Geri Dön
Cumartesi'Şansımı yarattığıma inanıyorum'

'Şansımı yarattığıma inanıyorum'

“Uyanış Büyük Selçuklu”da izlediğimiz Sevda Erginci, “Oyuncu olacağım dediğimde, dizide oynamak gibi bir hayalim yoktu. Konservatuvar okumak, oyun oynamak falan istiyordum. Ama sonra her şey tam tersi gelişti. Şansımı yarattığıma inanıyorum” diyor.

'Şansımı yarattığıma inanıyorum'

 

SEYHAN AKINCI / seyhan.akinci@milliyet.com.tr

Sevda Erginci henüz 27 yaşında fakat sektörde 10 yıllık kilometreyi çoktan ardında bıraktı. Ekranda hayat verdiği her karakter sevilse de ona en çok Sevda olmak yakışıyor. Sahnedeyken “Oynamak için doğmuş” dediğiniz kız gerçek hayatta asla oynamıyor. Bu da onun süper gücü. Ve onun bunu keşfetmesi asosyal bir çocuk olarak sevmediği okulda yok denecek kadar az arkadaşı arasından sıyrılıp sahneye ulaşmasıyla olmuş. Bugün TRT 1’de yayınlanan “Uyanış: Büyük Selçuklu” dizisinde Turna karakterine hayat veren Erginci, “Çok asosyal bir çocuktum. Sahne, Sevda olarak anlatamadığım şeyleri başka biri olarak anlatabileceğimi keşfettiğim için çok cezbetti belki de” diyor. Mr. CAS Hotel’de bir araya geldiğimiz oyuncuyla dününden bugününe uzandık.

Şansımı yarattığıma inanıyorum

- Bugün Sevda Erginci deyince genç yaşına rağmen bir çırpıda birçok başarılı iş sayıyoruz. Kilometrenin başına döndüğümüzde yolculuk nasıl başladı?

Böyle sorular sorulunca çok mucizevi şeyler anlatılıyor ya benimki hiç öyle bir hikâye değil. Ben çok bilinçli bir şekilde lisedeyken oyuncu olacağım dedim. Lisedeydim, okul tiyatrosu yaptım. Ardından özel bir tiyatroda bir yıl eğitim aldım. Aynı yerde çocuk oyunlarında oynadım. Çocuk tiyatrosu yaparken sektörden insanlarla tanışmış oldum ve onların yönlendirmesiyle dizi çekmeye başladım. Açıkçası oyuncu olacağım dediğim noktada, dizide oynamak gibi bir hayalim yoktu. Konservatuvar okumak, oyun oynamak falan istiyordum. Ama sonra her şey tam tersi gelişti. Peş peşe dizi çektim ve aradan 10 yıl geçti.

- Sahne eskisi kadar sizi cezbeden bir yer mi?

Tabii olmaz mı? Fakat dizi çekerken ya da başka bir iş yaparken oyun oynamak pek mümkün olmuyor. Tiyatrodan kopmak istediğim için değil sadece öyle gelişti. Bu yüzden her şey plansız ve şansa ilerliyor.

- O zaman şansa inanıyorsunuz...

Şansımı yarattığıma inanıyorum. Şans derken; bir iş yapıyorsun. Yaptığın işte birileri seni fark ediyor ve ondan sonra başka bir iş geliyor. O getiriyor işi. Birileri durup dururken kara kaşıma kara gözüme bu kız da şurada oynasa demiyor. Demesin de!

- Okulu sevmeyen asosyal bir çocuk olarak içinizdeki arayış hali sahnede yanıtını bulmuş. Nasıl bir keşifti o?

Çok asosyal bir çocuktum. Hatta okulda yok denecek kadar az arkadaşım vardı. Okulu sevmiyordum. Bu yüzden kendimi hep geri çektim ve geride durdum. Tembellikten gelen bir şey de değil. Derdini anlatabilen bir çocuk da değildim. Aslında sahne ya da oyunculuk benim derdimi anlatabildiğim bir yerdi. Ya da birilerinin derdini anlatabildiğim. Sanırım bu yüzden ilgimi çekti. Sevda olarak anlatamadığım şeyi başka biri olarak anlatabileceğimi keşfettiğim için çok cezbetti belki de.

- ”Uyanış: Büyük Selçuklu”da oynadığınız Turna’nın en dikkat çekici yanı “politik” olmaması. Duygu ve düşüncelerini büyük bir açıklıkla ortaya koyuyor... Turna’ya bu açıdan ne kadar yakınsınız?

Dürüstlük konusunda fazla cesur. Bu çok az insanın sahip olduğu bir şey günümüzde. Ki kendimi de acımasızca dürüst diye tanımlarım. Ama yaş geçtikçe şunu fark ediyorum; bu özelliğim insanlar için rahatsız edici olabiliyor. Birkaç yıldır bu durumu dizginlemeye çalışıyorum. Turna’nın dizginlemek gibi bir derdi yok. Bir de günümüzde biz birbirimize nezaket adı altında yalan söyleyen insanlarız. Turna’nın böyle bir derdi yok. Benim gibi acımazsızca da değil nezaketiyle birlikte dürüst bir kadın Turna. Bu çok cesur bulduğum bir davranış. Belki bana da acımasız dürüstlüğümü törpülemeyi öğretiyordur.

- Makedonyalı anne ve Mardinli bir babanın kızısınız. Bu çok kültürlülük nasıl yansıdı hayata ve sanata bakışınıza?

Annem Makedonya göçmeni bir kadın babam Mardinli iki taraf da çok birbirine karşı. Bu çocukluğumda çatışmaya da sebep olmuştur. Haliyle hep şunu derim; ben doğuştan ötekiyim. Anne tarafımda babamdan dolayı ötekiydim. Baba tarafımda da annemden dolayı ötekiydim. Ait olmama hissini çok seviyorum. Böylece her yere ait olabiliyorsun. Öteki olmanın tatlılığını fark ettiğim için işimde de karaktere uyum sağlamamı kolaylaştırmış olabilir.

Şansımı yarattığıma inanıyorum

“27 YILLIK HAYATIMDA EN BÜYÜK DERDİM BU”

- Dizide 11. yüzyılın olduğu bir atmosferden çıkıp 21. yüzyılın “gerektirdiklerine” adapte olmak zorunda kalıyorsunuz. Eğer farklı bir zaman diliminde yaşama şansınız olsaydı...

Bu dönemin bize sağladığı konfordan memnunum ama bana acı çektirdiği birçok şey var. Teknoloji çok acı çektirmiyor olsa da canımı sıkmıyor değil. Ama doğayla ilgili bir sürü şey çok canımı yakıyor. 27 yıllık hayatımda en büyük derdim bu. Bundan daha kıymetli ne olabilirin cevabı yok bende. Çevre sorunlarının bu boyutta olmadığı, teknolojinin hayatımızı ele geçirmediği bir parça konforun da olduğu bir dönemde yaşamak isterdim.

- Çevreyle ilgili bireysel olarak neler yapıyorsunuz? Ve sosyal medyanızı insanları bu yönde bilinçlendirmek yönünde kullanmak var mı aklınızda?

Burada kahvemi yudumlarken ve keyfim çok yerindeyken Instagram’da bir kadın cinayeti ya da çevre kirliliği ile ilgili hikaye gördüğümde ben bile geçiyorum. Kendime de çok sinirleniyorum bunu yaşadığım zaman. Günlük hayatını yaşamaya devam ediyorsun. Sosyal medya böyle durumlarda çok samimiyetsiz geliyor. Hatta ciddi toplumsal olayları normalleştirdiğini düşünüyorum. Bu da çok sinirimi bozuyor. Bu yüzden mümkün olduğunca o mecrada öyle şeyler yapmıyorum. Keşke güvendiğim bir platform olsa da elimden geleni yapsam. Burada da çok ciddi güvene ihtiyacım var. Çünkü para ve insan aynı çatı altında buluşunca kafamda soru işaretleri oluşuyor. Suyu dikkatli kullanmakla ilgili elimden geleni yapıyorum. Fazlası için büyük bir uyanış ve hareket gerekiyor.

Şansımı yarattığıma inanıyorum

“İNTERNET OLMAYINCA KENDİMLE VAKİT GEÇİREBİLİYORUM”

- İlginç bir şekilde Z kuşağı temsilcisi olarak teknoloji karşıtlığınız var...

Yaşıtım olan arkadaşlarımın “aptal” muamelesi yapması bazen çok canımı sıkıyor. Bir taraftan da deneyimlediğim için şu durum hoşuma gidiyor; teknoloji olmayınca kendi kendime vakit geçirebiliyorum ve mutlu olabiliyorum. İnsanların telefon çekmeyince ya da internet olmayınca nasıl delirdiğini görüp sinsi sinsi gülüyorum içimden. Bunu bilmek ve keyif almak özel bir şey sanırım. Zorlayan tarafları da var tabii. İşimle ilgili de bazen karşıma çıkıyor. İnsanların “Sevda 27 yaşındasın 57 değil bunu da bil yani” dediği ve kendimi aptal hissettiğim anlar oluyor ama onun dışında vakit geçirmeyi bilmek çok özel bir şey bence.

- Teknolojinin içine doğmuş biri olarak bunu nasıl keşfettiniz peki?

Teknolojinin içine doğdum ama tiyatroda eğitim almaya başlayana kadar cep telefonum olmadı. Teknolojiyle ilgili hiçbir şey mecbur kalmadığım sürece ilgimi çekmedi. Ve dahil olmayı tercih etmedim. Son bir yıldır falan biraz daha farkındayım öneminin. Biraz daha orada yaşamak gerektiğini biliyorum. Bana göre hâlâ gerekmiyor tabii de... En azından insanlara göre böyle olduğunu kabullendim. Bu yüzden kendim olmanın dışına çıkmadan uyum sağlamaya çalışıyorum bir süredir.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler