Geri Dön

'Şehirden uzakta olmak bana çok iyi geldi'

TRT Belgesel’de “Şehirden Uzakta” programıyla ekranlara dönen Kıvanç Kasabalı, “Şehirden uzakta olmak bana çok iyi geliyor. Gittiğim her yerde beni o kadar sıcak karşılıyorlar ki hiç yabancılık çekmiyorum” diyor.

'Şehirden uzakta olmak bana çok iyi geldi'
Seyhan Akıncı / seyhan.akinci@milliyet.com.tr

 

Ekranlardan bir süredir uzaktı Kıvanç Kasabalı... Ona karmaşık aşk üçgenlerini çözmeyi bir türlü başaramadığımız bir dizide rastlamayı bekleyenler yanıldı, Kasabalı “Şehirden Uzakta” ile yurdun ücra köylerinden birinde at binerken, diğerinde inek sağarken çıktı karşımıza TRT Belgesel’in cumartesi akşamları yayınlanan programında. Doğrusunu isterseniz Kıvanç Kasabalı’nın bu eğlenceli ve bir o kadar doğal hallerini çok sevdik. Kasabalı ile şehre döndüğü bir anı yakalayıp yaklaşık bir yıl önce hayata geçirdikleri, ikinci şubesini Fenerbahçe’de açtıkları Klar kafede buluştuk. Kahvelerimizi de alıp, soğuk bir İstanbul sabahında Fenerbahçe Parkı’nda yürürken gördük ki “Şehirden Uzakta” izleyiciye olduğu kadar Kasabalı’ya da çok iyi gelmiş. Şimdilerde gittiği yerler, eşi Sedef Avcı ve oğlu Can’la görülmek üzere listesinde. Kasabalı ile belgesel yolculuğundan ebeveynliğe, kahve tutkusundan mutfaktaki maceralarına kadar her şeyi konuştuk.

Şehirden uzakta olmak bana çok iyi geldi

- TRT Belgesel için “Şehirden Uzakta”sınız bir süredir. Bu yolculuk nasıl başladı?

“Şehirden Uzakta” maceram bundan yaklaşık 3-4 ay önce oluşan bir proje oldu... TRT Belgesel için çekilecek proje ilk teklif edildiğinde benim için de çok heyecan vericiydi. İlk defa bir belgesel programı sunacaktım ve format olarak “Aslında tam da benim istediğim bir proje olabilir” diye düşündüm. Zaten çok da zaman kaybetmeden yola koyulmuş olduk.

- Şu ana kadar gittiğiniz yerler arasında sizi en çok şaşırtan neresi?  

Benim için en ilginç olanlardan biri Kars’tı. Daha önce o kadar doğudaki bir şehre hiç gitmemiştim. Kars, beni tarihi ve şehir tasarımı olarak gerçekten şaşırttı diyebilirim. Karadeniz insanının enerjisi de çok başka gerçekten. Mesela Halide Nine 96 yaşında ama 40’lıklara taş çıkartacak bir insandı. Beraber bir korkuluk yapışımız var ki o sıcakta benimle nasıl orada durabildi anlamak zor! Diğer yandan Mustafa Amca ile kara kovanı koymak için ağaca tırmandık. 25 metre yükseğe koyduk kovanı. O yaşta o enerji ve korkusuzca o ağaca tırmanabilmesi takdire şayan. Bölümü izleyen tanıdıklarım bile sürekli beni aradı “Yüreğimiz ağzımıza geldi” diye. Asıl konseptimiz köy hayatını deneyimlemekti. Köy hayatının ortak paydası da aslında yapılan kış hazırlıklarıydı. Burada benim için en ilginç olan işlerden biri tezekle haşır neşir olmamdı! Gittiğim her köyde tezek toplama işlemi yapmış oldum ve köy hayatı için onun ne denli önemli olduğunu deneyimledim.  

- Şehirli bir adam olarak şehirden uzakta olmak nasıl hissettiriyor?

Şehirden uzakta olmak bana çok iyi geliyor ve gittiğim her yerde beni o kadar sıcak ve güzel karşılıyorlar ki hiçbir zaman yabancılık çekmiyorum. Bu nedenle belgeseldeki diyaloglar ve çekimlerimiz izleyenlere samimi geliyor. Aslında çekerken ne yaşıyorsak izleyiciler bunu görmüş oluyor ve bu da izleyenlere direkt geçiyor diye düşünüyorum.

- Sizi bir de çadır ve kamp tatili ile biliyoruz. Bu yeni maceralar seyahat ve tatil alışkanlıklarınıza yansır mı?

Aslında genel olarak tatillerde izole olmayı tercih ediyorum. Genelde de her sene Can’dan ötürü kamplara gidiyoruz. Tabii bu programla beraber birçok yeni yer keşfediyorum ve her gittiğim yerden mutlaka bir gün tekrar gelirim diye ayrılıyorum.

- Her defasında heybenizde yeni hikayelerle dönüyorsunuz şehre, pandemi nedeniyle bir yandan herkesin şehir hayatını da sorguladığı bir dönem. Sizin aklınızdan gitmek geçiyor mu hiç?

Şehirden gitme fikri pandemiden sonra herkes için daha bir ayyuka çıktı... Ben de bir ayağımın şehir dışında olması fikrine sıcağım ve bir yerleşik düzen kurma fikri aklımda var. Programdan dolayı da öyle yerlere gidiyoruz. Her gittiğim yer beni bu fikre daha da motive ediyor.

- Birçoğumuzun anlamını bilmediği bir sözcüktü pandemi şimdi ne yazık ki çocuklar bile öğrendi. Marttan bu yana nasıl gidiyor Kasabalı ailesinde pandemide hayat? 

Marttan beri pandemi hayatımıza bir girdi pir girdi. İlk başlarda olayın ciddiyetini çok anlamak mümkün değildi. Hepimiz için belki de ömür boyu unutamayacağımız bir döneme girmiş olduk. İlk başlarda sokağa çıkma yasakları dolayısıyla zamanın çoğu evde geçiyordu. Biz de kendimizi evde oyalamanın yollarını arar olduk. Ev bir ara “Çılgınlar Kulübü” gibiydi... Sabah kahvaltı, sonra Sedef yoga yapıyor, ben içeride kendime küçük bir stüdyo ortamı hazırlayıp spor yapıyorum. O bitiyor Can ile futbol, basket maçına başlıyoruz. O bitiyor ben kendi hobi odamda müzik yapıyorum, evdekiler dans ediyor... Hal böyle olunca herkesin pili erkenden bitiyordu. Ve ertesi gün yine aynı düzenle gün başlıyordu. Çok değişik bir dönemden geçtik diyebilirim. Zamanla bu duruma alışmaya başladık ve ona göre bir düzen içine girdik, kurallar dahilinde bir hayat sürerek vaktimizi geçirdik.

- Evin en çok vakit geçirilen alanlarından biri oldu mutfak son birkaç ayımızda. Sizin için nasıl bir yer mutfak?

Aslında mutfakta çok vakit geçiren biri değilimdir ama pandemi sürecinde ben de mutfağa girmedim dersem yalan olur. Çocukluğumdan beri en çok sevdiğim elmalı kurabiyelerden yapmaya çalıştım. Direkt annemi arayıp tarif aldım ve ilk denemem hiç de fena olmadı. Sonrasında farklı denemelerim de oldu tabii... Bunlardan biri de mantıydı, Can çok ısrar etti! Hamuru kendim açtım ve kıymayı doldurmak bayağı zahmetliydi ama Can bana çok yardımcı oldu. En sevdiği yemeği ona yapmazsam olmazdı. Kısacası çok meraklı değilim mutfak işlerine ama elimden gelmediğini de söyleyemem.

Şehirden uzakta olmak bana çok iyi geldi

“Bu dönem çocuklu aileler için bir sınav”

- Pek çok şey gibi online eğitim de bir kuşağın gerçeği olarak hafızalara kazınacak. Sizin evde nasıl geçiyor online dersler?

Bu dönem aslında en çok da çocuklu aileler için bir sınav bence. Okulların online derse geçmeleriyle birlikte biz de buna alışmaya çalıştık. Her ne kadar dersler devam etse de evde çocukların okul ortamı gibi konsantre olmaları mümkün değil. İster istemez biz de Can’ı motive etmek için çok uğraş verdik. Bu biraz yıpratıcı oluyor ama şu an buna alıştık ve sistem bir şekilde evde devam ediyor.

- Diğer yandan basketbol geçmişi olan birisiniz. Can ile de sıkça basketbol oynadığınız kareleri paylaşıyorsunuz. Can’ın basketbolcu olmasını ister misiniz?

Ben basketbol alt yapısı olan biriyim ve basketbolu çok seviyorum. Bu yüzden de şu an Can’ı basketbola yönlendirmek istiyorum. Kendisi de buna hevesli ve basketbolu seviyor, bu da benim hoşuma gidiyor.

İleride sporcu olmak isterse ve basketbola devam ederse çok mutlu olurum. Ama bu her zaman onun istemesiyle olacaktır.

Şehirden uzakta olmak bana çok iyi geldi

“Klar bir nevi çocuğum gibi”

- İkinci kısıtlama dönemine girilmeden kısa bir süre önce Klar Cafe’nin ikinci şubesi kapılarını açtı, nasıl bir mesai ifade ediyor sizin için?

Klar bir senedir hayatımda var olan bir marka. Bir nevi çocuğum gibi... Kahvesever birisi olarak ilk başta bu kadar hızlı ilerleyip buralara geleceğini düşünmemiştim. Bundan dolayı çok memnunum. Klar adeta ikinci evim gibi. Fırsat bulduğum her anımı orada geçiriyorum. Bazen müşteri gibi orada oturmak keyifli oluyor. Biz kendimizin rahatça vakit geçirebileceği bir ortam yaratmak istedik ve bunda da başarılı olduk. Kahvemiz ve verdiğimiz hizmet gelenlerden iyi not alıyor, bu da bizi memnun ediyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber