Geri Dön

'Mutlu yerine anlamlı bir hayat derdindeyim'

Kitap karıştırıp, kapağı yıpranmış kitaplarla İstanbul’u turladığımız Yiğit Özşener, “Yolculuğumda eskiye oranla en belirgin değişim; çoğu şeyi kontrol edemediğimi kabullenmiş olmam. Mutlu bir hayat yerine, anlamlı bir hayat derdindeyim artık” diyor.

'Mutlu yerine anlamlı bir hayat derdindeyim'
Seyhan Akıncı / seyhan.akinci@milliyet.com.tr

 

İstanbullular için Orhan Veli’nin yaptığı gibi şehri gözleri kapalı dinlemek artık sabahın çok erken saatlerinde mümkün ancak. Biz de pek çok yerde kahve servisi dahi başlamadan Yiğit Özşener’le Karaköy’de buluştuk. Söz konusu kitaplar olunca Ursula K. Le Guin cebindeydi ve daha niceleri... Özşener de birçoğumuz gibi pandemide okumaya yoğunlaşmakta zorlananlardan. Kimimizin podcast’lere kimimizin sesli kitaplara daha bir sarıldığı bu dönemde Storytel’de “Simyacı”ya ses oldu. Platform için 4’üncü kez mikrofon başına geçen Özşener’le sesli kitap dünyasını, okuma alışkanlıklarını ve başucu kitaplarını konuştuk.

Mutlu yerine anlamlı bir hayat derdindeyim

- Storytel’de son olarak “Simyacı”yı seslendirdiğiniz sesli kitap dünyasına nasıl dahil oldunuz? Sizin için nasıl bir deneyim oldu?

İlk okuduğum kitap İranlı yazar Samed Behrengi’nin “Küçük Kara Balık” isimli masalı. Sesli kitapla tanışmam; adalet, direnebilme, sorgulama, eşitlik üzerine düşündüren bir masalla oldu. Benim için çok yeni bir deneyimdi, hatta nasıl yapacağımı tam olarak bilmiyordum diyebilirim. Bir de bir masalı yetişkinler tarafından da dinlenebilecek hale nasıl dönüştürebilirim sorusu vardı kafamda. Sanırım tek seferde girip okudum ve okurken kendimi kaptırdığımı, çok keyif aldığımı hatırlıyorum. Okumayı bitirdiğimde sadece benim değil stüdyodaki herkesin çok keyif aldığını gördüğümde, rahatladım. Yayınlandığında da çok güzel geri dönüşler aldık. Hemen ardından Alper Canıgüz’ün “Kan ve Gül”, Zülfü Livaneli’nin “Son Ada” ve en son Paulo Coelho’nun “Simyacı”sı geldi.

- Sesli kitap okumak için geliştirdiğiniz yöntemler var mı?

Sesli kitap okumanın da bir tür oyunculuk gerektirdiğini keşfettim. Bir canlandırma ya da teatral bir durum söz konusu değil tabii ama yine de dümdüz okumak yerine sınırları biraz zorlayıp dinleyiciyi içine alan bir şekilde yapmaya çalıştım. Okurken sanki kitabın içindeymişim, sayfalarında geziniyormuşum gibi hissediyorum ve bunu ton, ritim, inişler çıkışlar, suskunluklar vasıtasıyla dinleyiciyle paylaşmayı seviyorum. Bu tarzın tadını alınca da, bazı kitapların benim için daha uygun olduğunu keşfettim. Çoğunlukla karakterin iç sesi halinde ilerleyen, diyalog varsa da çok fazla sayıda karakterin değil az sayıda karakterin diyaloğa geçtiği kitapları seslendirmeyi tercih ediyorum.

- “Simyacı” bir anlamda kendini keşfetme hikayesi… Sizin yolculuğunuz nasıl gidiyor? Ya da hangi duraktasınız?

Karman çorman, inişli çıkışlı, telaşlı ama olabildiğince yalın, anlamlandırma kaygılarından uzak, kendi halinde bir yolculuk; bir ruh hali. Dünya her zamankinden çok daha hızlı dönerken, kendini keşfetmek için durması giderek zorlaştı insanoğlunun. Bir arkadaşımla bu konu üzerine sohbet ederken şunu da dile getirdik: Bizim zamanımızda olanlar; ilk bilgisayar, ilk oyun konsolu, ilk renkli TV yayını, ilk özel televizyon kanalı, ilk cep telefonu, internetle ilk tanışma, ilk kişisel bilgisayar, ilk laptop, ilk sosyal medya platformu, ilk dijital yayın... Bütün bu ilkleri sindirmek kolay değil. Ekonomik ve siyasi ileri veya geri evrimi saymıyorum bile. Ya da çevresel ileri veya geri evrimi. Her şeye yetişme, hiçbir şeyden eksik kalmama çabası çok yorucu. Sonuçta bu değişime uyum sağlayabilecek fiziksel, zihinsel ya da psikolojik bir evrim geçirmedik. Yolculuğumda eskiye oranla en belirgin değişim; çoğu şeyi kontrol edemediğimi kabullenmiş olmam. İradem dahilindekilere yoğunlaşıyorum, geri kalanını hayatın akışına bırakmak konusunda artık daha becerikliyim. Bir de, hayattaki anlam kaybını mutluluk arayışı ile ikame ettirmeye çalıştığımızı fark ettim. İnsanın kalpten bağlandığı ve aidiyet duyduğu bir amaç uğruna; içinde hüznü, kaygıyı, yorgunluğu, başarısızlığı, haksızlığı, yalnızlığı selametle yaşayabileceği bir yaşam şekli yaratabileceğini fark ettim. Mutlu bir hayat yerine, anlamlı bir hayat derdindeyim artık. Yolculuğumda değişmeyen ve değişmeyecek tek şey ise; sahtelik ve ikiyüzlülükten uzağım; gülümseme formunda bile olsa.

Mutlu yerine anlamlı bir hayat derdindeyim

- Konu kitap olunca o klasik soruyu sormamak olmaz; en sevdiğiniz yazar? Hangi türde eserler okumayı seversiniz?

“En”li sorulara hiç cevabım olamadı, çok sınırlayıcı geliyor bu tabir bana. Okuduğum kitaplar, bazen o anki ruh durumuma, bazen de ihtiyacıma göre değişiyor. Eş zamanlı farklı kitaplar okumak gibi bir huyum var. Kendimi roman okurken, yanında güncel politik-siyasi bir araştırma kitabı okurken de bulabiliyorum. Bazen bir bakmışsınız onların arasına pek sık olmasa da bir şiir kitabı sıkışmış. Sağımda solumda gezi ve tarih kitapları hep olur. Biyografilere de özel ilgim var diyebilirim; insan olmanın derinliklerine inmek mesleğimle de örtüşüyor çünkü. Stefan Zweig’ın biyografileri mesela. “Fouche”si bu dönemde dizi seti, tiyatro provası, deniz kenarı gezdi bayağı benimle. Eskiden okuduğum kitaplara dönüp yeniden bakmaktan da hoşlanırım. 20 yaşında okuduğumdan ne anladığımla, 40 yaşındaki tecrübemle ne anladığım arasındaki farkı hissetmek önemli benim için. Bazı kitapları okuyup bitirdikten sonra da kütüphaneye kaldırmak yerine, başucumda tutmaya devam ederim.

“DURMAK BANA İYİ GELDİ”

- Pandemiyle birlikte iki mevsim devirdik ve bir süre daha böyle yaşayacağız gibi görünüyor. Bu dönem okuduklarınıza ve okuma alışkanlıklarınıza yansıdı mı?

Hayatım boyunca durmayı becerebilmiş biri olamadım, o nedenle durmak bana iyi geldi. Kendini bırakmanın, rahatlamanın, anda kalmanın lanetlendiği bir yüzyıldayız. Üretken olmak benim için de çok değerli ama insan sadece nefes almaz, yeniden nefes alabilmek için nefes vermemiz gerekiyor. Bunu da onun vesilesi olarak kabullendim. Mesleğimden uzak kalmanın dışında, kendi hayat rutinime baktığımda sağlığım yerindeyken evde oturmak zorunda olmayı çok da trajik bulmuyorum. Can sıkıntısından delicesine korkan, hayatı kesintisiz bir hazza indirmeye çalışan, görünür olabilmek için yaşayan, yalnız kalma korkusunu aktivizmle aşma çabasında olanlar için daha trajik bir süreç oldu sanırım. Hızlıca tüketmenin başka bir yolu bulundu hemen. Sadece doğayla iç içe olanları biraz kıskandım. Yine de bu zor koşullar altında, canı pahasına çalışan insanlar varken, hayıflanmayı doğru bulmuyorum. Okumayla ilgili odaklanma sorunu yaşadığımı söyleyebilirim, sonuçta zihin bir şekilde meşgul. Okuyamadığım için izlemeye ve dinlemeye yöneldim. Uzun zamandır bu kadar fırsatım olmamıştı, o açığı kapattım diyebilirim.

Mutlu yerine anlamlı bir hayat derdindeyim

“TUTUNAMAYANLAR  BİR NEVİ  DÜRÜSTLÜK TESTİ”

- Hepimizin dönüp dönüp okuduğu kitaplar vardır. Sizin en çok okuduğunuz kitap hangisi?

“Tutunamayanlar” sık sık geri döndüğüm, ziyaret ettiğim bir dünya. Korkuyla yüzleştiriyor insanı. Hiç farkında olmadığımız anlarda bile, korkunun bize neler yaptırdığını fark etmemizi sağlıyor. Hayatlarımızın neye hizmet ettiğini sorgulatıyor. Uçma hayali kurarken yerçekiminin bizi bu dünyaya bağladığı gibi, sonsuz hayaller kurarken kendimizi hayata sıkı sıkıya bağladığımız için, o hayalleri, kendimizi gerçekleştiremeyişimizi anlatıyor. Bir nevi insanı kendisiyle yüzleştiren dürüstlük testi. Hayat ancak yaşanarak, deneyimle ilerler ve soran, sorgulayan tutunamamayı da göze alır dediği için. Kendi içimdeki hesaplaşmaları daha iyi anlamamı sağlıyor. Tutunamayan olmaya sığınarak vazgeçmek mi yoksa her şeye rağmen devam edebilmek mi? Beni bu ikilemin dünyasına çekiyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber