Geri Dön

'Eserleri onun çocukları, bizimse kardeşimizdi'

“Çininin Picasso’su” Sıtkı Olçar’ın aramızdan ayrılışının 10. yılında, “Babamı Alan Martı” kitabıyla babasını anlatan Kübra Olçar Erden’le konuştuk.

'Eserleri onun çocukları, bizimse kardeşimizdi'
Ceyda Ulukaya / ceyda.ulukaya@milliyet.com.tr

 

Sıtkı Usta, kelimenin tam anlamıyla bir dünya markası. 1970’lerin başında Kütahya’da kurduğu küçücük atölyesinden dünya sahnesine uzanan büyük bir zanaatkar. Klasik çinicilikle farklı formları bir araya getirerek yarattığı yüzlerce eser, dünyanın dört bir yanında sergilenmiş, sayısız özel koleksiyona girmiş bir isim. Dünya basını onu “Çininin Picasso’su” olarak andıkça, o ‘Sıtkı Usta’ olarak kalmayı yeğledi. “Bana lazım olan her şeyi sığdırabiliyorum” dediği keçe yeleğini sırtından eksik etmedi. 80’li yıllarda Milliyet’e verdiği bir röportajda da “Ben mektepli değil, alaylıyım. Bunu söylemekten de gurur duyuyorum” diyordu. 2010’da UNESCO Yaşayan İnsan Hazinesi Ödülü’ne layık görüldüğü yılsa, pankreas kanseri nedeniyle aramızdan ayrıldığı yıl oldu. Aradan geçen 10 yılda Sıtkı Usta’yı en çok özleyenlerin başında kuşkusuz ailesi geliyor. Onu yalnızca usta kimliğiyle değil, bir dost, bir baba, bir Sıtkı olarak tanımamızı sağlayan “Babamı Alan Martı” kitabını da aileden biri, Olçar’ın üç kızından en küçüğü olan Kübra Olçar Erden yazdı. Kitaba da ismini veren ve kapakta karşımıza çıkan martınınsa bir hikayesi var:

“Bir gün elime kalem-kağıt almış çizip çizip siliyordum. Sonunda yeteneksizim diye sinirlendim kendime. Bu duruma şahit olan babam, birkaç gün sonra bana Rembrandt’ın ‘Desenler’ kitabını hediye etti. “Bu kitaptaki desenlerle elini daha da geliştirebilirsin” diye not bırakmıştı. Oradan bir şeyler çizmeye başladım ve baktım martı çiziyorum. Sonra başka cins kuşlar çizerek “Kuşlar” adında ilk yağlıboya sergimi açtım. Sanırım o martı bana güç verdi. Bir nevi babam için çizmiştim. Ve yıllar sonra bir gün, babamın tedavisi sırasında tekrar karşıma çıktı martı. Her gün hastane penceresine konan martıyı gördükçe, o zamanki ruh halimle “Bu martı almasın babamı benden” diye düşünüyordum. Baktım, bir tek babamın öldüğü gün gelmedi. Bir anlamda aklıma gelen başıma geldi. Ölümünden sonra, ‘Babamı Alan Martı’ diye bir yazı yazmıştım, sonrası da geldi zaten. Şimdi üzerinden 10 yıl geçti ve ben yazıları derleyerek, babamın manevi desteğini alarak yapmış olduğum martı resmini de kapağında kullandığım bu kitabı yazdım.”

Eserleri onun çocukları, bizimse kardeşimizdi

“Fırından çıkarınca şarkı söylerdi”

Kitap, Sıtkı Usta’nın çiniciliğe olan büyük tutkusunun yanı sıra dostluklarını, başarılarını, hayata bakışını ve ne denli sevildiğini anlatan yazılardan oluşuyor. Erden’e göre, “İçinde büyümeyen bir çocukla yaşayan büyük bir adam” Sıtkı Usta: “24 saat ona yetmezdi bazen. Onun da deyimiyle sürekli masa başında değildi belki ama kafa olarak sürekli çalışırdı. Bazen yemek yerken, bazen uykuya yattığında bile aklına bir şey gelir hemen kalkar, yazar çizer ve ilk fırsatını bulduğu an uygulamaya geçerdi. Bütün çalışmaları onun için çok önemliydi ama özellikle üzerinde uzun süre çalıştığı eserleri, bir aksilik olmadan (çatlamadan, boyası akmadan) fırından çıktığı an, başlardı şarkılar söylemeye ve kendine has ıslığını çalmaya. Eserleri onun çocukları, bizimse kardeşimizdi.”

Sıtkı Usta’yı, çinicilikte sergilediği yeteneği kadar Anadolu’nun unutulmaya yüz tutmuş kadim el sanatlarına dünya çapında kazandırdığı tanınırlıkla da anmak gerek. Eserleri Tokyo’dan New York’a dünyanın önemli sanat merkezlerinde sergilenen ve ciddi bir hayran kitlesine ulaşan bu büyük ustanın sırrını kızından dinliyoruz: “Kütahya gibi küçük bir Anadolu kentinde yaşamasına rağmen, dünyaya hep farklı pencerelerden bakabilmesi, mütevazı ve insancıl olması, araştırmacı yönü ve bakmayı değil görmeyi kendine öğretmesiyle, yaşadığı toprakların kültürünü modernize ederek eserlerine yansıtmasıydı onu farklı kılan.”

“FİLMİNİN ÇEKİLMESİNİ ÇOK İSTERİM”

Kübra Olçar Erden, babasının mirasını yaşatmak üzere gelecekte başka projelere de imza atmak istiyor: “Kitaptan da yola çıkarak babam Sıtkı Usta’nın hayatını anlatan bir filmin çekilmesi ve daha çok kitleye ulaşmasını çok isterim. Yakın zamanda, öğretmen kimliğimle, babamın adını taşıyan, gelenekselleşmesini istediğim bir ‘Çini yarışması’ projem de var. Pandemi sonrasında da, eğitimini aldığım resim, çini ve tiyatro gibi farklı sanat dallarını tek bir çatı altında toplayarak, “Sıtkı Olçar Sanat Akademisi” adlı bir eğitim merkezi açmayı hedefliyorum.”

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber