Gönülsüzler zirvesi

Eklenme Tarihi13.07.2018 - 23:17-Güncellenme Tarihi13.07.2018 - 23:17
Bu hafta Brüksel’de gerçekleşen NATO zirvesi epey tantanalı geçti. Artık iyice gördük ki ne NATO aynı NATO ne dünya aynı dünya.

ABD-Avrupa yarığı

Düşünün ki NATO’nun öncü ülkesi ABD’nin Başkanı, daha zirve başlamadan Twitter üzerinden başladı İttifak’a saldırmaya. Zaten 2 yıldır sürekli “NATO’ya daha çok savunma bütçesi ayırın” diye eleştirdiği AB ülkelerini iyice köşeye sıkıştırdı. Hatta zirvenin sabahı kahvaltı yaptığı NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’e, “Almanya Rusya’nın esiri oldu!” diye şikâyet etmeye kadar işi vardırdı.

Bundan kastı, Almanya’nın enerjisinin yüzde 70’ini Rusya’dan karşılıyor olması. Oysaki Trump’ın kendisi Putin’le “şaibeli” ilişkileri nedeniyle mercek altında. Ayın 16’sında da Rusya lideriyle baş başa görüşecek. Anlaşılan o ki derdi Avrupa’nın Rusya’yla arasını açmak; Rusya’nın etinden, sütünden, yününden sadece kendisi yararlanmak.

***

Avrupalı liderler de artık iyice rahatsız. Avrupa Konseyi Başkanı Tusk’ın zirveden önce, “Sevgili Amerika, müttefiklerinin değerini bil. Sonuçta o kadar da fazla müttefikin yok. Lütfen bunu özellikle Putin’le bir araya geldiğinde hatırla”
demesi de bundan.

Gerçi Transatlantik İttifakı’ndaki bu yarık hiç de taze değil. Hatırlayın: 11 Eylül saldırıları sonrasında dönemin ABD Başkanı George W. Bush, Irak işgalinde NATO’yu yanında bulamamıştı. Özellikle Fransa ve Almanya, bu işgale karşı çıktılar. Bush da bunun üzerine ona katılan 49 ülkeyle birlikte “Gönüllüler Koalisyonu”nu kurmuştu. Bunun üzerine dönemin ABD Savunma Bakanı Rumsfeld de, “eski ve yeni Avrupa” ayrımını yapmıştı. Buna göre ABD’nin Irak politikasını destekleyen Avrupa ülkeleri, “yeni Avrupa”ydı!

Değişen ittifaklar

Kıssadan hisse; ABD ve Avrupa arasında zaten bir süredir beliren ama Trump geldiğinden beri iyice açılan uçurum, bu zirveyle artık iyiden iyiye gün yüzüne
çıktı.

Ne var ki NATO’nun eriyor olması, sadece bu “Batı birliği”nin bozulmasından kaynaklı değil. 2. sebep de ittifakların değişmiş olması. Bugün sadece belli hedefler için kurulan geçici ortaklıklar hakim. Meşhur Polonyalı sosyolog Zygmunt Bauman bunlara “sıvı koalisyonlar” diyordu.

Şöyle ki: NATO, 1949’da Soğuk Savaş döneminde Sovyet Bloku’na karşı kuruldu. Ama bugün tehdit tek bir devlet ya da belli bir coğrafi bölge değil. NATO ülkelerinin kendi içlerinde farklı güvenlik kaygıları var. Kimi için tehdit Rusya iken, kimi için göçmenler. Böyle olunca da farklı tehditler etrafında farklı ülkeler kümelenip geçici koalisyonlar kuruyorlar. Bugün aslında rakip olan ABD ve Rusya’nın bir yandan koordinasyon içinde olması da bunun bir sonucu.

***

Dahası, bugün zaten ortada “gönüllü” ülke yok! Artık ABD kendisi bile Irak ve Suriye’de savaşmıyor. Zira Batı’nın ağzı Afganistan ve Irak savaşlarından fena yandı. O yüzden askeri yükü tamamen YPG gibi “taşeron güçler”e yıkmış durumdalar.

NATO’nun yaşadığı bu değişim bizim için ise bir bakıma avantaj. Çünkü farklı ülkelerle farklı tehditler etrafında iş birliği yapmamıza kapı aralıyor. Hem de Rusya ile ortaklığımız -her ne kadar çelişkili gibi görünse de- bu şartlarda elimizi güçlendiriyor.

***

Bush’un Ulusal Güvenlik Danışmanı James Jones, 2005’te şöyle demişti:
“NATO Soğuk Savaş sonrasında arafta kaldı. Afganistan müdahalesi de NATO’nun hâlâ bir anlamı olduğunu  ispat etmek için bir fırsattı.” Bu zirve de iyice açığa çıkardı: Bu nafile anlam arayışları artık geride kaldı.