Geri Dön

'Sözü çocuklara bıraktık'

Kalyon Kültür’de kapılarını açan “Bir de Buradan Bak” sergisini küratörleri Sezgi Abalı ve Sinan Erk’le konuştuk

'Sözü çocuklara bıraktık'
Ceyda Ulukaya

Mardin’de yaşayan 8-18 yaş aralığında 60 çocuk fotoğrafçının 100 fotoğrafının yer aldığı “Bir de Buradan Bak” sergisi, Nişantaşı’ndaki Kalyon Kültür’de kapılarını açtı. Her Yerde Sanat Derneği’nin 2012‘den bu yana devam eden fotoğraf odaklı projesi DARKROOM çerçevesinde, fotoğrafçı Serbest Salih’in Mardin’de yaşayan yerli ve mülteci çocuklarla yürüttüğü fotoğraf atölyeleri sonucunda ortaya çıkan kareler, 3 Ocak’a kadar ziyarete açık olacak. Dünyaya çocukların objektifinden bakmayı öneren sergiyi, küratörleri Sezgi Abalı ve Sinan Erk’le konuştuk.

Sözü çocuklara bıraktık



“Bir de Buradan Bak”ma fikri nasıl oluştu?

Sezgi Abalı: Her Yerde Sanat Derneği’ni ve bünyesindeki projelerden biri olan DARKROOM’u takip ediyordum. Projenin yürütücüsü, aynı zamanda Suriyeli bir fotoğrafçı olan Serbest Salih’le iletişime geçtik. Çocukların bu proje kapsamında şimdiye dek çektiği fotoğraflardan bize bir seçki sunmasını ve bunun üzerinden bir sergi kurgulamayı teklif ettiğimizde buna çok sıcak baktı. Yani çocuklar hiçbir şekilde sipariş üzerine bir çalışmaya gitmedi ya da biz bir eleme yapmadık. Onlardan gelen fotoğrafları ham halleriyle, hiçbir müdahalede bulunmadan, onların gördüğü şekilde ve bastığı haliyle sergi salonuna taşımış olduk. Sadece aracılık ettik kısacası.

Sinan Erk: Tabii fotoğrafların analog olması da bizim için çok önemliydi. Baktığınızda, oldukça deneysel fotoğraflar, belki teknik anlamda hatalar, grenler var ama bunlar aynı zamanda çocukların kendilerini ve çevrelerini tanıma sürecinin de bir parçası. Ki bu halleriyle de yeterince güzeller zaten. O nedenle hiçbir müdahale isteğimiz olmadı, aksine en gerçek haliyle sunmak istedik.

Çocuk fotoğrafçıların gözünden nasıl bir dünyayla karşılaştınız?

S.A.: Çocukların cinsiyet, din, dil gibi farklılıkların farkında olmaksızın ilişki kurabildikleri, oyun yaratabildikleri, iş birliği yapabildikleri bir dünya bu. Biz büyüklerin dünyasına ait rekabet ve hırstan çok paylaşıma ve dayanışmaya dayalı ilişkiler kurmaya meyilli olduklarını fotoğraflarda net bir şekilde görebiliyoruz. Bir de biz, yetişkinler olarak kendi dünyamızda cevapları aramaya odaklıyızdır ya, onlarsa hep soru sormaya meyilliler. Fotoğraflarında da aynı şekilde cevap vermeyi amaçlamaktan çok soru soran bir dil var. 

S.E.: Kesinlikle öyle. Bizim de sergiyi dört ana başlıkta kurgulamamızın nedeni bu. Ev, yabancı, ortasında ve bir arada olarak dört bölümden oluşuyor sergi. Bunlar, bizim kendi içimizde de sorduğumuz birtakım sorulara referansla oluştu. Sergiyi alt kattan itibaren gezip yukarı çıktığınızda, en son odada karşınıza bir arada teması çıkıyor. Aslında cevabı veren ama aynı zamanda yeni soruları da yine çocukların gözünden sorduran ana odamız. Bizim de sergiyi çözümlediğimiz ve en fazla fotoğrafa sahip bölüm burası.

Sözü çocuklara bıraktık


Bu bir aradalık hem Mardin ve çevresinde yaşayan çocuklar olarak hem de atölye katılımcıları olarak çocukların da bizzat deneyimlediği bir durum. Bunu fotoğraflara yansıtma yolları neler?

S.A.: Çocukların birlikte çektirdiği fotoğraflar var. Bu bir aradalığın en saf hallerinden biri; çünkü ellerinde bunu kaydeden bir makine var ve ilk yaptıkları bunu belgelemek oluyor.

S.E.: Şunun altını çizmek önemli diye düşünüyorum: Türkiye’de çocuklara yönelik fotoğraf atölyeleri Marmara Depremi sonrası başlıyor. Ardından Van Depremi. Sonra Diyarbakır’da, Sulukule’de düzenleniyor. Özellikle travma, çatışma ya da yıkımın yaşandığı bölgelerde bu atölyelerin iyileştirici bir yönü var, çünkü yaratıcılığı ifade etmeyi sağlıyor ve bu aslında temel bir ihtiyaç. Fotoğraf, çocuklar için bir ifade alanı açıyor. Belki sözel ifadeden daha kolay ve güçlü bir yol bu. Ve öğrenen-öğreten hiyerarşisinden uzak bir ilişki içinde, birbirlerinden öğrenebildikleri, ilham alabildikleri bir ortamda gerçekleştiriyorlar. Bu anlamda bir aradalığa dair onlardan öğrenecek çok şeyimiz var diye düşünüyorum.

Serginin küratörleri olarak, siz nasıl bir anlatım dili benimsediniz?

S.A.: Aslında iki küratör olmamız bu açıdan bir avantajdı; ikimizin farklı perspektiflerle yaklaşmasına ve daha bütüncül bir çalışma pratiği geliştirmemize imkan tanıdı. Ama genel olarak tercihimiz, baskın bir küratöryel söylem yerine sözün tamamını çocukların söyleyebileceği ve izleyicinin de çocuklarla bağ kurmasına yönelik bir zemin oluşturmaya çalışmaktı. O yüzden fotoğrafları nasıl daha rahat okunabilir hale getirebileceğimiz üzerine kafa yorduk. Serginin yer aldığı çok özel ve tarihi bir yapı olan Kalyon Kültür binası da, bunun için oldukça elverişli bir mekan oldu. Her bir konseptimizi başka bir odada, mekansal olarak da o konsepti hissettirecek şekilde kurgulayabildik. Bu da sergiyi izleyici açısından çok daha rahat okunabilir hale getirdi.

Sena Kalyoncu: “Farkındalığı genişleten bir kamusal alan sağlamak istiyoruz”

Kalyon Kültür, Kalyon Holding’in kültür ve sanat etkinliklerine ev sahipliği yapmak üzere mart ayında kapılarını açtı. Merkez, 1889‘da II. Abdülhamid tarafından yaptırılan ve şair İhsan Raif Hanım’ın evi olmasıyla ünlenen, bir dönem Şişli Kaymakamlık binası olarak da kullanılan Nişantaşı Taş Konak’ta hizmet veriyor. Kalyon Kültür’ün kurucusu Sena Kalyoncu, merkezdeki çalışmalarını şöyle anlatıyor: “Kalyon Holding olarak, ülkemizin kültür sanat yaşamına katkıda bulunmak amacıyla Kalyon Kültür’ü hayata geçirdik. Kadim ve güncel sorular üzerine birlikte düşünüp cevaplar aramayı önemsiyoruz. Hüznü ve neşeyi hem yalın hem de yoğun halleriyle keşfetmek niyetiyle çıktığımız bir yolculuk bu aslında. Bu yolculukta kendimizin ve toplumun farkındalığını genişleten kamusal bir alan sağlamak için; sosyal ve ekolojik meseleleri farklı disiplinler ve farklı seslerle buluşturan müşterek çalışmalarda bulunmak arzusundayız.”

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber