Geri Dön
Cumartesi'Mektupları bugüne taşımak isterdim'

'Mektupları bugüne taşımak isterdim'

“Bir Zamanlar Kıbrıs” dizisiyle izlediğimiz Gülper Özdemir, “Teknoloji iletişim biçimimizi değiştirmiş olsa da duyguların ve isteklerin değiştiğini sanmıyorum. Ama geçmişten bugüne mektuplaşmaları taşımak isterdim, o duyguları ölümsüzleştirmek ne güzel olurdu” diyor.

'Mektupları bugüne taşımak isterdim'

 

ÖZLEM ÜLKÜ - Frankfurt’ta doğan Gülper Özdemir’in Türkiye macerası beş yıl önce başlıyor. İlk sahne tozunu Almanya’da yutan oyuncu üniversite eğitimi için ABD’nin yolunu tutuyor. Türkiye’ye geldiğinde “Bana Sevmeyi Anlat” dizisi ile ekranlarda buluyor kendini. Son olarak “Sen Anlat Karadeniz”de izleyicilerin karşısına çıkan oyuncuyu bugünlerde  TRT 1 ekranlarında “Bir  Zamanlar Kıbrıs”ın doktor Ayşe’si olarak izliyoruz. Dizinin çekimleri için Kıbrıs’ta olan oyuncuyla dönem dizisi atmosferinden yola çıktık farklı kültürlerdeki yolculuğuna uzandık.

- “Bir Zamanlar Kıbrıs”la  ‘60’ları yaşıyor ve yaşatıyorsunuz. Böyle bir zamanda dönem dizisinde rol almak neler hissettiriyor?

Yarın ne olacak bilmiyoruz, dünya olarak çok zor bir dönemden geçiyoruz. Dönem işi ister istemez başka bir dünyaya dahil ediyor sizi. Bu süreçte çalışmak, sette olmak ve özellikle bu kadar anlamlı bir projede yer almak benim için çok özel, şükrediyorum.

- Dikbaşlı ve savaşçı bir yapıya sahip doktor Ayşe’nin sizde sorgulattıkları neler oldu?

Ben acaba bu kadar cesaretli olabilir miydim dedim sıklıkla. Gerçek ismini, kimliğini bile bilmediğim bir adamla evlenebilir miydim? Aslında bakılırsa sadece bir isim, ne önemi var, seviyorsun ve sevildiğini damarlarına kadar hissediyorsun. Önemli olan da bu. Ayşe bir doktor, yani düzenli, sade bir yaşamı varken, birden devlet işlerinin içinde buluyor kendini ve belki de ilk defa orada konfor alanından çıkıyor. Bunu göz önünde bulundurarak, bence çok iyi yönetiyor bu durumu. O benim için romantik bir savaşçı.

- Aşk, fedakârlık ister derler ya bunu da görüyoruz. Siz o dönemin ilişkilerine bakınca neler hissediyorsunuz?

Bugünün aşklarının o döneminkinden farklı olduğunu düşünmüyorum. Gelişen teknolojiden dolayı iletişim biçimimiz değişmiş olabilir ama duygularımızın ve isteklerimizin değiştiğini sanmıyorum. Ama o dönemin ilişkilerden bugüne mektuplaşmaları taşımak isterdim. Duyguları ve düşünceleri ölümsüzleştirmek ne güzel olurdu. Cevapla yükümlü olmadan sadece dinlemek isterdim...

- Rol modeliniz annenizmiş. Çoğumuz için annelerimiz tanıdığımız en “güçlü” kişidir. Sizin için hangi özellikleri ön planda?

Evet, hep annemi örnek olarak aldım hayatımda. Ne istediğini bilen, zorluklar karşısında kibarlığını hiçbir zaman kaybetmeyen, üretken ve çok çalışkan bir kadın, annem. Ben de kadın olmaktan ziyade, insan olarak var olmanın güçlüklerini çektiğim zamanlar yaşadım. Bu zorluklar olgunlaşmamızın bir parçası... Bazen yaşanan olaylar karşısında büyük tepkiler göstermek yerine tebessüm edebilmektir olgunluk. Her şeyin bir sebebi olduğuna inanıyorum ve kontrolünüz dışında olan durumları kabul etmenin daha sağlıklı olduğunu öğreniyorsun zamanla. Olgunluğun hata yapabilme cesareti ve başkalarının hata yapabilme hakkını gözetmek olduğunu unutmamamız gerekiyor.

Mektupları bugüne taşımak isterdim

“YENİ ÜLKE YENİ HAYAT HEP HEYECANLANDIRDI”

- Frankfurt doğumlusunuz. Eğitim hayatınızı Almanya’dan sonra Amerika’da sürdürmüşsünüz. Farklı kültürlerle iç içe büyümenin size kattıkları neler oldu?

Doğduğum günden beri sadece farklı dillerle değil aynı zamanda birbirinden farklı kültürlerle iç içe büyüdüm. Okulda Pakistanlı, oyun parkında İtalyan, İranlı, Alman arkadaşlarımla beraberdim. Komşularla yemek sofraları Habeşistan’dan Rusya’ya uzanıyordu... Farklı yerlerden geliyor, ortak bir “yabancı” dille aynı isteklerimizi, dertlerimizi paylaşıyorduk. Zaten nereden geldiğimizin de bir önemi yoktu hiçbir zaman. Farklılıklarımızla, renkli bir dünya yaratmıştık.  Düşününce tek başıma bir yerlere gitmek, hayata her seferinde sıfırdan başlamayı öğretiyor sanırım. Ya da hayatın zaten her an sıfırdan başlamak olduğunu hatırlatıyor. Yeni bir ülkede yeni bir hayat kurmak beni her zaman çok heyecanlandırdı. İlerleyen zamanlarda yine tek başıma gitmek istediğim yerler var; bunlardan birisi ya yürüyerek ya da bisikletimle uzun bir parkur tamamlamak. Gezmek, hiç kaybetmek istemediğim bir tutku.

“DANSLA KENDİMİ GÜZEL HİSSEDİYORUM”

- Hobilerinizin başında dans etmek geliyormuş. Hip hop ve latin dansları özellikle. Sizin için nasıl anlamlar barındırıyor dans?

Dansla kendimi güzel hissediyorum. Hip hop dansını 16 yaşlarımdayken yapmıştım. Sonra başka tür dansları da denedim ve kendimi şimdilik flamenkoda buldum. İsyan ve baş kaldıran bir dans. İçimdeki duyguları dışa vurmayı öğretiyor ve sanki uzun zamandır bekleyen ama bir türlü yeryüzüne çıkamayan bir kişi çıkıyor içimden. Hislerim bu, teknik açıdan farklı tabii. Kol, bacak, bakış hepsi bir bütünü oluşturuyor ve filamenkoda bunları birleştirmek çok zor. Çünkü ayaklar isyan ederken, kol ve bakışlar sevgi gösteriyor. Her şeyi bir anda akıtmak gerekiyor. Flamenko dışında, ekstrem sporlara da büyük ilgim var. Kaya tırmanışı, skydiving, dalış... Hepsi yapacaklarım listesinde uygun zamanı bekliyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler