Geri Dön
Cumartesi'Londra hayalet bir kasaba gibi'

'Londra hayalet bir kasaba gibi'

Gökçe Kılınçer, “Penceremin önünden, farklı rotaları olan, 2 katlı kırmızı otobüslerin boşluğunu, arada sırada yoldan geçen araç ve bisikletlileri izliyorum. Londra, toplu taşıma araçlarının neredeyse tamamen terk edilmesiyle hayalet bir kasaba gibi görünüyor gözüme” diyor.

'Londra hayalet bir kasaba gibi'

 

Seyhan Akıncı / seyhan.akinci@milliyet.com.tr

Bugünlerde hafızası olan mekanlar bize usulca bir şeyler fısıldıyor. Onları anladığımızı durgun bakan gözlerimizle söylüyoruz biz de. Yaklaşık 12 yıldır Londra’da yaşayan ve müzik hayatını orada sürdüren retro-pop müziğin öncü ismi Gökçe Kılınçer de çift katlı kırmızı otobüslerin dahi yollardan çekildiği sokaklara durgun bakıyor bugünlerde. Bir yandan da 21 Haziran olarak açıklanan yeni normalleşme tarihini umutla bekliyor. Stüdyosuna gidip geldiği, evinde baharat yetiştirerek direndiği pandemide ilk yılı devirmişken “Zor Yollar Benim” adlı çalışması geldi 5 Mart’ta... Ardından aynı adla yayınlanacak 12 parçalık albümü gelecek. 30 Nisan’da Hicazplaks etiketiyle dinleyiciyle buluşacak albüm öncesi Londra’ya bağlandık ve Gökçe Kılınçer ile konuştuk.

Londra hayalet bir kasaba gibi

- Uzun süredir Londra’dasınız... Pandeminin en ağır yaşandığı yerlerden birinde nelere tanıklık ediyorsunuz?

Bir sene önce, evimin karşısındaki tarihi, üç katlı, eğimli çatılı, kubbeli köşeli ve orijinal iç mekanın çoğunu koruyabilmiş, yemek yemek veya kitap okumak için oldukça geleneksel ahşap masalara sahip, az aydınlatılmış bordo dekoru ile gerçeküstü bir his veren, Three Crowns Pub, kötü bir günde, ağrı kesici etkisine saniyeler içinde ulaşmanızı sağlayabilirdi! Bugün ise penceremin önünden, farklı rotaları olan, Londra’nın simgelerinden, 2 katlı kırmızı otobüslerin boşluğunu, sadece arada sırada yoldan geçen araç ve bisikletlileri ve artık ışıkları yanmayan mekanı izliyorum. Londra, toplu taşıma araçlarının neredeyse tamamen terk edilmesiyle hayalet bir kasaba gibi görünüyor gözüme.

- Pandeminin etkisi bir müzisyen ve söz yazarı olarak nasıl yansıdı eserlerinize?

21 Haziran’da her şeyin normale dönebilme ihtimalini umut etsem de, inanmak güç gelebiliyor. Vaktinin çoğunu pandemiden önce de, kapalı bir mekanda, bant makineleri, amplifikatörler ve gitarlarla geçiren biri olarak, bu tecrit hali, aslında bana çok da yabancı değil! Yalnızca şöyle bir fark var. Hayatını kaybeden ve kaybetme korkusuyla yaşamak zorunda olan tüm insanların varlığının bilinci ve atmosferi. Hissettiğim genel bir yas döneminin varlığı. İşte bu düşüncelerle, her gün başkentin boş sokaklarından, boş binalarını izleyerek, stüdyoma yürüyorum. Sık sık şarkı yazarım ama onları her zaman bitirmem. Bazı enstrümanlara veya küçük dokunuşlara ihtiyacı olan birçok kayıtlı fikrim var. Bu dönemde, bunun gibi üzerinde çalışılması gereken ve bekleyen fikirlere yoğunlaştım. Pandeminin nasıl bir etkisinin olduğunu, ben de sizler gibi, bu döneme uzaktan bakmayı başarabildiğim bir zaman diliminde anlayabileceğimi umut ediyorum.

- Peki, kişisel olarak Gökçe nasıl etkilendi bu bir yıllık süreçten?

Normalde stüdyo işleri ve kendi projelerim arasında mekik dokurken günler, aylar ve senelerin nasıl geçtiğini anlayamazdım.

İlk kez hayatım daha önce olmadığı kadar kesintiye uğramıyor. Stüdyomuzda trafik olmadığı için kendime biraz zaman ayırmayı başarabildim ve her zaman yapmak istediğim şeyleri yapmaya çalışıyorum müzikten arta kalan zamanlarda. Baharat yetiştirmek ve onları öğrenmek, kitap okumak için zamana sahip olmak, bir hayvanı okşamak gibi basit şeyler…. Bunlar yıllardır özlediğim ama vakitsizlikten dolayı atladığım şeylerdi.

- Bu kadar uzun soluklu ve mecburi bir ayrılığa neler yaparak direniyorsunuz? Konser vermek özledikleriniz arasında listenin kaçıncı sırasında? 

Hedeflerim olmalı. Eğer zihnimi meşgul etmezsem, zihnim beni meşgul etmeye son derece yetenekli. Bu yüzden kafamda her zaman bir günlük tutarım. Kurallarım olmalı ve bazen onları sadece eğlenmek için çiğniyorum, sonra kurallara geri dönüyorum. Hayatta yürümek için öğrendiğim şey bu. Türkiye’deki dinleyicilerimi çok özlüyorum. Yurt dışında yaşamamdan dolayı, Türkiye’ye konserler için çok sık gelemiyorum. Her şey normale döndüğünde, kesinlikle birinci sırada!

- 5 Mart’ta dinleyiciyle buluşturduğunuz teklinizin ardından 30 Nisan’da 12 parçalık bir albüm gelecek… Neler bekliyor bizleri? 

Hasret, insan olmanın karmaşıklığı, mesafeler, nostalji ve her zaman daha iyi bir dünya için umut ve özlem! 2018’den beri, kesintili olarak, prodüktörüm Bobina ile birlikte bu albüm üzerinde çalışıyoruz. Belki bu albümü daha önce de yayınlayabilirdim ama her zamanki gibi, bir şeyler yayınlamadan önce biraz beklemeyi tercih ederim. Tüm albüm yerine, 2018 ve 2019 döneminde, memnuniyetle karşılanan, 2 adet 45’lik plak çıkarmıştık. Şimdi ise koleksiyonumuza bir de 33’lük eklemeye hazırız.

Londra hayalet bir kasaba gibi

“DÖNEME DEĞİL ŞARKILARIN HARİKALIĞINA BAĞLIYIM”

- Hakkınızda yazılanlara baktığımızda 2 entry’de bir 70’ler vurgusu var. 70’lerle özel bir bağınız var mı?

Aslında özel bir bağım yok. Geçmişte pek çok harika şarkı yazıldı, sadece 60’lar ya da 70’lere özgü değil. İşte ben yazılan şarkıların harikalığına bağlıyım, döneme değil aslında. Hepimizin bildiği gibi bazı sanat eserleri zaman testini geçer, bazıları geçemez. O dönemlerde yazılan şarkıların çoğu bu testi geçerken, şimdiki dönemde yazılan şarkıların çoğu geçemiyor.

- Eski normale dair özlediğiniz şeyler var mı? Mesela hayat normale dönünce ilk şunu yapacağım dediğiniz?

İnsanların hasta olacağım korkusuyla tedirgin olmadan sokaklarda yürüdüğünü görmek, eski normale dair özlediğim en büyük şey sanırım. Kendim için ise iki şey var; pandemiden önce her sabah kahve içtiğim kafenin açılması ve orada bir kahve içmek ve Bodrum’da denize girmek.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler