Geri Dön

'Kendimi anlatma zamanı gelmişti'

Teoman’ın sahnelerindeki keman ve vokal performansıyla tanınan Melisa Uzunarslan, “Tanıdığım En Güzel Deli” albümüyle karşımızda. Müzisyen, “İşimde çok yönlüyüm ve artık kendimi anlatma zamanı gelmişti” diyor.

'Kendimi anlatma zamanı gelmişti'

Kocaman birini sevdim. Saçlarında ak var, ellerinde aşk var... Yapma desem durmaz” diye başlayan “Bir Aşk Şarkısı”nı duymayan kalmamıştır. İşte bu çok ses getiren çalışmanın sahibi Melisa Uzunarslan, ilk albümü “Tanıdığım En Güzel Deli”yle karşımızda... Teoman’ın sahnesindeki keman soloları ve vokaliyle büyük bir hayran kitlesine sahip olan genç müzisyen, İstanbul Borusan Filarmoni Orkestrası’nda da yer alıyor. Aynı zamanda çocuklara keman dersleri veriyor. Şarkı yazmaya Teoman’ın, söylemeye de Sezen Aksu’nun teşvikiyle başlayan müzisyenin enerjisi hayran olunmayacak gibi değil...

- Üç single’ın ardından ilk albümünüz “Tanıdığım En Güzel Deli” ile karşımızdasınız… Albüm çıkarmaya nasıl karar verdiniz?

Artık kendimi anlatmaya karar vermiştim. Single daha ticari işlerde doğru oluyor. Oysa ben müzikte çok yönlüyüm. Tek şarkı olsaydı kendimi tam olarak ifade edememiş olacaktım. Bugüne kadar deneyimlediğim şeyleri anlattım. “Tanıdığım En Güzel Deli” de bir aşk şarkısı. Geçmişte yaşadığım bir ilişkiyi hatırlayarak, hayal ederek yazdığım bir şarkı. İsmini de etkileyici bulduk ve albümün adı yapmaya karar verdik.

- İnsanlar aslında sizin sesinizi, kemanınızı tanıyordu. Bu albümle birlikte sizi de tanıyacaklar...

Evet, mesela daha önce söylediğim “Bir Aşk Şarkısı”nı neredeyse herkes biliyor. Ama o şarkıyı kimin söylediğinden pek emin değiller. Ama bu durumun değişeceğini biliyorum. Artık o sevmediğim “Teoman’ın kemancısı” sözünün de değişeceğinden eminim. Benim bir adım var. Yoksa onunla çalışmak çok güzel. Benim tek istediğim kalıcı olmak. Çocukluğumdan beri tarihe geçmek istiyorum.

Kendimi anlatma zamanı gelmişti

- Teoman demişken, altı yıldır ona hem vokal hem de kemanınızla eşlik ediyorsunuz. Şarkılarınızı ona dinlettiniz mi?

O zaten başından beri biliyor parçaları ve süreci. Çok titiz çalıştığımı da biliyor ve ortaya çıkan sonuçtan gayet memnun. Teoman, benim söz yazmaya başlama sebebimdir. Onun sözleri çok etkilemiş ve içerik ne kadar da önemliymiş dedirtmişti. Biraz hırslıyım, “Ben bunu yapabilir miyim? Teoman gibi olabilir miyim?” diye düşündüm. Ve bir süre sonra yanına gidip, bir şeyler yazdığımı söyledim. O da hocalık yapmayı sever. Sürekli devam ettim ve “Aferin, güzel yazmaya başladın” dedi. Artık kendi yazdığım sözleri insanlarla buluşturma fikrine bayılıyorum. Teoman beste vermek isterse almak istemeyebilirim.

“Teoman’dan çok şey öğrendim”

- Onunla çalışmanın size öğrettikleri için neler söyleyebilirsiniz?

Çok şey öğrendim en başta; bir starın nerede durması gerektiğini... Sahnede oluşacak aksaklıklarla ilgili seyirciyle kurmam gerek iletişimi. Önceden izleyiciden tam reaksiyon alamasam üzülür ve bunu da yansıtırdım. Teoman’a hiçbir zaman az seyirci gelmiyor ama, onu mutsuz eden bir şey olduğunda grubuna dönüp sahnede o anı sonuna kadar yaşayıp hiçbir şekilde etkilenmiyor. Anda kalmayı öğretti. Bunun dışında sözlerin içeriğinin ne kadar kişisel olursa o kadar değerli olduğunu... Milyonlarca güzel beste var. Aradan sıyrılmak tabii ki isterim, çünkü hayatımı buna adadım.

- Mimar Sinan Üniversitesi’nden mezunsunuz. Kemanla birlikte kompozisyon yani bestecilik bölümünü de bitirmişsiniz. Kendi bestelerinizi çalmak neler hissettiriyor?

Dokuz yaşında girdim okula. 24 yıldır keman çalışıyorum. Müzik, benim hayatım. Bunun için yetiştirilmiş bir çocuğum. Okuldayken başkalarının yazdığı konçertolar üzerinden iyi bir yorumcu olmaya çalışıyorsunuz. Bestecilik bölümüne girdiğimde, kendi yazdığım besteleri çalmaktan da büyük keyif aldığımı fark ettim. Çünkü hayal ettiğim dünyayı kalbime aktarıp, söz olmadan bir ambiyans yaratıp insanlara bir şeyler hissettirmek çok değerli.

- Keman özel bir enstrüman. 24 yılın ardından bağınızı nasıl anlatabilirsiniz?

Benim kemanım 1890’da yapılmış çok özel bir keman. Onunla çok büyük bir aşk yaşıyorum. Üniversitenin bitmesine doğru, hocalarım çok iyi bir enstrümana ihtiyacım olduğunu söyledi. Ailem, krediye girerek aldı. Onunla o kadar bütünleştim ki, benim bir uzvum gibi oldu. Gözümün önünden ayırmam. Dışarda iki dakika birine emanet edip tuvalete gitmeye çekinirim. Manevi değeri her şeyin üzerinde. O benim canım gibi, canımın bir parçası gibi...

- Sosyal medyada hakkınızda en çok yapılan yorumlardan biri de; “Kemanı konuşturan kadın”

Fark edildim ve ayrıştırıldım yani bir kemancı olarak beni başka bir yere koydular, çok mutluyum. Mesela Teoman’ın konserlerinde keman solo olarak bütün herkes sahneden indikten sonra yaklaşık 3.5-4 dakika tek başıma sahnede kalıyorum. Ve sonunda Teoman kadar alkış alıyorum. Sadece 3 dakika tek başına keman çalan bir insanın bunu alabilmesi beni çok mutlu ediyor.

“Çok çalışkanım, her yere bölünebilirim”

Kendimi anlatma zamanı gelmişti

- 10 yıldır Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nda çalıyorsunuz. Albümün ardından bir yol ayrımı olur mu?

Klasik müzikle bağımı koparmak istemiyorum. Çünkü Türkiye’de maalesef zaten çok az orkestra var. Klasik müzikte aldığım duygu bambaşka. Mesela yaptığım bazı besteler çok iyi bir viyola sanatçısı tarafından Hollanda’da çalınacak. Berlin’deki oda müziği festivalinde benim yaylı quartet’im çalınacak.Zaten çok çalışkan biriyimdir, her yere bölünebilirim. Bir yandan da çok sayıda öğrenciye özel ders veriyorum ve ücret almamaya çalışıyorum. Zengin değilim ama benim için paranın önemi yok.

- Bu yoğun programın stresiyle nasıl başa çıkıyorsunuz?

Stres beni besliyor galiba, yoğun anksiyeteleri olan biriyim. Kendini çok eleştiren bir türlü o arada olan şeye ulaşamayan biriyim. Bana, “Senin işlerinden bir tanesini yapsa ‘Çok iyi bir yerdeyim’ diyecekler varken sana bir türlü yetmiyor. Niye devamlı bir şey yapıyorsun?” diyorlar. İçimde bir endişe var sürekli. Hayat aşırı derecede kısa ve mucizevi güzel bir şey. O yüzden ne verebileceksem vermek istiyorum. Yani evde oturmak yerine birine keman çalmayı öğreteyim ya da beste yapayım. Bildiğim şeyi insanlara aktarabilmek, tek enerji kaynağım. Kötü duygularım yok.

“Sezen Aksu olmasa şarkı söyleyemezdim”

- Sezen Aksu’nun da hayatınızda özel bir yeri var. Hatta şarkı söylemeye sizi teşvik eden isim de oymuş, doğru mu?

Evet, onun da emeği büyüktür üzerimde. İki yıl kadar çalıştım, çok samimi biridir. Anne gibi konuşur. Gençlerin istediği müziği yapmasını istediğini söylerek grup kurmamız gerektiğini anlattı. Ve orada bana şarkı söyletti. Utanmıştım ama bayıldı. Bir baktım seyircide de bayıldı. Meğer benim sesim varmış. Enerjisini Sezen Hanım keşfetti. “Yaparsın sen biliyorum” dedi.

O yüzden kendisine teşekkür ediyorum, ben hayatta şarkı söylemezdim iyi ki de teşvik etmiş.

- İçinizde böyle bir istek ve yetenek olmasa bunu zaten başaramazdınız…

Orası öyle. Kendimi Axl Rose gibi hissederek aynanın karşısında çığlıklar atan bir çocuktum. Ben star olmak çok istemişim zaten. Ama bunu para kazanayım, şan şöhret sahibi olayım diye değil, o iletişimin çok güzel olduğunu hissettiğim için istedim. Çünkü muhteşem bir duygusal alışveriş var. Benim için, “Bir şey yazdı, ilaç gibi oldu” gibi şeyler düşünsünler istedim.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber