İKTİSAT YETERLİ DEĞİL

Dünyanın en etkili ekonomistleri arasında gösterilen Prof. Dr. Emre Alkin, “İktisattan Çıkış” kitabında, dünya ve Türkiye ekonomisine dair çarpıcı ve rahatsız edici söylemlerde bulunuyor.

Diyor ki: Güçlü devlet, sağa sola tehdit yağdıran devlet değildir. Adaletli, meselelere soğukkanlı yaklaşan, fikri her zaman sorulan, herkese eşit mesafede, gerekirse dostunu uyaran, dışa bağımlılığı ölçülü, vatandaşları özgür ülkeler için “güçlü” denebiliyor.

Diyor ki: Küresel şirketlerin dünyada giderek artan işsizliği en önemli risk faktörü olarak değerlendirdikleri görülüyor. Çünkü işsizler ordusu büyüdükçe, mal ve hizmetlerin satılması zorlaşıyor. Talep giderek azalıyor. Efektif talebin önünde bir engel olan işsizlik “iş yapmanın önündeki 10 risk” listesinde birinci sırada yer alıyor.

Yatırımcı beklentisi

Diyor ki: Yatırımcıların ikinci sırada en çok çekindikleri risk “devlette yönetişim problemi” olarak ifade ediliyor. Devlet yönetimindeki zafiyetler ve problemlere doğru/yeterli müdahalede bulunulmaması, güçler ayrılığında zayıflama, en çok korkulan riskler içinde başlarda yer alıyor. Türkiye’de devlet yönetiminde zaman zaman ortaya çıkan zafiyetler, tüm faaliyetleri merkezden yönetme çabaları, küresel yatırımcıların Türkiye’den uzak durmasını gerektirecek bir atmosfer yarattı.

Diyor ki: Enerjiye bağımlılık da yatırımcıların önemsediği bir risk unsuru. Türkiye gibi ülkelerdeki yüksek ithal kaynak bağımlılığı sebebiyle, enerji fiyatlarında şok edici bir yükseliş olursa, işlerin duracağı konusunda herkes hemfikir. Çünkü böyle bir durum cari açık, enflasyon ve diğer bozulmaları beraberinde getiriyor.

Mali kriz riski

Diyor ki: Kamu maliyesinden ve borçlardan kaynaklanacak yeni bir dalganın sistemi çökerteceğine dair yorumlar tekrar gündeme gelmiş durumda. Kamunun giderek artan nakit ihtiyacı, bunu finanse etmek için özel tasarrufları hedef alıyor olması, yabancı yatırımcıyı en tedirgin eden durumların içinde 4. sırada yer alıyor.

Diyor ki: Yüksek teknolojinin hayatımıza girmesi ve firma operasyonlarının dijital omurgalar üzerinde devam ediyor olması, “siber saldırı” riskinin listede 5. sırada yer almasına yol açmış gözüküyor. Küresel yatırımcılar, hassas verinin başkaları tarafından ele geçirilmesi, sistemlerin ani şekilde durması, maniple edilmesi veya başkalarına haksızca fayda sağlayacak şekilde kullanılmasına karşı, oldukça hassaslar. Hatta, yatırım yapılacak ülkenin hukuk sisteminin, söz konusu riskler konusunda duyarlı olup olmadığı da ince elenip sık dokunan konular arasında yer alıyor. Türkiye’nin bu konuda kötü bir geçmişi yok.

Ayrıca, küresel yatırımcılar ve iş insanları, bir ülkede derinleşecek sosyal huzursuzlukları iş ortamının en büyük tehlikelerinden biri olarak tanımlıyorlar.  Sosyal huzursuzluk, bugünlerde AB ülkelerine de sıçramış durumda.

Diyor ki: “Kritik öneme sahip altyapının çökmesi olasılığı”, yani ulaştırma, iletişim, enerji, su gibi altyapıların düzgün çalışıp çalışmadığı, yatırımcıların bir ülkeyi tercih etme sebeplerinin başında geliyor. Eğer havalimanları, telekomünikasyon, internet ağı, GSM şebekeleri, elektrik, doğalgaz, ısınma ya da soğutma gibi hem çekirdek hem de konforla alakalı işlevlerin aksayarak çalıştığı durumlar yaşanıyorsa, o ülkeye yatırımcının uğraması pek mümkün değil.

Son madde ise “terör saldırıları” olarak tarif ediliyor.

Sonuç...

Türkiye yukarıda bahsedilen maddelerden ilki olan “işsizlik” endişesini haklı çıkarıyor. Devlette var olan yönetişim problemi “risk” kategorisinde değerlendirilemez; ancak iç ve dış siyasette doğru adımlar atılmazsa bu zafiyet derinleşebilir. Unutmayalım, güçler ayrılığı prensibinden kopmak yatırımcı için ciddi bir risk unsuru teşkil ediyor.

Türkiye kalite/fiyat rekabetinde yer alan, daha fazla üreterek büyümeye çalışan ama kalkınmanın gereklerini yapmayan bir ülke. Özetle, çözüm üretmiyor sadece mal ya da hizmet üretiyor; ancak sonuç olarak değer yaratamıyor. Piyasa mekanizmasına ve demokrasiye inandığımızı göstermek iyi bir başlangıç olacaktır.