PARİS 1919

Birinci Dünya Savaşı’nı bitirme amaçlı barış görüşmeleri, Ocak-Temmuz 1919 tarihleri arasında, Paris’te yapıldı. Kurulması düşünülen Yeni Dünya Düzeni’ni şekillendirmek üzere ABD Başkanı Woodrow Wilson, 14 Maddelik ünlü prensiplerini açıklamıştı. Bu prensipler arasında, Anadolu’da Türklere bırakılacak olan, deniz kıyısı bulunmayan bir bölge de vardı. Bu bölgede dahi, azınlıklara otonomi verilmesi isteniyordu. Yine, savaş olmadan sorunların çözülmesini amaçlayan, bir Milletler Topluluğu (League of Nations) kurulması da öngörülüyordu.

Konferansın ikinci güçlü ismi İngiltere Başbakanı David Lloyd George, Türk düşmanı ve Yunan sempatizanı olarak biliniyordu. İzmir ve Ege Bölgesi’nin (mümkünse tüm Anadolu’nun) Yunanlılara bırakılması fikrinin neden olduğu Türk-Yunan Savaşı olarak tarihe geçen İstiklal Savaşımız, Lloyd George’un desteği ile başlamıştı. Yunanlılar, yalnız Batı Anadolu’yu değil, Arnavutluk’u da istiyordu. İstanbul, başkentleri olacaktı. Bu isteklerin adı “Megali Idea” olarak anılır. (“Megolamani” sözcüğü aynı kökten gelmektedir.)

Lloyd George’un torunu, Toronto Üniversitesi Profesörü Margaret MacMillan, “Paris 1919” isimli kitabında, bütün bunları anlatıyor. Lloyd George, yanında ünlü iktisatçı John Maynard Keynes’i, Çanakkale Savaşı’nı kaybeden ve bu yüzden Türklere karşı çok hınçlı olan Winston Churchill’i, Ortadoğu’daki Arap topluluklarını Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklandıran Lawrence of Arabia’yı da getirmişti.

En zor konular

Konferansta sınırları cetvelle çizilen ülkeler, Kosovo, Ermeniler ve Kürtlerle ilgili bölgeler ile Yahudi Devleti’nin kurulacağı yer en zor konular oldu. Zaten, bu konular tam olarak çözülemedi. Sorunlar hala devam ediyor. Ne Miletler Cemiyeti’nin çalışacak biçimde oluşturulması ne de azınlık sorunları çözülemedi. Fransız Başbakanı Clemenceau, çözülemeyen sorunlar için “Savaşmak, barışmaktan kolaymış.” cümlesini söylemişti.

ABD, İngiliz ve Fransızlara göre, Rus, Avusturyalı ve Türk diplomatlar, kendilerini savunmaktan acizdi. Ekonomileri o denli kötü idi ki, bu ülkeler ancak “manda (mandate)” ile yönetilebilirdi. İstanbul’da bazı entelektüeller tarafından “Amerikan Mandası Cemiyeti (Wilsonian Principles Society)” kurulmuştu.

Fransa, ABD ve İngiliz desteği olmaksızın hiçbir şey yapamayacağını, Almanya’da Hitler rejimi başa geçince iyice anladı. Savaş sırasında, Arap Lawrence’den, İngiltere ve Fransa’dan Prens Faysal’ın hâkimiyetinde bir krallık oluşturulacağı sözünü alan Araplar; İngiliz ve Fransızlar Ortadoğu’dan çekilmek istemeyince, hayal kırıklığına uğradılar.

Türkler kandırılıyor

Osmanlı Devleti’ni Paris’te Deniz Kuvvetleri Bakanı Hüseyin Rauf temsil etti. İngiliz Amiral Arthur Calthorpe, Hüseyin Rauf Bey’i kendi gemisiyle Ekim 28’de Fransa’ya getirip; iyice ağırladı. Hüseyin Rauf Bey, önüne getirilen her şeyi imzaladı. Çünkü belgede yazılmış olsa bile, İstanbul’un işgal edilmeyeceği sözünü almıştı. Hüseyin Rauf Bey, İstanbul’a indiğinde gazetecilere verdiği demeçte, “Bir düşman askeri bile İstanbul’a ayak basmayacak.” dedi. Ertesi gün İstanbul işgal edilmeye başlandı. Hüseyin Rauf bu durumu, “Fransız ve İngilizlerin sözlerine hep güvenirdim. Demek ki, hata etmişim.” biçiminde açıklayacaktı.