PazarRSS
20.03.2010 - 18:13

Yunanistan’da son durum

Sitene Ekle
.  |  İlber Ortaylı Tüm Yazıları »

Yunan halkı kafeleri, tavernaları doldurmaya devam ediyor. Gösteriler var ama fazla kalabalık değil. Komşudaki sıkıntıyı neden bizim medyamız bu kadar abartarak veriyor, anlamak mümkün değil

Çağdaş Yunanistan’ın müzik ilahelerinden ve Avrupa Parlamentosu eski milletvekillerinden Nana Mouskouri, Alman gazeteci Gerd Höhler’e verdiği demeçte; ülkesinin girdiği son krizi geçmiş yılların yanlış gelişmelerine, hükümetlerin sadece değişip yenilenmemesine, örtbas edilen skandallara bağlıyor: “Yunanlılar suçu başkalarına atmaya bayılır. Şu 14 aylık maaşı ele alalım. Avrupa’da hangi ülkede bolluk var? Kim bunu ödeyecek?” diye soran Mouskouri, herkesin kazandığının bir kısmını geri vermesini istiyor. Nana, aldığı emekliliği geri vermeye başlamış. Cumhurbaşkanı Papulyas dahil bazı politikacılar ve yüksek yöneticiler de böyle jestlere girişmişler. Şüphesiz ki yeterli değil, ama bir yol gösterme.
Oysa Yunan halkının böyle jestleri izlemeye hatta üzerinde düşünmeye bile hiç niyeti yok görünüyor. Gündüz ucuzu ve pahalısıyla kafeler, akşamları her cins taverna lebaleb dolu. Sokaklarda hiç de öyle kalabalık olmayan protesto toplantı ve gösterileri var. Toplum polisi her köşeyi tutuyor; yalnız bizim bazı televizyon kanallarının abarttığı kadar çile çeken ve şiddetli tepki gösteren kalabalıkları görmek mümkün değil. Komşudaki sıkıntıyı böyle büyüterek yansıtmanın anlamı nedir bilmiyorum. Şayet bazıları oh olsun diyecekse, gerçekten de oh olsun diyecek durum var mı? O da görünmüyor.
Yunanistan’ın dış borcu karşılayacak yapısı yok
Yunanistan’da gayrisafi milli hasıla yılın son çeyreğinde yüzde 0,8 geriledi. Halbuki aynı süre içinde AB ortalaması yüzde 0,1 oranında yükselmiş. Yunanistan’ın 2009 büyüme hızı nakıs yüzde 2.6. Geçen hafta Eurostat yani AB istatistik bürosu bu neticeyi ilan etti. Yunanistan’ın vaziyeti iç açıcı değil. Böyle bir ülke için 300 milyar avro dış borç vahim bir rakam. Üstelik Yunanistan’ın bu
rakamları karşılayacak bir üretim ve özgün sanayi yapısı da yok.
Şüphesiz Almanya başbakanının söyledikleri ve gazete sütunlarında söylenip yazılanlar Yunanlıların
fena halde sinirini bozuyor. Ne var ki bunu bazılarımızın kolayca yaptığı
gibi “Alaman” küstahlığına bağlamak doğru değil. Çünkü Yunanistan’ı da Yunanlıyı da en aydınından en ortalama insanına kadar Almanlar kadar okşayan bir başka toplum yoktu. “Yardım etsin, etmezse II. Dünya Savaşı’nda işgalde yaptıklarını tazmin etsinler” diyenleri ciddiye alan zaten yok.
Sokaklarda dişsiz gezen birtakım adamlar varmış!
Zaten Almanların kendi durumu meşkuk. Yunanlılar gibi protesto için sokağa dökülmüyorlar ama, emeklilik köşesine çekilmeyi düşünenler daha dört yıl işe devam etmek zorunda. Maaşlarını elde tuttuklarına şükrediyorlar. Birtakım ilaçları alamıyorlar. Sokaklarda birtakım dişsiz adamların dolaştığı söyleniyor çünkü Alman sağlık sigortacıları diş hekimlerine yapılan ödemeleri adamakıllı kesti. Kısacası herkes Yunanlılar kadar hiddetli.  
Protestolar ve grevler süreklilik kazanacağa benziyor. Şu sıra çöp toplanmayacak. Binaların duvarlarına “Hırsızlar” diye ibareler yazılıyor. Kime sorsan kendinden başka herkes hırsız. Ama tasarruf tedbirleri karşısında uzlaşan pek yok. Alman Der Spiegel Dergisi’ndeki bir röportajda Yunan turizm otoritelerinin adalar, kıyılar, mutfak ve güneşle krizi atlatacaklarına dair demeçler okudum. Bazı halde olaylar öğretici olabilir. Komşuda olan buraya da yansır. Herkesin böyle krizlerden az yaralanarak çıkmasını ummak lazım. 



Yunanistan halkının protesto gösterileri ve grevleri süreklilik kazanacak gibi görünüyor.


Martta iki önemli olay*
Birisi 1887, 24 Mart’tı. O tarihte Beyrut vilayetinin içinde bulunan Sidon’da köylünün birisi kuyusundaki bir göçüğü ihbar eder; ihbar İstanbul’a kadar ulaşır. Mahalli makamlar olaya el koyar. Çünkü Osmanlı topraklarında Tanzimat’tan beri bulunan bu tip eski eserleri merkeze bildirmek padişah iradesi gereği...
Sidon’da bulunan güzel lahitin heyecana sevk ettiği Osmanlı Hamdi Bey, Sidon’a koştu. Parçalanmış lahdi İstanbul’a naklettirdi ve dişçilerin kullandığı alçı ile tamir ettirdi. Onun için kimse bu lahdi yerinden oynatmasın. Belli ki Büyük İskender’in açtığı çığır bütün Doğu’yu etkilemişti. Helenizm yeni bir sentez yaşıyordu. Bu muhteşem lahit, Büyük İskender’in hayat ve icraatını naklediyor. Daha güzel bir savaş sahnesi bu şekilde mermere kazınamaz. İskender’in hayranı olan Sidon krallarından birinin lahdi olduğuna şüphe yok. Birkaç yıl içinde tamamlanacak Osmanlı Asar-ı Atika Müze-i Humayun’u (yani Arkeoloji müzemiz) Vallaury tarafından gene o müzenin en muhteşem parçalarından “Ağlayan Kadınlar” lahdi model alınarak tersim edilmiştir. 

Bir Arkeoloji Müzesi daha
Nankör ve bilgisiz torunlarının aksine, Osmanlı bürokrat ve okumuşları kalıntıları derleme, değerlendirme ve teşhir dönemine girmiştir. Topkapı Sarayı’nın bahçelerinde aynı avlu etrafında yer alan Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk’ü bu gözle gezmeniz tavsiye olunur. Bilmeliyiz ki, imparatorluktan elde ettiğimiz kalıntılar burada tutulmalı, buraya sığması mümkün olmayan yeni buluntular için İstanbul’da başka bir muhteşem Arkeoloji Müzesi inşa edilmeli. 

Mahkumlar toplanmaya başladı
Mart ayının bugünlerinde 1933’te Münih yakınlarında Dachau Konsantrasyon kampı mahkumları toplamaya başladı. Nazizm’in hoşlanmadığı herkes oradaydı: Komünistler, sosyal demokratlar, liberaller, sendika liderleri, Nazi emirlerine boyun eğmeyen işadamları, Yahudiler, sosyalistler ve Kristal Gece’nin hemen ertesinde 10 Kasım 1938’de tevkif edilen binlerce Avusturya Yahudisi.
Tanıdığım en mükemmel insanlardan Viyanalı Yahudi mühendis Rudolf Karlburger de bunların arasındaydı. Kendisi Yahudi komitesinin kurtardıklarının arasındaydı ama diğer üyeleri katledilmişti. Bana Dachau’yu anlatırken tedbirliydi, hâlâ şok içindeydi ve hatıralarını uzun zamana yayarak nakletti.
Uygarlık ve tarih sadece batının tekelinde değil. Bu yıl UNESCO’nun andığı portreler içinde Arkeoloji Müzesi’nin kurucusu Osman Hamdi Bey de var. Batı, müzeleri ile övünmeyi kendi has adletmesin. Konsantrasyon kampları da tarihi anıtlar içinde yer alıyor maalesef...
* İki olayın tarihini de Mümtaz Arıkan’ın “Tarihte Bugün” adlı kronolojisinden aldım. Değerli bir kitaptır; yanıldığını görmedim.

©Copyright 2010 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.