleri yeni bir mecra, yeni bir fırsat kabul olarak ediyor.

Sosyal platformlar dışında internet altyapısını kullanan bir çok dijital mecra da kullanılıyor. (E-bülten, e-posta, websitesi, mobil uygulama vb.) E tabi yılların eskitemediği reklam platformları televizyon ve radyolar da internete ayak uydurmaya, tüketiciden kopmamak adına adapte olmaya gayret ediyor.

İletişim artık dijital bir hal almaya başladı ve bu dijital iletişimin de kendi kuralları kendi dinamikleri belirginleşerek markaların karşısına dikildi.

Sosyal medya araçlarından websitelerine, e-kitaplardan televizyonlara kadar kullanılan tüm platformlarda tüketiciye verilen bir mesaj vardır. Ve bu mesajın da nihai hedefi ‘satın alma’ eylemidir. Bu bazen bir parfümdür, bazen çikolata bazen de bir bilgidir…

Eskiden geleneksel reklam kanallarında bu eylem ‘Ali ata bak’ kadar basit bir şekilde yapılırdı. Tüketici tercih / araştırma / karşılaştırma seçeneği olmadığı için bu mesajı hemen kabul eder ve hızlıca satın alma eylemine geçerdi. Günümüzde ise internetin gücü ile tüketicilerin araştıran, öğrenen, karşılaştıran birer ‘ateş parçası’ olduğunu ve yenlilikçi pazarlama kanallarında bu yöntemin tutmadığını görüyoruz. Artık mesele Ali’ye ata bakmasını söylemek değil Ali’ye atı, atçılığı anlatmak ve sevdirmek. Belki de bunu yaparken tüketiciye Ali’nin en sevdiği film karakterinin ağzından yapmak veya Ali’nin tuttuğu takımın taraftarına bir marş söyleterek yapmak ya da Ali’nin mail kutusunda gördüğü bir e-bülten vb.

Artık pazarlamada eskisi gibi basit süreçlerimiz yok. Daha çeşitli platformlar, daha kullanıcı odaklılık arz eden mesajlar, daha güven hissi uyandıracak duruş, daha öğretici ve kanaat liderliği yapan marka dili ve her geçen gün artan ‘daha’ lar…

Korkmayın korkmayın! Tren henüz kaçmış değil. Siz de ayak uydurabilirsiniz bu sürece… Bir an önce odaklanmanız gereken 2 şey var. Birincisi ürününüz veya hizmetinizin kalitesi. İkincisi ise müşterileriniz.

Yazının devamı...

3 Adımda Yeni Bir Başlangıç

10 Aralık 2015

Yerel İşletmeler İçin Sosyal Medya Rehberi başlıklı yazımı yayınladıktan sonra bir çok küçük işletmeden e-postalar aldım. Genelde yazımı okuduklarını ve uygulayacaklarını belirten teşekkür mahiyetinde e-postalardı bunlar. Ancak içlerinden biri vardı ki kısa ve öz bir perspektiften değerlendirme istiyor gibiydi. Bir başka deyişle ‘o rehber yazısındakileri yapacağım da daha başka bir değişim lazım bana ama ne?’ der gibiydi.

Bu yazı da üzerindeki ataleti atmak, yeni bir başlangıç yapmak isteyenlere gelsin o halde…

1. O KAFAYI Bİ DEĞİŞTİR ÖNCE!

Evet yanlış okumadınız. Önce sizin bir kafanızı yani düşünce yapınızı değiştirmeniz gerekiyor. Hala kafanıza başkalarının ne diyeceğini, ne düşüneceğini takıyorsanız o kafanın size bir yararı olmaz. Atın ve yenisini alın.

Öyle bir yeni kafa olsun ki; bugüne kadar yaptıklarınızı tekrarlamayan, yeniliklere açık, Müslüman mahallesinde salyangoz olmasa da karides satmayı düşünebilen, yaptığı icraatı çocukluk arkadaşı dalga geçti diye 2 günde vazgeçmeyecek bir zihne sahip olsun.

2. PAZARLAMADA KENDİNLE BAŞBAŞASIN, BUNUN FARKINDA OL!

Pazarlama küçük ölçekli işletmeler için fikir kadar önemlidir. Bu nedenle markanızın pazarlamasını başkalarının ellerine bırakmaktansa kontrolü ele almalı ve yarattığınız markayı olması gereken yere konumlandırmalısınız. Böylece yaptığınız her değişiklik, attığınız her adım önce size yansıyacak ve her olumlu gelişmede işinize daha çok sarılacaksınız.

Yazının devamı...

Bu İnsanlar Nereye Soracak?

25 Kasım 2015

Geçtiğimiz günlerde Twitter kendi platformu içerisinde kulanıcıların daha sık etkileşim yapmasını sağlamak hedefiyle ‘anket’ uygulamasını devreye alarak büyük bir atılım yaptı. Bu özellik Türkiye pazarında da hızlıca kabul gördü ve özellikle popüler hesaplar takipçilerine sıkça sorular sormaya başladı. Medya kuruluşları, markalar, parodi hesaplar derken anket uygulaması bir hayli ilgi gördü.

Twitter’da anket önce sadece 2 seçenekle başladı. Şimdilerde +2 şıklı olarak da yapılabiliyor ve fotoğraf ekleme (ne soruya ne cevaplara) özelliği henüz mevcut değil. Buna rağmen bu kadar ilgi görüyor olması sosyal medyada ‘soru-cevap’ ihtiyacının bir kez daha farkına varmamamıza imkan sağladı.

Sosyal medyada bu gibi gelişmeler online habitatın yavaş yavaş yerine oturması adına da fikir veriyor bizlere. Belli ki kullanıcı soru sormak ve merak ettiği konularda nabız yoklamak istiyor.

Peki Twitter bu ihtiyacı tam anlamıyla karşılayacak bir özellik mi devreye aldı? Twitter bir soru sorma mecrası mı olacaktı da anket özelliği eklendi? Böyle bir amaçları olduğunu hiç sanmıyorum. Zira anket uygulaması başlı başına bir sosyal platform olacak kadar genişletilebilir bir alan.

Rahmetli Steve Jobs’un da yıllarca vermeye çalıştığı mesaj gibi ürün ne kadar basitleşirse/sadeleşirse o kadar mükemmelleşiyor. O nedenle Twitter sadece bu işi yapmayacaksa -ki mümkün değil- kullanıcının kafasında deli sorular belirmesine yol açıyor, benden söylemesi.

İYİ DE BU İNSANLAR NEREYE SORACAK?

Son yıllarda neredeyse her ihtiyaca bir sosyal platform düşüyor diyebiliriz. Videolar için Youtube'a, fotoğraflar Instagram'a, fikir paylaşımları Twitter'a... Peki sorular nereye? Bu konuda renksiz ve eğlencesiz birkaç araç dışında pek alternatif bulunmuyor. Aslında ‘bulunmuyordu’ demek daha doğru olur sanırım.

Ağustos 2014’te üniversiteden arkadaşım Güney Can Gökoğlu’nun da kurucuları arasında yer aldığı

Yazının devamı...

Yerel İşletmeler İçin Sosyal Medya Rehberi

20 Kasım 2015

Sıklıkla rastladığım yanlış uygulamalardan dolayı bu yazıyı yazma ihtiyacı duydum. Küçük esnaf, lokal işletmeler sosyal medyayı nasıl kullanmalı nasıl kullanmamalı? Bizim Bakkal, Berber Hüseyin abi, Manav Hayri, Kuaför Emine, Emektar halı saha ve daha bir dolu yerel işletmeye ilaç gibi gelecek, onların sosyal medya ile imtihanında yalnız olmadıklarını hissettirecek bir rehber yazısı başlıyor...

1. HER İŞİN BAŞI HEDEF

Öncelikle müşterilerinizi tanımlamalısınız. Hizmet verdiğiniz veya ürün sattığınız kişiler kimdir? Onları nasıl tanımlarsınız? Hangi yaş gurubu? Hangi belirgin özellikleri mevcut? Bunlar sadece sosyal medya pazarlamasında değil her türlü satış - pazarlama faaliyetinde size yardımcı olacak değerlerdir. O nedenle bu konuda her detayı not etmelisiniz.

Hedef müşteri kitlenizi en güzel tespit etme yolu gözlemlemek ve sorular sormaktır. Sık sık iş yerinizi tercih eden kişilerle görüşün, onların fikirlerini sorarak hedef kitlenizin yaşam şekline dair bilgiler almaya gayret edin. Ancak bunu onları belirli bir cevaba veya konuya yönlendirmeden -objektif- olarak yapın.

İş yerinizin yakınlarında belirgin topluluklar varsa ve sizin hizmet/ürünlerinizle eşleşiyorsa veya o gruplara yönelik ürün/hizmet çıkarma planınız varsa bu çok iyi bir fırsat demektir. Hemen o toplulukla alakalı detaylı bilgi toplayın. Giriş çıkış saatleri, yemek ve mola saatleri, ortalama yaş aralığı, cinsiyet dağılımı, o bölgeye ulaşım yöntemleri ve buna benzer bir dolu sorunun cevabını almaya gayret edin. Bu topluluk bir okul, devlet kurumu, şirket veya şirketler kümesi, güvenlik güçleri hizmet binası, sosyal tesis vb. olabilir. Önemli olan bu topluluğu iyi gözlemlemeniz ve tanımanız.

2. DIŞ GÖRÜNÜŞÜNÜZ

Daha önceki

Yazının devamı...

Sosyal Medya Gerçek Değil!

4 Kasım 2015

18 yaşında ve bir internet fenomeni olan Essena O’neill’dan bahsedeceğim bugün size. Bu kızımız bir model ve sadece Instagram hesabından fotoğraflarını 620 bin civarındaki takipçisiyle payşalarak ayda binlerce dolar para kazanıyordu. Kazanıyordu diyorum çünkü bu geçtiğimiz hafta Essena’nın aldığı bir kararla değişiverdi.

Not: YouTube kanalında 260 bin, Snapchat’te 60 bin takipçisi var...

Güzel model Instagram hesabındaki 2000 fotoğrafını bir çırpıda siliverdi. Ardından hesabın adını da ‘Sosyal medya gerçek hayat değildir’ olarak değiştirdi. Herkes neler olduğunu anlamaya çalışırken genç kız binlerce beğeni almış, takipçilerinin tekrar tekrar baktığı o fotoğrafların gerçek hikayelerini, arka planlarını, ‘aslında’ larını paylaşmaya başladı.

Kendi deyimiyle o fotoğrafların arkasındaki gerçeği anlatan yeni paylaşımlar yapmaya başladı. Ve bu değişimin/hareketin daha da yayılması için ‘Let’s be game changers’ sloganıyla bir websitesi açtı.

Websitesine buradan ulaşabilirsiniz.

O’neill’ın 27 Ekim günü bir Instagram gönderisinde yazdığı şu cümleler çok çarpıcı;

“Farkında olmadan zamanımın büyük çoğunluğunu sosyal medyaya, sosyal kabul görme, sosyal statü ve fiziksel görünüşüme bağımlı olarak harcamışım.”

“Sosyal medya, özellikle de benim kullandığım şekliyle, gerçek hayat değil. Sosyal medya sosyal kabullere dayalı bir sistem. Beğeniler, görüntülenme, takipçi sayısındaki artış… Bunlar mükemmel bir uyumla yönetilen ben merkezli yargılama yöntemlerinden ibaret”

Yazının devamı...

Networking ve Mobil İstanbul

3 Kasım 2015

Network teriminin gerçek anlamı birden fazla bilgisayarın birbiriyle iletişim halinde olması yani bir ağ oluşturulmasıdır. Son zamanlarda sıkça duyduğumuz networking ise, insan ilişkilerinde bir kişiden başka bir kişiye bilgi, fikir ve ilişki aktarmak anlamı taşır. Genelde bu aktarım ‘çıkar gözetmeksizin başkalarına yardım etme’ düsturuyla yapılır.

Bu terim bir kişinin diğer kişiyle tanıştırılarak yukarıda söylediğim düsturla ilişki kurması için de kullanılmaktadır. Günümüzde bir çok etkinlik bu nedenle yapılmakta lakin maalesef ’kartvizit alışverişi’ şovuna dönüşmüş bulunmaktadır. Ben olayın kartvizit alışverişine indirgenmesini çok doğru bulmuyorum. Doğru bulmasam da bu şekilde iş ağını genişleten, zaman, para ve enerji kazanan kişilerin olduğunu itiraf etmeliyim. Kartvizit mutlaka lazım ama sadece buna indirgenmesi akılda kalıcılığı negatif yönde etkiliyor. En azından benim için öyle.

Kuvvetli ve sağlıklı bağlantıları olan insanlar çok daha az uğraş ile normalde yapabileceklerinden fazla işler yapabilirler. Ben Adana’da yaşadığım yıllarda bunun ne kadar gerekli olduğunu çok sıklıkla hissetmiştim. Kurduğunuz ilişkiler size yeni bağlantılar ve yeni destek ekipleri yaratıyor. Tek bir telefonla işinizi çözen veya rahatlatan, bir kaç adımı tek bir seferde atmanızı sağlayan bir ağdan bahsediyorum. İhtiyacınız olmadığı esnada bu ilişkileri kurarak aslında hep o ihtiyaç gününe hazırlık yapmış olursunuz. Tabi bu esnada size gelen yardım talepleri de ‘networking’in sizin tarafınıza düşen yardım etme aksiyonunu temsil edecektir. Manevi hazzını kesinlikle yaşayacağınız bir durum.

NETWORKING NASIL YAPILIR? BİR KRİTERİ VAR MIDIR?

Networking esnasında daha çok göz teması kurmak, konuyu istediğiniz yönde ama çok da alakasız olmadan yönlendirebilmek ve nihai amacınızın ‘yardımlaşma’ olduğunu bilerek/göstererek hareket etmek alacağınız verimi ve faydayı maksimum seviyeye çıkaracaktır. ‘Networking’i iş bulma fırsatı, para kazanma yöntemi, bir şey satma aracı olarak gördüğünüz anda diğer kişilerce farkedilirsiniz ve ‘networking’in olumlu sonuçlarından faydalanamazsınız. Eğer gerçekten paylaşım esasıyla hareket edebilirseniz zaten kariyer planlamanızda, yeni iş olanakları bulmakta veya yeni müşteri/ilişki kurmakta ‘networking’in etkisini hissedebilirsiniz.

İyi bir networking için doğru etkinliği seçmeniz ve ön hazırlık yapmanız şart. Verimli olabileceğini düşündüğüm bir etkinlikten bahsedeceğim yazımın sonunda. Ancak şu ön hazırlık konusunu biraz detaylandıralım. Etkinlik nerede, kimler katılacak, sizi kim davet etti veya nereden duydunuz, nasıl giymelisiniz, katılımcılar arasında tanışmak istediğiniz kimler var, tanıdıklarınızdan kim var, konuşmayı düşündüğümüz konu ile alakalı sohbet tıkanırsa devam etmesini sağlamak için elinizde neleriniz var? Bunları kendinize sorun ve hatta kalem kağıt alıp yazın, çalışın. Zira networking bir sohbet muhabbet ortamı değildir. Ciddiyet ve disiplin gerektirir -tabi çok da kasıntı olmadan-

Yazının devamı...

E-ticarette Başarı İçin 7 Altın Kural

28 Ekim 2015

Amerika’da bir kitap dikeyi ile ilk tohumları atılan, şimdilerde ticaretin yeni yüzü olarak addedilen e-ticaret yani elektronik ortamda ürün/hizmet satışı son zamanlarda hemen hemen herkesin konuştuğu, tartıştığı oldukça popüler bir alan.

Elektronik ticaretin popüleritesi ister istemez birçok insanın merakını cezbediyor ve tabi buna bağlı olarak da bir çok girişimci hali hazırdaki işini elektronik ortama taşımak istiyor. Henüz hiçbir ticari girişimi olmayan, sanal ortam ile ticaret hayatına başlamak isteyen e-girişimcilerin sayısı da hatrı sayılır oranda işin aslı.

Peki bu denli ilgi-alaka ve teşebbüs ne kadar başarılı sonuçlar doğuruyor dersiniz? İnternetten para kazanmak zannedildiği kadar kolay mı? E-ticaret firmalarının temel yanlışları neler? Neyi, nasıl yapmalılar ki başarılı olabilsinler?

Tüm bu soruların cevabını e-ticaretin 7 altın kuralı olarak isimlendirdiğim maddelerde bulacaksınız;

1. İşin başındaki ‘E’ yi unutun. E-ticaretin geleneksel ticaretten çok da farkı yoktur.

Ticaretle uğraşmamış ama bir e-ticaret girişimine teşebbüs eden insanların genel hatası ticaretin kurallarının elektronik ortamda yer almadığını düşünmeleridir. Müşteriyi görmediğiniz, para alırken pazarlık yapılmayan, bir çok kuralı sizin belirlediğiniz doğru. Ancak işin özünde geleneksel ticaretin kuralları geçerlidir. Eğer daha önce ticari bir işiniz olmadıysa veya ilginiz yoksa sakın e-ticarete girişmeyin.

Yazının devamı...