Geri Dön

'Kurban olan hep kadınlar'

Evladı için adam öldürmeyi göze alan bir anneyi canlandırdığı “Bir Annenin Günahı” adlı diziyle ekranlara dönen Özge Özberk, katil dahi olsa kurban olanın hep kadınlar olduğunu söylüyor.

'Kurban olan hep kadınlar'
Özlem Ülkü / ozlem.ulku@milliyet.com.tr

 

Özge Özberk, tiyatro sahnesinde, ekranda ve beyaz perdede 25 yıldır karşımızda... Hafızalara kazınan birçok projede imzası olan isimlerden. Özellikle dram türünde. Daha bir yıl önce yaptığımız röportajda “Dram benim doğduğum yer” diyen oyuncu, yine aynı tarz bir yapımla bu akşam Kanal D ekranında olacak. Filipinler’de reyting rekorları kıran “Mother’s Guilt”in uyarlaması dizide kalp hastası oğlunu yaşatmak için cinayet işlemek zorunda kalan bir anneyi canlandırıyor. Oyuncuyla, güneşin göz kırptığı bir İstanbul gününde buluştuk; yeni heyecanı dizisinden, kitabından anneliğine dek konuştuk.

Kurban olan hep kadınlar

- Neredeyse bir yıl önce tiyatro oyununuz için röportaj yapmıştık. O günden bu yana sizin için nasıl aktı zaman?

Her şey iyiyken, pandemi hayatımıza girince çok telaşlandık. Annem ve babam hem yaşları hem sağlık durumları nedeniyle çok büyük risk grubundaydı. Onlar için çok telaşlandım. Ve tabii evladım için. Büyük travma oldu nasıl korunacağımız konusu. Bu böyle geçmez diyerek telaşı bıraktığım an, keyif almaya başladım. Herkes gibi kendime döndüm. Hatta pandemi geçsin süreç devam etsin dedim. Tabii ki hepimizin çalışmaya ihtiyacı var ama evde olmak, kendine farklı farklı yollar çizmek çok iyi geldi. Hani bir dakika dur deseler, hep hayır yapmam gerekenler var derdik ya, bir yerde hep listeyle koştururduk ya, onların çoğunun ne kadar gereksiz olduğunu gördük. Kendi kıymetimizi bilmeye başladık.

- O zaman, “Dram, doğduğum yer” demiştiniz ve şimdi “Bir Annenin Günahı”yla karşımızdasınız. Bu projeye evet demenizin sebebi neydi?

Kaderim midir bilmiyorum ama belki de benim görevim bu. Çok içselleştiriyorum. Kendimi o kadınlara yakın hissetmesem, ihtiyaç duymasam zaten bu projeler olmaz. Dolayısıyla o kadının yükünü alıyorum üzerime ve ben senin derdini paylaşacağım diyorum. Sonuçta o kadınlar var. Ben onlara aracı oluyorum. Ve hakikaten heyecanlanıyorum, kalbim çarpıyor çünkü birilerine dokunuyorum bunu hissediyorum. Konu aslında vicdan muhasebesi içerse de, ana merkezinde çok derin bir anne-oğul hikayesi var. Sadece iyilerin vicdan azabı çektiği bu dünyada, annenin işlediği bir suçtan dolayı, bilmeden avukat oğluyla karşı karşıya gelmesi beni çok etkiledi.

- Senaryo ilk elinize geçtiğinde o anne için neler hissetmiştiniz?

Hikaye, aslında çok bıçak sırtı. Gözünüzde adam öldüren, katil bir anne klişesi canlanmasın. Aslında karıncayı bile incitmeyen bir annenin yaşadığı çıkmaz. Etik değerler ve anne sevgisinin karşısında vicdan azabı ve oğul sevgisi var. Bu çıkmazlar beni inanılmaz zorladı ve düşündürdü. Bu durumu yaşamayı ve Suna’yla paylaşmayı çok istedim. Çünkü en ufak bir vicdan azabının, konu ne olursa olsun, insanda ne büyük yaralar açabileceğine şahit oldum. Bu durum daha önce hiç deneyimlemediğim bir şeydi ve yaşamak, deneyimlemek istedim.

Kurban olan hep kadınlar

“Bizdeki hafifletici sebepler çok hafif”

- Siz de annesiniz. İnsan evladı için böyle bir şeyi göze alabilir mi?

Hayır, olmaz alamaz. Suna’yı gözümün önüne getirdiğim zaman bir kere bu vicdanla yaşayamaz. Ne kadar zor durumda olunursa olunsun, can kurtarmak için can almak doğru olamaz. O kötülükte, vicdanınızla başa çıkamazsınız. Bu kadın aslında katil olarak kurban oluyor. Maalesef kadınların özellikle erkek şiddetine fiziksel olarak karşı koymaları çok zor. Ve bir kadın ancak cinsel, fiziksel şiddetle karşı karşıya kaldıysa nefsi müdaafa için kendini korumak için katil olabilir. Yani bir yerde kendini kurtarmak adına. Ama bu kadar! Neden erkekler bu kadar kolay şiddete başvuruyorlar? Çünkü yaptırımlar yetersiz ya da yok. Birkaç yıl yatıp çıkarım diyorlar. Zaten yargılandıklarında hemen hafifletici sebepler aranıyor. Ve bizde maalesef bu hafifletici sebepler, gerçekten çok hafif.

- Tartışılan bir diğer kavram da anneliğin kutsallığı. Sizce annelik kutsal mı?

Hayır, bence annelik, adanmışlık. Oğlumun istediği şeyleri yapmaya çalışırım. Çünkü o senin bir parçan, sana belirli bir yaşa kadar muhtaç, sen olmasan ayaklarının üzerinde duramayacak. Sonuçta aileler, evlatlarını korumak ve kollamakla yükümlüdür. Ve bugün çocuklar aslında her şeyin özellikle haklarının farkında. Ama onların kendi kabuğu var. Bize düşen görev, o kabukların içinde onları donanımlı, bilgili ve sevgi dolu yetiştirmek.

“Artık iyiliğin daha çok bilincindeyiz”

- Peki, kötülük ne demek sizin için? Özellikle son yıllarda daha çok gördüğümüzü söyleyebilir misiniz?

Başkalarına zarar vermektir kötülük. Bilerek bunu yapmak. Ama çoğaldı diye düşünmüyorum. Şimdi etkileşim çok fazla. Bazı şeyler daha görünür oldu. Etrafımızda iyiliği gösterebileceğimiz çok şeyin olduğuna da inanıyorum. Özellikle son aylarda yaşadıklarımızla, iyiliğin daha da çok bilincinde olmaya başladık. İnsanlar kendilerine iyi gelen şeyleri sirayet ettiriyor. Pandemi bu anlamda hepimize iyi geldi. Koşturmaktan uzak olunca, çevremizi de ayıklama şansımız oldu. Görüşmediğimiz için özlemin ne olduğunu anladık. Mecburiyetten bir araya geldiğimiz kişilerden uzak kalınca da temizlendik. Bu dönem bittikten sonra da bu iyi hal kalacak üzerimizde diye düşünüyor, umuyorum.

Kurban olan hep kadınlar

Çocuk kitapları yolda

-  Kısa bir süre önce de bir yayıneviyle anlaşma imzaladığınızı gördük. Nasıl bir çalışma bekliyor bizleri?

Oğlum Leo, daha 3-4 yaşlarındayken ona uydurduğum hikayeleri kaleme almıştım. Geçtiğimiz süreçte onları çocuk kitabı olarak hayata geçirme şansı buldum. Bu benim için çok büyük bir hayaldi. Şu an çizerlerle görüşüyoruz. 4 kitaptan oluşuyor hikayelerim. Düşündükçe, içim coşuyor. İyilik yapmak, temiz olmak, cesaret üzerine hikayeler yazdım. Çocuklar bir şeyi sevdiğinde 100 kere söylesen de, okusan da bıkmazlar ya Leo da bunlardan hiç bıkmamıştı. Şimdi başka çocuklar da sevsin istiyorum. Yazarken de çok senaryo okumanın etkisiyle olsa gerek, bütün sahneler gözümün önüne geldi. Ve resmen yazarken seyrediyor oldum. Eylül ayı gibi çıkmasını planlıyoruz. Evde anneler, okulda öğretmenlere çok görev düştüğü için o dönem daha doğru olur diye düşündük. O günler gelsin, hatta gideyim okullara ben okuyayım diye çok istiyorum.

“Son nefesime kadar Ceku olurum”

- Cem Yılmaz’la rol aldığınız reklam filminde 15 sene sonra yine “Ceku” olarak karşımıza çıktınız. Bu birliktelik, hep böyle devam edecek dedirten türden...

İnşallah, ben 10 yılda bir Ceku olarak hayata devam ediyorum. Son nefesime kadar da olurum Ceku. Cem’le çalışmaktan her zaman büyük keyif alıyorum. Onun kalbi, bakış açısı, insan ilişkileri çok özel. 20 yıldır tanıyorum ve benim için 20 yıldır Cem, aynı Cem.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber