Geri Dön

ABD’nin yaptırım politikasına AB’den tepki

ABD’nin Avrupa Birliği’ne (AB) karşı yaptırım politikalarına sıklıkla başvurması artık Brüksel’in tepkisine neden oluyor.

ABD’nin yaptırım  politikasına AB’den tepki
Güldener Sonumut

Göreve geldiği tarihten bu yana ABD Başkanı Donald Trump isteklerinin yerine getirilmesi için sürekli olarak tehdit yöntemine başvuruyor. 2018 yılında Avrupalı müttefikleri savunma harcamalarını arttırmamaları halinde NATO’dan desteğini çekmekle tehdit eden Trump, AB’den tarım ürünleri ithalatına getirdiği kısıtlamayı kaldırmak için de koşullar dayattı. Avrupa Komisyonu’nun eski Başkanı Jean Claude Juncker’in yaz tatili öncesinde Washington’a yaptığı yıldırım ziyaret sayesinde Trump AB kökenli tarım ürünlerinin ithalatına kısıtlamayı kaldırdı. Buna karşılık olarak da AB, ABD’den ciddi miktarda soya ve LNG ithal etmeye başladı. AB’nin ABD’den bu alandaki ithalatı bir yılda %286 oranında artış kaydetti. Ancak ABD ile AB arasında varılan anlaşma Washington’ın beklentilerini bir türlü karşılamadı.

Daha sonra AB’yi otomotiv sektörüne kısıtlama getirmekle tehdit eden Trump, ABD’nin GAFA olarak bilinen Google, Amazon, Facebook ve Netflix gibi firmalarının AB yasalarına uymadıkları gerekçesiyle karşı karşıya kaldıkları cezalardan hoşnutsuzluğunu dile getirdi. Tehdidi de geride bırakmadı. Başkan Trump tehdit çekmecesini bir kez daha araladı ve bu sefer hedefinde AB’nin uluslararası gaz anlaşmaları var. Ancak AB artık Washington yönetimine karşı tepki göstermeye hazırlanıyor. Trump’ın halet-i ruhiyesine göre AB’yi sürekli tehdit etmesi Brüksel’in sabrını sanki taşırdı. Nitekim AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell konuya yönelik olarak yazılı bir açıklamada bulunarak ABD’nin Kuzey Akım ile Türk Akımı’na yönelik tutumunun artık kabul edilemez ölçülere geldiğini vurguladı.

Brüksel, ABD Başkanı’nın öngörülemez tavırlarından şikayetçi. Trump’ın Avrupalı müttefiklerine sosyal medya üzerinden sürekli tehditlerde bulunması Avrupa’yı ciddi anlamda rahatsız ediyor.  Trump’ın keyfî kararları, ABD’yi öngörülemez bir ülke haline getirdi. ABD Başkanı’nın bu tür tavırlarını dünya kamuoyu önünde sergilemesi Rusya, Çin gibi Avrupa’ya pek sempatik bakmayan ülkelerin ekmeğine yağ sürer nitelikte. Üstelik NATO müttefiklerinin arasına da nifak tohumu ekiyor. Trump gibi ani karar alan ve ülkesini öngörülemeyen ülke konumuna düşüren liderler Batı dünyasında pek beğeni ile karşılanmıyor. ABD hem usülde hem de esasta yanlış yapıyor. Usuldeki yanlışlıklar arasında Trump’ın kendisini hem hakim, hem savcı hem de avukat olarak konumlandırması var. Esasta da ABD’nin geçmişte onaylamış olduğu politikaları yeniden sorgulama yoluna gidiyor olması.

AB, bu çerçevede Trump’ın tutumunu eleştirirken, Brüksel’in yaptırım tehditlerinin de ne kadar itici ve ters tepkilere neden olduğunu anlamıştır. Transatlantik ilişkiler, diyalog, uzlaşı ve öngörülebilir uzun vadeli politikalar üzerine inşaa edilen, kişilerin halet-i ruhiyesine endeksli değil, geçmişten gelen güvene dayalı devlet politikaları üzerine bina edilir. Bu güven kırıldığı vakit tamir edilmesi ise pek zor oluyor. AB’nin ABD’de Joe Biden’in seçilmesini içinden geçirmesi de bu yüzden; Beyaz Saray’ın yeniden güvenilir ve öngörülen bir müttefikin çalışma ofisine dönüşmesini istediğinden.

Jason deCaires Taylor ve sualtı heykeller müzesi

İngiliz heykeltraş, dalgıç ve fotoğraf sanatçısı Jason deCaires Taylor adını 2006 yılında dünyanın ilk ziyaretçilere açık sualtı müzesi olan ‘Moliene Sualtı Heykel Parkı’nı oluşturarak duyurmuştu. Ardından Meksika’nın Cancun bölgesinde bulunan İsla Mujeres’de 4 ila 8 metre derinliğinde sergilediği eserlerle ‘Museo Subacuatico de Arte’yi kuran deCaires Taylor, sualtı müzelerini Endonezya, Maldive adaları ve Norveç’in başkenti Oslo’da sergilemeyi sürdürüyor. Toplumsal mesajlar içeren eserler uzun süre sadece dar kapsamlı sanat severlerin ilgisini çekiyordu. Ancak Kovid-19 ile birlikte eserler yeniden rağbet görmeye başlıyor. Zira bulaşıcı hastalıklar, küreselleşme, organik tarım, çevre duyarlılığı veya metropolde yaşamanın zorluğu gibi konulara dikkat çekiyor. Nitekim turizm sektörü için Taylor’un eserleri son derece çekici geliyor. Bir taraftan çok derin olmayan sulara dalma imkanı tanıyor, diğer taraftan da su altında bulunan veya yerleştirilen sanat eserlerinin tanıtımı yapılıyor.

ABD’nin yaptırım  politikasına AB’den tepki

Uzay fethi ve hukuki sorunlar

Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin önde gelen hukukçularını bir merak sardı. Uzay ve uzayda bulunan emtiaların kime ait olduğu sorusuna hukuken yanıt aramaya çalışıyorlar. Zira Çin, ABD ve BAE gibi ülkeler kimi zaman devlet imkanıyla kimi zaman da özel sektör önderliğinde Mars’ı keşfetmeye yönelik programlar geliştiriyorlar. ABD’nin Armetis programı ise Avrupalı hukukçuların en çok meşgul oldukları konuların başında. Nitekim ABD Artemis programıyla Ay’a yeniden ayak basmak istiyor. BM’nin Ay’ın ve Ay’da bulunan emtiaların aidiyetini tespit eden hukuki çerçevesi 1967 yılında yapılmış uzay anlaşmasına dayalı. Uzayın tüm ülkeler tarafından barışçıl bir şekilde kullanılmasını öngören bir anlaşma. Ancak bu anlaşmada Ay’da bulunan değerleri ele geçirme veya Ay’ı parselleme girişimini engelleyen ya da öngören ve hukuken bağlayıcı nitelikte olan maddeler yok anlaşılan. Avrupalı hukukçuları geren konu da bu. Kimileri hala sömürgecilik gibi geçmişi tartışıyor, kimileri ise şimdiden geleceğe bakıyor.

 

Sistem güncellemeleri eski modelleri yavaşlatıyorAkıllı telefonlara gelen sistem güncellemeleriyle beraber eski model telefonlar yavaşlayarak birçok yönden kullanılmaz hale geliyor ve kullanıcıların yeni modellere yönelmesine neden oluyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber