Geri Dön
Cumartesi“Şarkı söylemek özgürleştirici bir deneyim”

“Şarkı söylemek özgürleştirici bir deneyim”

Bir süredir kalabalık bir orkestrayla şarkılar söyleyen Şebnem Dönmez, “Müziğe duyduğum aşkla sahnede olmak acayip bir duygu! Utanmaktan utanmadan şarkı söylemeye devam etmek oldukça özgürleştirici bir deneyim” diyor

“Şarkı söylemek özgürleştirici  bir deneyim”

“Şarkı söylemek özgürleştirici  bir deneyim”
Şebnem Dönmez hayatımıza gireli 28 yıl olmuş... Bir döneme damgasını vuran “Sabah Şekerleri” de dahil çok sayıda dizide ve programda gördüğümüz oyuncu, şimdi şarkı söyleyerek selamlıyor herkesi... Neredeyse 1.5 yıl önce çıktığı bu yola koca bir orkestrayla devam ediyor üstelik. Kış sezonu sona erdiği için yeni teklifleri değerlendiren Dönmez, “Ses rengim güzel ama biliyorum ki teknik açıdan öğrenecek çok şey var ve henüz mükemmele yakın olmaktan uzaklardayım” diyor. Dönmez’le Polonezköy’de Mari’s House’da yaşadıklarını ve müziğe duyduğu aşkı konuştuk.

-Sizi son olarak “Avlu” dizisinde izlemiştik. Şimdi sahnede karşımızdasınız. Bu işin başlangıcı nereye dayanıyor?

Şarkı söylemek benim çocukluk hayalimdi ve bende zaten kodlanmıştı. Hatta beni izlemeye gelen bir lise arkadaşım, “Sen zaten en başından şarkı söyleyecektin” demişti. Yani benim kendi tarihimde hep arzuladığım bir şeydi ama hiçbir zaman üzerine gitmedim.

- Gitar hocanızın teşvikiyle sahneye çıkmaya başlamışsınız...

Evet, gitar dersleri alıyordum. İki sene öncesinde. Bir gün Türkay’a “Sahneye çıkmak istiyorum ama çok korkuyorum” demiştim. O da “Neden denemiyorsun?” deyince, 1.5 yıl önce Moda Zeplin’de başladım. Gelen dinleyicilerle de bu karışık ruh halini paylaşmayı seviyorum. Onlara diyorum ki: “Hem çok korkuyorum, hem de çok istiyorum. Bu durumda yapmaktan başka çare kalmadı ve işte buradayım.”

- Neden korkuyorsunuz?

Çünkü şunu biliyorum, şarkı söyleme konusunda mükemmel değilim. Ses rengim güzel, seviyorum sesimi ama biliyorum ki teknik açıdan öğrenecek çok şey var ve henüz mükemmele yakın olmaktan uzaklardayım. Ama işte benim için meselenin kalbi tam da burada atıyor. Tüm kırılganlığımla, hissettiğim o müthiş korkuyla, nasıl yapacağım diyerek, aynı anda ve oranda hissettiğim arzuyla, müziğe duyduğum aşkla sahnede olmak acayip bir duygu! Olanca çıplaklığıyla bu duyguları seyirciyle paylaşmak ve bunların hiçbirinden kaçmadan, utanmaktan utanmadan orada olmaya ve şarkı söylemeye devam etmek oldukça özgürleştirici bir deneyim. Ve elbette eğlenmeyi de unutmuyorum bu karışıklığın arasında. Ayrıca kendimle dalga geçmeyi, dinleyiciyle sohbet etmeyi, tuhaf fikirlerimi gün yüzüne çıkarıp onlardan geri bildirim almayı seviyorum.

- Neler var orkestranızda, repertuvarınızda?

Klavye, davul, keman, klarnet, saksafon, gitar, bas ve vokal. Başlarda gitar eşliğinde sevdiğim, dinlediğim müzisyenlerin şarkılarını söylüyordum. Lhasa de Sela, Leonard Cohen, Mehmet Güreli ve Tanju Okan gibi... Müzisyen arkadaşlarım “Herkese hitap eden şeyler çalalım” deyince yeni bir playlist yaptık. 90’ların en güzel şarkılarını söylüyorum. Vor Klein ve Alancha’daki programlarım, kış sezonu bittiği için sona erdi ama gelecek sezon devam edeceğim. Yaz için de teklifler var.

“Şarkı söylemek özgürleştirici  bir deneyim”

- Beste yapmaya başladınız mı?

Evet, birkaç bestem var. Şimdi bir arkadaşımla iki tanesine söz yazacağız. İçimde dolanan melodiler için bilgisayarımda bir dosya açtım. Adı: ‘Şarkı Bankası’. Kalbimde beliren müzikleri oraya atıyorum. Daha yolun başında olsam da şarkı söylemeye ve yeni müzikler yaratmaya devam etmek güzel. Tatlı bir hal. Böyle devam ettiği sürece aksın gitsin bu müzik serüveni.

- Bu yol nereye evriliyor?

Ben de bilmiyorum ki nereye evrilir. Tamamıyla akışta kalmaya kararlıyım. Bu da belirli bir sonuç peşinde olmadan, bir şeyleri kovalamadan sadece yapmaktan zevk almayı sürdürmek demek. Neler olacağı hakkında hiçbir fikrim yok, hep birlikte göreceğiz.

- Sahnede olmak neler hissettiriyor?

Bence müzik dünyadaki en güzel şeylerden biri. Şarkı söylemek bende büyük bir iyileşme yaratıyor. Çünkü bende mükemmel olma takıntısı var, yani vardı. Geçiyor yavaş yavaş. Bilenler bilir; mükemmelliyetçilik yaratıcılığın en büyük düşmanı, ilk adımı atmayı, cesaretli olmayı engeller. Hata yapmayarak mükemmel kalacağını zannedersin. Ama hata yapmamış biri yaşamış da sayılmaz öyle değil mi? Bu anlamda çıkıp sahnede hiç de mükemmel olmayan bir şekilde şarkı söylemek, bu mükemmelik takıntısını güzelce şifalandırıyor. Evet belki sahnede olmak değil, ama müzik konusunda tecrübesizim. Kendi kendime diyorum ki; “Şebnem, mükemmel değilsin ama çok istiyorsun ve çalışıyorsun” Adım adım gelişim göstermek harika bir duygu. Kendine o şansı vermek güzel. Korkunun gözünün içine baka baka, onu ağırlayarak, itelemeden, onunla didişmeden, direnç göstermeden ama yaratma arzuna sırtını yaslayarak, yaratıcı olan yanına güvenerek… Bu yenilik hayata bakışımda olumlu bir etki yaptı.

“Güçlü ve güzel bir hikayede olmayı özledim”

- Peki, sizin için “oyunculuğu rafa kaldırdı” diyebilir miyiz?

Oyunculuğu bırakmış değilim. Seviyorum hatta çok seviyorum. Oyunculuk, yani hikaye anlatıcılığının bu formu, kolektif olarak yapılan bir iş. Yani işin içine hikaye, yönetmen, diğer oyuncular, yapım şirketi, kanal, izlenme oranları gibi unsurlar giriyor. Bunların içinde senaryo en önemli olanı. Sonuçta karakterin içine girince o senin bir parçan oluyor. Onu kalbimle de sahiplenmek istiyorum. Ben de özledim, güçlü ve güzel bir hikayede, heyecanlandıran bir karakter çizmeyi. Birkaç proje var değerlendirme yaptığım şu günlerde. Bakalım hangisi kısmet olacak, göreceğiz.

- Sizi çok uzun yıllardır tanıyoruz ama zirveye çıktığınız dönemlerde de bir anda ortadan kayboldunuz. Bu gelgitlerin nasıl bir hikâyesi var?

İnsanlar sürekli bir şey yapma ihtiyacı duymayan birini yadırgıyor, hatta içten içe yargılıyor. Sizi tenzih ederek söylemeliyim ki; bunun ne tembellikle, ne aptallıkla ne de fırsatları kaçırmakla ilgisi var. “Mutlaka her sezon bir dizide olmam lazım, sürekli ekranda görünmeliyim” demiyorum. Çabaladıkça ruhum körelir, denedim gördüm. Bu hayatta bir şeyler yaratırsın ve insanlarda -aslında kendinde- bir iz, bir his bırakırsın. Ben bu hisle karşılaştığımda memnun oluyorum. Sevilmek güzel. Kariyer denen şeye de inanmıyorum. Ben hayata inanıyorum. Onu alıp bölümlere ayıramazsın, parçalara ayırıp değerlendiremezsin. Ben böyle hissediyorum. Ve bu da insanlara garip geliyor. Bunun insanlara garip gelmesi de bana garip geliyor! Kısacası kimseye bir şeyleri ispat etmek gibi bir derdim yok. Yaratmak içten gelen bir şey olmalı. Yaratıcılığın ve yaratımın önüne kimse geçemez. Sen sadece bir aracı olduğunun idrakine varınca, o kendi kendini gerçekleştiriyor zaten. Dünyaya gelmesi gereken ne varsa, sen yaratmaya niyet edince senden doğuyor işte. Çok da kişiselleştirmeye gerek yok. Kariyer yapmak gibi bir çabaya girip, kendi ruhumu ve kalbimi zedelemek, içimdeki yaratıcı güce haksızlık.

“Hata yapmak çok güzel”

Bir kadın hayatında neyi mutlaka bir kez denemeli sizce?

Bence tek başına yolculuğa çıkmalı. İlla ki dünyanın bir ucuna gitmek gerekmiyor. Bir saat uzaklıktaki diğer şehir olsun. Ama olsun! Kendi konfor alanından çıkmak, gözlerde değişiklik yapıyor. Tek başına kalmayı öğrenmesi gerekiyor. Sürekli aşk yaşamak zorunda hissetmek yıpratıcı. Bir de en az bir ya da iki tane gerçekten bütün hislerini paylaşabildiği kadın arkadaşları olmalı. Hatta arkadaştan da öteye geçmiş, kız kardeşlik sevgisi ile sarmalanmış derin bağlardan bahsediyorum. Bunlar bir kadının hayatının can damarları…

En çok eleştirdiğiniz yanınız nedir?

Hakikati, kendi hakikatimi tüm çıplaklığıyla daima söylemek merakı ve inadı. Ben yüzleşmekten çekinmeyen biri olduğum için... Ne düşündüğümü tüm çıplaklığı ile söyleyince sert gelebiliyor. Ama ancak bana sorulduğu zaman! Sorulmadan asla konuşmam. “Sence ben ne yapmalıyım? Ya da sen ne düşünüyorsun?” denilmeden akıl vermenin, saptama ya da durum değerlendirmesi yapmanın ciddi bir alana tecavüz olduğunu düşünüyorum.

18 yaşınızdaki halinize dönebilseniz, ona ne tavsiyesinde bulunurdunuz?

Yaşa, derim. Ve hatta çok yaşa! Hata yapmak güzel. Ne mutlu ki, bugün de hata yapmaya devam ediyorum.

Bu bir yolculuk, o yolculuk her şeyiyle çok güzel. Gecesiyle gündüzüyle, güzeliyle çirkiniyle. Şu an o rafineliği yaşıyorum; hayatımdaki herkes, yapmak istediklerim, kendimi yaşayışım, olabildiğince rafine... Hatalar da yapmaya devam ederek, kendi şarkımı söylüyorum. Hayat bazen zorlayıcı olabiliyor bunu da iyi biliyoruz evet; ama hâlâ güzel. Ben içimden geldiği gibi yaşadığım bu hayata ‘Kalbimin Şarkısı’ diyorum. Bazen tondan çıkmak da güzel, şarkının sözlerini şaşırmak da... Şarkı devam ettiği sürece

müzik var demektir. Müzik olduğu sürece de dans!

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler