Geri Dön

'Benim gibi soğukkanlı karakterleri seviyorum'

“Yeni Hayat” dizisiyle setlere dönen Melisa Aslı Pamuk, “İnsan her zaman ne mutlu olabilir ne de üzülebilir. O hep pozitif roller bana sahte geliyor. Soğukkanlı karakterleri seviyorum çünkü kendimi de öyle buluyorum” diyor.

'Benim gibi soğukkanlı karakterleri seviyorum'
Özlem Ülkü / ozlem.ulku@milliyet.com.tr

 

Melisa Aslı Pamuk’un adını 2011 yılında Miss Turkey yarışmasında elde ettiği birincilikle duymuştuk. Daha o zaman hayalinin oyunculuk olduğunu söyleyen güzel, aradan geçen sürede yer aldığı projelerle hayatımıza bir yarışmayla girdiğini unutturdu. Son projesi “Yeni Hayat”la şimdi yeniden karşımızda. 3 Eylül Perşembe akşamı Kanal D’de başlayacak dizide başrolleri Serkan Çayoğlu ile paylaşan oyuncu, mart ayında yayına girmesi beklenirken pandemi nedeniyle ertelenen dizisiyle setlere geri dönmekten oldukça mutlu. “Kendimize reset attık” diyen Pamuk’la yeni projesini konuştuk.

- “Yeni Hayat” dizisiyle ekrana döndünüz. Karakteriniz Yasemin, hangi yönleriyle sizi etkiledi?

Yasemin’in hem kötü hem iyi yanlarının olmasını sevdim. Genelde ağlayan, iyi kızı izleriz başrolde. İlk defa sertliği gerçekten sert ama üzüldüğünde de o naifliği gördüğümüz bir karakter sunuldu önüme ve heyecanlandım. Yasemin güçlü bir kadın. Ben gri ve tekinsiz karakterleri seviyorum. Acaba ne yapacak diye düşündürmesi çok güzel. Gerçek hayattan biri gibi geldi. Sonuçta biz de her şeye gülmüyor ve ağlamıyoruz. Bazen dümdüz bakıyoruz ve hiç kimse o maskeyi anlamıyor.

- O maskeyi derken daha önce bir röportajınızda söylediğiniz, “Kendimi kalkanların arasına saklarım” dediğiniz geldi aklıma. Neden kendinizi göstermekten çekiniyorsunuz?

Maalesef yaşadığımız hayattan ötürü kendimizi korumamız, kalkan oluşturmamız gerekiyor. Duygularını, yaşadıklarını paylaşmaman gerekiyor. Bunun için ailen ya da en yakın arkadaşın var. Bu aslında biri zarar verdiği için değil kendini, psikolojini korumak için gerekli. Benim en özel halim evdedir veya en yakın arkadaşımladır ve bunu da herkes bilmek zorunda değil. Herkes sokakta maskeyle yürüyor. Hepimizin duvarları var. Ben kendime güvenli bir alan yaratıp, sevdiğim insanlarla dolduruyorum. Aslında hepimiz öyle yaşıyoruz; evde farklı, dışarda farklıyız.

- Diziniz beş ay önce tam yayına başlayacakken pandemi kriziyle karşılaştık. Ve birden durdu her şey. Şimdi yeniden “motor” kararı alındığında neler düşündünüz?

Durmak, hepimiz adına verilecek en güzel karardı. Bütün bu süreçle çalışmayı özlediğimizi anladık. Hâlâ dikkat etmemiz gerekiyor. Şimdi kaldığımız yerden devam ediyoruz. Herkes kendine bir reset atıp geri döndü. Güzel de bir dönüş oldu; birbirimize alıştık.

Benim gibi soğukkanlı karakterleri seviyorum

“AŞK İÇİN YAŞADIĞIM HER ŞEYİ DEĞİŞTİRİRİM”

- Pandemi hepimizin hayatında zorunlu değişikliklere neden oldu. Siz, nelere daha dikkat eder oldunuz? 

Ben o süreçte hemen ailemin yanına Hollanda’ya döndüm ve onların ne kadar önemli olduğunu tekrar tekrar anladım. Aslında böyle zorlu süreçlerde sorguluyorsun hayatı ve ailenin, sevginin, desteğin, stabil ve huzurlu bir hayatın ne kadar kıymetli olduğunu anlıyorsun. Hem psikolojik hem fiziki açıdan çok önemli, rahat, huzurlu sevgi dolu bir hayatının olması.

- Dizide nefretin tutkulu büyük bir aşka dönüşmesini izleyeceğiz. Siz, “Büyük aşklar nefretle başlar” sözüne inanır mısınız?

Yaşayan vardır ama ben genellemeye sokamam bunu. Nefretle, dostlukla ya da ilk görüşte başlayan aşklar da vardır. Aşkı, kalıplara sokamadığım için bir şey diyemem.

- Kalıplara sokamadığınız o aşk için neleri feda edebilirsiniz?

Ben aşk için çok şey yapabilirim. Bugün yaşadığım her şeyi değiştirebilirim. Eğer mutlu olacağımı biliyorsam. Bunu hissedersin diye düşünüyorum. İşte o zaman her şeyimi verip, o mutluluğu isterim.

- Sizin için soğuk ve mesafeli deniliyor. Canlandırdığınız karakterler de öyle... Bu bir tercih mi?

Ben karakterin sinirlendiğinde de sevindiğinde de gerçekten öyle olmasını önemsiyorum. İnsan her zaman ne mutlu olabilir ne kendine acıyabilir ne de üzülebilir. Onun için bana o hep pozitif karakterler sahte geliyor ve sahte bulduğum rolleri oynayamam. Ben daha soğukkanlı karakterleri seviyorum çünkü kendimi de öyle buluyorum. Hiçbir zaman sevgi pıtırcığı ya da kendine acıyan karakterleri canlandırmadım. Bana yakıştığını da düşünmüyorum. Ekranda hep öyle olunca, dışarda da ön yargıyla yaklaşabiliyorlar. Sevgi pıtırcığı olarak bir mekana giremem ben ama sen önyargıyla yaklaşıp hemen soğuklukla yargılarsan, o senin fikrin olur. Görünen her şey beni tam anlamıyla yansıtmıyor.

“GURBETÇİLİK HİÇ BİTMİYOR”

- 10 yıl önce Hollanda’dan Türkiye’ye gelmeniz kaderinizde bambaşka bir yol çizdi. Peki, hala orada yaşıyor olsaydınız, ne yapıyor olurdunuz?

Büyük ihtimal psikolog olurdum. İnsanları dinlemeyi, fikir üretip yardımcı olmayı seviyorum. Bu düşünce bile beni mutlu ediyor. O bölüme de başlamış, dondurmak durumunda kalmıştım. Şimdi vaktim yok ama belki ilerde olabilir, kim bilir.

- Başlarda yaşadığınız ‘gurbetçi’ hissi sona erdi mi? Yoksa zaman zaman bunu yaşadığınız oluyor mu?

Aslında hiçbir zaman bitmiyor. Ama şiddetinde değişiklikler oluyor. Benim evim, sevdiğim insanların yanı. Ailem Hollanda’da olduğu için orası evim otomatik olarak. Onlar buraya gelse burası. Ailem ve sevdiklerim nerdeyse benim evim orada. Burada çalışıyorum. Onun için ev kavramı akla geldiğinde ailemin yanına gideyim, onlarla vakit geçireyim diye düşünüyorum. Gurbetçi olma duygusunu ilk üç senemde çok yoğun hissettim. Burada her şeyi çok büyük yaşıyoruz. Başta uyum sağlayamadım, dilim de yetersizdi. Sonra çok yoğun çalıştım. Çok fazla sette olunca sadece orada sosyalleşebildim. İstanbul’da yaşadığımı tam anlamıyla hissedemedim.

- Bir gün ailenizin yanına dönme düşünceniz var mı?

Zaman zaman aklıma geliyor. Nasıl olur, daha da güzel olur belki diye düşünüyorum. Daha sakin bir yaşam olduğu için. Bizim işimiz de çok kaotik ve dinlenmek denildiğinde akla orası geliyor. Çünkü sessiz, sakin bir yer. Burada günde en az 3-4 saat trafikte oluyorsun, araba, korna sesleri... Hatta öyle bir alışıyoruz ki o gürültüyü fark etmiyoruz bile. Şu an çok yorgun olunca hissediyorum ama ilerde ne olur bilemem tabi.

Benim gibi soğukkanlı karakterleri seviyorum

“İSTEYEN TÜRKİYE GÜZELİ OLARAK ANABİLİR BENİ”

- 2011 Türkiye güzelisiniz ama zamanla unutturdunuz “güzel” olduğunuzu. Oyunculuğunuz, güzelliğinizin önünde anılıyor...

Bunun için gerçekten çok çalıştım. Ama insanlar beni Türkiye güzeli olarak da anabilir, oyuncu olarak da. Bunca zaman sadece işimi yaptım, her proje öncesi koçlarla çalıştım. Hep rolümü en iyi şekilde sunmaya çalışıyorum. Oyunculuğum, Türkiye güzelliğimin önüne geçtiyse ne mutlu bana. Zaten güzel olarak tacımla dolaşmıyorum.

- Oyunculuk dışında sanatın başka alanlarına ilginiz var mı?

Tuval üzerine yağlı boya resimler yapıyorum küçüklüğümden beri. Ama çok kişi bilmez. Malzemelerimi çıkarıp saatlerce kendimi teslim ettiğim oluyor. Bu benim kendimle baş başa kaldığım alan oluyor.  Koleksiyonum da var. Bir gün eğer bir sosyal sorumluluk projesi olursa onları da ortaya çıkarabilirim.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber