Geri Dön

'Sesini çıkaran her kadın kahraman'

Yazar ve oyuncu Dilşad Çelebi, “Benim için baskı karşısında sesini çıkarabilen her kadın kahraman” diyor.

'Sesini çıkaran her kadın kahraman'

 

Dilşad Çelebi tek bir sıfata sığmayanlardan. Birçoğumuz onu dizilerdeki rolleriyle tanısa da aslında bir bilgisayar bilimcisi, tez aşamasında bir doktora öğrencisi, yazar ve artık tiyatroya da dalmış bir oyuncu. Bu yüzden karakterini “yayılmacı” olarak tanımlasa da farkı alanlardan beslenmenin üretime katkı sağladığını söylüyor. Halihazırda oynadığı “Çıplak Vatandaşlar” oyununa, 6 Şubat itibarıyla ekleyeceği ikinci tiyatro projesi “Uyandığımda Sesim Yoktu” için çalışıyor bugünlerde. Bir kadının toplumun görünür ya da görünmez baskıları karşısında kendi sesini kaybetmesiyle yüzleşmesinin hikayesini anlatan oyun için Çelebi “Bu sorunlar kadınlar olarak günlük hayatımızın bir parçası. Ben kendimi bildim bileli bu kaygıyı yaşıyorum” diyor ve ekliyor: “Benim için baskı karşısında susmayan, sesini çıkarabilen her kadın, kahraman.” Çelebi’yle kadınların sesini kaybetmesinin nedenleriyle sesini bulmanın yolları üzerine konuştuk.

Sesini çıkaran her kadın kahraman

- Nasıl gelişti oyunu sahneleme süreci?

Burcu Görek sayesinde. Birlikte oynadığımız “Çıplak Vatandaşlar” oyununda tanışmıştık. Bu oyunun hazırlık sürecinden bahsetti, benim çok ilgimi çekmişti. Sonra birlikte çalıştıkları ismin ayrılması gerekince bana teklif etti. Burcu aynı zamanda yapımcı. Bu oyunu Fringe Festivali’nde izleyip hemen haklarını almış zaten. Kanada menşeli bir oyun, iki kadın yazar kaleme almış. Açıkçası zor da bir oyun. Hem fiziksel tiyatro hem de birçok yöntem barındırıyor. Akapella gibi. Bilmediğim birçok şey öğrenmem gerekti. 

- Oyun iki kişilik. Ve Burcu Görek’le birlikte tek bir kadını canlandırıyorsunuz.

Evet, yazar bir kadının annesinin cenazesindeki anma konuşması sırasında sesinin kısılması üzerine yaşadığı bir yüzleşmeyi konu alıyor. Kadınların belli kalıplara göre davranma, güzel görünme, huzuru bozmama, gerektiğinde otosansür uygulama ve sesini çıkaramamasıyla ilgili bir yüzleşme. Oyun, Kanada’dan olunca ilk etapta Türkiye için fazla kalbürüstü dertler mi olur diye düşünmüştük ama aslında hepimiz bu dertleri zaten yaşıyoruz, kadınlar olarak günlük hayatımızın bir parçası.

- Kadınlar sesini çıkarmak için neyi bekliyor sizce?

Oyunda annesinin ölümüyle gerçekleşiyor bu. Aslında Türkiye’de de böyle olmuyor mu? Bir kadın öldürülüyor ve ancak o zaman sokağa çıkıyoruz ya da sosyal medyadan tepkimizi dile getiriyoruz. Bu farkına varış anı, toplumdan topluma çok değişiyor. Bizimki gibi toplumlarda, Las Tesis’teki gibi, “Suçlu olan giydiğim kıyafet değil, sensin” diyebilmek ancak bir kadının tecavüze uğrayıp öldürülmesi gibi uç bir şiddet vakasından sonra gerçekleşebiliyor.

- Aslında son yıllarda bu tür ses çıkarmalar daha görünür oldu...

Bence baskı arttığı için öyle oldu. Kadınlara yönelik baskının arttığını düşünüyorum. Sokakta taciz bizim için normalleşti, yaşamayan tanımıyorum. Şiddet görmediğimiz için kendimizi şanslı sayacak noktadayız. Ama aslında şiddetin büyüğü küçüğü yok. Kadın cinayetleri, o şiddete müsamaha gösterildiği için gerçekleşiyor. Geçmişle kıyaslayınca da gençken daha özgür olduğumu düşünüyorum. Çevremde de görüyorum, bir sürü eğitimli genç kadın evlendikten sonra evde oturmayı kabul etti bir süre sonra. Bu geri gidiş neden oldu, anlamıyorum. Annemin jenerasyonu çok daha modern kalıyor bu örneklere göre.

- Oyun, kadının zihninde yaşadığı iç çatışmayı da anlatıyor. En belirgin duygu ne oluyor bu durumda?

Kendi sesini bastırmak. Yani otosansür. Bir de toplumdan dışlanma kaygısı. Açıkçası kendimi bildim bileli o kaygıyı yaşıyorum. Bu artık kişiliğinizle beraber gelişen bir şeye dönüşüyor. Bir dönem bu kaygıyı yaşamamayı başardım ama o da daha büyük bir kaygı, ölüm korkusu yaşadığım için oldu. Ama bugün hâlâ o dışlanma, onay görmeme kaygısını taşıyorum.

Sesini çıkaran her kadın kahraman

- Bu kaygı neye yol açıyor sizce?

En basitinden, yürüyüşüme bile yansımış. Ben erkek çocuğu gibi yürürüm örneğin, neden? Çünkü tacize uğramayayım, başıma bir şey gelmesin diye savunma mekanizmları geliştiriyorsun ister istemez. Sosyal ilişkileri de etkiliyor. “Aman yanlış anlaşılmasın” diye kendimi birçok durumdan uzak tutuyorum.

- Yakın zamanda “Tomris” kitabını yazdınız. M.Ö. 6. yüzyılda yaşamış ilk kadın hükümdar Tomris’i kendi kurgunuzla anlatıyorsunuz. Buna nasıl yöneldiniz?

Tomris’in ilk kadın hükümdar olduğunu biliyordum. Hakkında çok bilgi yok. Heredot’a göre Massaget hükümdarı. Kyros’la bir ilişkisi var. Bunu öğrenince Kyros’u araştırdım, ki o da çok önemli. Biraz boşlukları doldurarak, tarihi bu iki karakterin çocukluktan başlayarak kurguladığım hikayesini yazdım.

- Kitabı “kahraman kadınlara” adamışsınız. Kimdir onlar?

Benim için baskı karşısında susmayan, sesini çıkarabilen her kadın kahraman. Günümüzün kahramanı Greta Thunberg bence. Tek başına bir kız çocuğunun iklim krizinin tüm aktörlerini karşısına alması, baş kaldırması kahramanlık örneği. Özel hayatımda da kahramanlarım annem ve ablam. Yollarımı açan hep onlardı, sıkıştığımda onlara ağladım. O yüzden işim görece kolaydı. Tomris’i de ablamın karakterini düşünerek yazdım. Tomris de mecbur kaldığı için kahraman oluyor çünkü kendisinden başkasından umudu kalmıyor.

-Kadınların kahramanlık hikayeleri yeterince anlatılıyor mu?

Hep erkek kahraman stereotipiyle büyüdük, Jeanne D’Arc gibi bir iki istisna dışında, kadınların da kahraman olabileceğinin örneklerini çok görmüyoruz. İlla kahraman olmak da gerekmiyor belki ama kadınların da en azından omuz omuza mücadele edebileceğini bilmek bile yeterli aslında.

“BİRİNCİL ÇITAM HEP ANNEMİ MUTLU ETMEKTİ”

- Oyunda da anne-kız ilişkisinin kadının karakterini nasıl şekillendirdiğine vurgu var. Sizin annenizle ilişkiniz belirleyici oldu mu?

Benim için hep, ne yaparsam yapayım, içimde en derinlerde istediğim şey annemin benimle gurur duyması oldu. Bu hep var bende. Oyundaki karakterin annesiyle ilişkisini de biraz kendime benzetiyorum aslında. Benim birincil çıtam hep annemi mutlu etmekti.

Bunun kendi yolunu çizmenize yansıması nasıl oldu?

Yazar olmak benim çok büyük hayalimdi örneğin. Ama çocukluğumdan hatırlıyorum, annem şiir yazardı ve ilgiliydi edebiyata. Seçimlerimizin ne kadar bize ait olduğunu zaten bilmiyorum. Ben kendimi bildim bileli yazar olmak istediğimi sanıyorum ama belki de annem kendisi olmak istediği için bana empoze etti. Hatta ablam da akademisyen, bir defa şunu söylemişti annem: “İkiniz de hayallerimi yaşıyorsunuz, hem akademisyen olmak istiyordum, hem yazarlık-oyunculuk hayalimdi. İkiniz benim hayallerimi yerine getirdiniz.” Bu hem çok gurur verici tabii, hem de keşke o yaşasaydı diye düşündürüyor insanı. Kim bilir o zaman ben ne olacaktım? Daha farklı bir yol mu çizecektim? Hiçbir zaman bilemeyeceğim.

23 Şubat 2020 Magazin Haberleri Bülteni23 Şubat 2020 Magazin Haberleri Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber