Geri Dön
CumartesiDukhalarla iki ay çadırda kaldı

Dukhalarla iki ay çadırda kaldı

Selcen Küçüküstel yüksek lisans tezi için 60 gün boyunca Moğolistan’daki Dukha kabilesi ile birlikte yaşadı

Dukhalarla iki ay çadırda kaldı

Yaşadığı coğrafyanın dışında farklı yaşam koşullarını ve kültürlerini araştıran yüksek lisans öğrencisi Selcen Küçüküstel, hayli sıradışı bir yolculuk yaparak Orta Asya’ya gitti. Moğolistan’ın yüksek taygalarında (iğne yapraklı orman) göçebe kültürlerini sürdüren Dukha kabilesinin çadırlarına konuk olan Atlas Dergisi fotoğrafçısı ve yazarı Küçüküstel, kültürel antropoloji dalındaki yüksek lisans tezini ren geyiklerinin sütünü sağarak, mülkiyet kavramını sorgulayarak yazıyor. Eğitimini yine kültürel antropoloji konusunda ilerletmeyi amaçlayan 30 yaşındaki Selcen Küçüküstel, Manchester Üniversitesi’nde girebilmek için çabalarını sürdürüyor. İki günü at sırtında beş günlük bir yolculuğun ardından Dukha kabilesine ulaşabilen Selcen Küçüküstel ile çadır ortamında yaşadıklarını, ren geyiklerini ve
2.5 yaşındaki sempatik Nomkun’u konuştuk.

Farklı coğrafyalardaki kültürleri aramaya nasıl başladın?

Uludağ Üniversitesi’nde İngilizce öğretmenliği okurken dağcılık, yamaç paraşütü gibi doğa sporlarıyla ilgileniyordum ve Türkiye’nin bütün bölgelerini geziyordum. Yeni kültürler tanımak çok küçük yaşlardan beri benim için hayattaki en heyecan verici şeydi. İngilizce öğretmeni olarak çalışmaya başladım ve yaz tatillerimde yurt dışına yolculuklar yapıyordum. Sonunda birkaç ay gezip geri dönmek yerine uzun zamandır hayalim olan uzun yolculuğu gerçekleştirmeye karar verdim. Türkiye’den yola çıkacak ve kara yolu ile Moğolistan’a gidecektim. İşi bırakmadan önce yolculuğumu planladım ve para biriktirdim. Bana esin kaynağı olan Simurg masalındaki kuşlar gibi ben de bir nevi Kaf Dağı’nı arıyordum. Kaf Dağı kahramanın ulaşmak istediği, yani hayalinin saklı olduğu ancak ulaşılması güç bir yerdir. Benim Kaf dağım da bu yolculuğa çıkmaktı ve geçtiğim coğrafyalarda masallar toplayıp insanların hayallerini dinleyecektim. Atlas Dergisi ile tanışmam da bu şekilde oldu. Yolculuğun Orta Asya kısmını İspanyol Maria’nın İran’dan aldığı küçük bir motosiklet üstünde, Hindistan’dan sonrasını ise bisikletlerle gerçekleştirdik. İngilizce okutman olarak Yeditepe Üniversitesi’nde görev yaparken kültürel antropoloji bölümünde yüksek lisansa başladım. İngilizce öğretmenliğini bırakarak sadece antropolojiyle ilgileniyor ve Atlas’a yazıyorum.

“Türkçe ile aynı aileden bir dili konuşuyor olmaları ilgimi çekti”

Dukhalar nasıl geldi aklına?

Bisiklet yolculuğunda son durağım olan Moğolistan’da Dukhaları duymuştum. Ren geyikleri ile birlikte dağlarda göçer yaşayan ve üstelik dilimize benzer bir dil konuşan bu toplum beni heyecanlandırmıştı ama ulaşılması çok güç oldukları için o zaman yanlarına gidememiştim. Tez konusu olarak Dukhaları seçtim. Avcı-derleyici-göçer toplumlar ilgimi çekiyor. Dünyanın başka yerlerinde de böyle toplumlar var. Ancak Dukhaların ren geyiği yetiştiriyor olması ve Türkçe ile aynı aileden gelen bir dili konuşuyor olması benim için onları özel kıldı. Tez danışmanım Prof. Jay Fikes, şamanizm konusunda önemli çalışmalar yapmış bir akademisyen, beni çok cesaretlendirdi.

Orada nerede kaldınız, nasıl insanlardı?

Köyde Dukhalardan biri ile evli Moğol bir kızla tanıştık. Bize yardımcı oldu ve kızları ile tek başına yaşayan Boyuntuktuk’un yanında kalabileceğimizi söyledi. Kaldığımız aileye de yetecek miktarda bol bol erzak almıştık. Dukhaların obasına vardığımızda Boyuntuktuk bizi misafir edebileceğini söyledi. Böylece iki ay boyunca aynı çadırda yaşayacağım yeni ailemle tanışmış oldum. Aile anne ve iki genç kızından oluşuyordu. Anne Boyuntuktuk 16 ve 20 yaşlarındaki iki kızı ile yaşıyordu. Yan çadırda da evli olan büyük kızı ve torunları vardı. İki buçuk yaşında olan Nomkun ve bir buçuk yaşındaki Selpık anneannelerinin yanında olmaktan hoşlandıkları için genellikle bizim çadıra geliyorlardı. Bu yüzden çadırımız oldukça neşeliydi.

“Çocuklar küçük yaşta birçok şeyi kendileri yapmayı öğreniyorlar”

Dil sorununu nasıl çözdün?

Dil konusunda bana yardımcı olmak için bir Moğol arkadaşım benimle gelmişti. Adı Ariuntamir, o da Moğolistan’da antropoloji okuyor. Dukhaların dili Türkçeye çok benzediği için ben temel şeyleri anlayabiliyordum. Ancak anlaşamadığımız yerde Ariuna Moğolca anlaşıyordu. Bir süre sonra zaten ben onların dilini daha iyi konuşmaya başladım.

Fotoğrafını çekmeye doyamadığın Nomkun’u anlatır mısın?

Nomkun ve kardeşi izlemeye doyamadığımız sevimlilikte iki çocuktu. Çok küçük olmalarına rağmen çadırların arasında kendi başlarına dolaşıyor olmaları ve Nomkun’un da kardeşine yardım etmesi çok etkileyiciydi. Bence orada çocuklar çok küçük yaşta birçok şeyi kendileri yapmayı öğreniyorlar. Örneğin Nomkun tek başına yemek yiyor, hatta kardeşine de yemek yediriyor, tek başına yıkanıyor ve ren geyiklerini bile bağlayabiliyor. Henüz iki buçuk yaşında!

Çadırda kalırken en çok nelerde zorlandın? Yolculuğa çıkmadan önce çantana neler koydun?

Sanırım en çok yiyecek konusunda zorlandım çünkü o bölgede neredeyse hiç meyve ve sebze yetişmediği için hep kuru şeyler yiyorduk. Yolculuğa çıkmadan önce uyku tulumu, mat, kamp ocağı gibi klasik kamp malzemelerimi aldım. Uyku tulumu dışındakileri kullanmama gerek kalmadı çünkü kaldığım ailenin çadırında her şey vardı. Bol ilaç aldım neyse ki onların da hiçbirini kullanmama gerek kalmadı. Yanımızda enerji ihtiyacını karşılamak için güneş enerjisi üreten cihazlar getirmiştik. Geri getirmedik Nomkun’un ailesine hediye ettik.

Ailen seni bu konuda destekliyor mu?

Annem babam öğretmen ve onlar da seyahat etmeyi çok seviyorlar. Aslında böyle olmamın bir sebebi de onlar sayılır. Yalova’da bahçeli bir evde yaşıyorlar ve ben bu sayede doğa ile iç içe büyüdüm. Büyük şehirde büyümediğim için kendimi şanslı hissediyorum. Elbette uzun yolculuklara çıktığımda endişeleniyorlar çünkü kimi zaman telefon ya da internetin olmadığı yerlere gidiyorum. İlk başlarda daha zordu ama sanırım artık alıştılar.

“Su kirlenmesin diye nehirde ellerini bile yıkamıyorlar”

Seni en çok etkileyen şey neler oldu?

En çok etkilendiğim Dukhaların çevreleriyle, hayvanlarla ve birbirleriyle kurdukları ilişkilerde saygılı olmaları oldu. Dukhalar eşitlikçi yaşıyorlar, aralarında herhangi bir hiyerarşi yok. Kimse kimseden üstün değil, kimse otorite sahibi değil. Özel mülkiyet olmadığı için, mülkiyetle birlikte gelen eşitsizliklerin, kavgaların ya da baskıların hiçbiri orada yok. Kirlenmesin diye nehirlerinin içinde ellerini bile yıkamayan, yemek için öldürdükleri hayvanın ruhundan özür dileyen bir toplumdan bahsediyoruz. Elbette onlar da normal insanlar ve birçok hata yapıyorlardır. Ama onlarınki baskılardan çok uzak bir toplumsal yapı. İnsan ister istemez sözde “modern” olarak bilinen toplumlarla kıyaslıyor onları ve utanıyor.

“Dukhalar’da özel mülkiyet ve resmi bir lider yok”

Kimdir Dukhalar? Nasıl bir yaşam tarzı sürüyorlar?

Dukhalar Moğolistan’ın kuzeyinde yaşayan ve Türkçe ile aynı aileden bir dil konuşan, göçer ren geyiği çobanları. Taygada ren geyiklerini yetiştirerek ve yılda dört kez göçerek yaşıyorlar. Geleneksel olarak avcı-derleyiciler. Yani asıl geçimlerini doğadan topladıkları bitkileri ve avladıkları hayvanları yiyerek sürdürüyorlar. Ancak günümüzde köyden temel gıda malzemelerini de alıyorlar. Ren geyiklerini ise eti için değil, sütü için ve binek hayvanı olarak kullanıyorlar. Dukhalar avcı-derleyici oldukları için özel mülkiyet yok. Avladıkları hayvanları paylaşıyorlar. Toplumda resmi bir lider yok. Herkes eşit konumda. Eşitlikçi ve hiyerarşisiz bir toplum yapısı var.

“Oraya nasıl ulaşılacağını internetten öğrendim”

“Daha önce başka araştırmacıların yazdığı makalelerden faydalandım. İnternetten de yaşadıkları yere en yakın olan köyü ve oraya nasıl ulaşabileceğimi öğrendim. Ayrıca şans eseri Dukhaların dilini araştırmış tek araştırmacı olan Elizabetta Ragagnin ile Ankara’da tanıştım. Beni çok cesaretlendirdi. Yapabileceğim her şeyi yapıp gerisini de biraz olayların akışına bıraktıktan sonra yola çıktım. Özcan Yüksek de Dukhalar ile ilgili olarak çok heyecan duymuştu ve yolculuğun başında bana katılmak istedi. Moğolistan’ın başkenti
Ulan Bator’a uçtuktan sonra araç ile iki gün karadan yolculuk yaparak en yakın köye ulaştık. Bundan sonra da Dukhaların hangi obada olduklarına bağlı olarak at sırtında bir ya da iki gün yolculuk yapmak gerekiyor. Biz at ile iki günde yanlarına vardık.”

Dukhaların yaşadığı çadırlar

Dukhalarla iki ay çadırda kaldı

“Alan araştırmasının bir kısmını tamamladım ama tekrar gidip kışın neler yaptıklarını da görmek istiyorum.”

Dukhalarla iki ay çadırda kaldı

“Dukhaların obasından ayrılmadan önce bütün çadırları son bir kez ziyaret edip insanlarla vedalaşmıştım. Munku (solda) bizim hemen üst tarafımızda bir çadırda kalıyordu ve araştırmam esnasında sık sık çadırını ziyaret edip uzun uzun sohbet ettiğim kişilerden biriydi. İki ayın sonunda ayrılmak gerçekten üzücü gelmişti.”

Dukhalarla iki ay çadırda kaldı

“Dukhalarla kaldığım iki aylık süre boyunca saçımı böyle yıkıyordum.”

Dukhalarla iki ay çadırda kaldı

“Ren geyikleri inanılmaz sakin hayvanlar. Dönüş yolunda ren geyiği ile yolculuk ettim. Mola verdiğimizde ren geyiğimin üstüne yatabiliyordum.”

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler