DünyaDünya gemisi kaptanını arıyor

Dünya gemisi kaptanını arıyor

26.04.2020 - 07:00 | Son Güncellenme:

Yeni nesil koronavirus (Kovid-19) salgınının küresel boyutlara ulaşmasının ardından “Hepimiz aynı gemideyiz” söylemi yeniden gündeme geldi. Gemi bir fırtınaya girdi, ne zaman çıkacağı ise belli değil. Kimileri bu “Hepimiz aynı gemideyiz” söyleminin sahtekarca bir slogan olduğunu savunuyor, tıpkı Lady Gaga gibi... Kimilerine göreyse bu söylem, aslında insanların birbiriyle kucaklaşması gereken dönemin başlangıç mottosu... Ancak, bence en önemli soru şu: Kaptan kim? Dümeni kim tutuyor?

Dünya gemisi kaptanını arıyor

 

Kovid-19 krizinin başlamasıyla birlikte bütün ülkeler, bu krizden çıkmak için “birilerinin” çözüm bulmasını, önder olmasını beklemişti. Ancak ne Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ne de Birleşmiş Milletler, bu krize bir çözüm yaratabildi. Dünyanın önde gelen ülkelerinden Amerika, İngiltere, Japonya veya Almanya da, aynı şekilde arkalarında diğer ülkeleri de sürükleyecek bir çözüm önerebilmiş değil.

Haberin Devamı

Dünya gemisi açık denizlerde savruluyor... Kah rüzgar, kah dalgalar, gemiyi oradan oraya sürüklüyor. Tek bir gerçek var, o da gemide ne bir kaptan, ne de bir dümenci olduğu...

Bazı ülkeler bir filikayı kestirmişler gözlerine, onunla kaçmak istiyor. Ancak denizler o kadar dalgalı, hava o kadar fırtınalı ki, o filikaya binenlerin de sağ kurtulmaları zor görünüyor.

Avrupa Birliği (AB) de bunu çoktan tespit etmiş durumda. Bu krizde dünyaya önderlik edebilecek olan ülke yok! Mevcut yönetimiyle, ABD’den de kimsenin böyle bir beklentisi yok.

Yaşanan küresel krizde hiçbir ülkenin öncü veya önder olamaması, bölgesel işbirliği arayışlarını hızlandırmış durumda. Örneğin Benelux ülkeleri (Belçika, Hollanda, Lüksemburg) birbirleriyle biraz daha kenetlendiler. Fransa, aynı zamanda bir Akdeniz ülkesi de olduğunu hatırlayarak Portekiz, İspanya ve İtalya ile daha yakın işbirliği içerisine girdi. Keza bu ülkeler, gerek AB içerisinde gerekse uluslararası düzeyde ortak söylemlere de sahip.

Haberin Devamı

Böylelikle çok kutuplu dünyanın temeli mi atılıyor bilinmez... Ancak tek bir ülkenin önder olabilme dönemi artık geride kaldı. Şimdilerde, bölgesel işbirliği mekanizmalarının yeniden yükselişe geçeceği bir döneme giriliyor sanki.

Fransa’dan Türkiye’ye güzel jest

Kovid-19 gündeminin gölgesinde kalan güzel bir gelişme yaşanmadı değil. Charles Fries’den boşalan Fransa’nın Ankara Büyükelçiliği görevine Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından Herve Magro atandı. Fransa’nın İstanbul eski Başkonsolosu olan Magro Türkiye doğumlu ve çok iyi derecede Türkçe konuşuyor.

Dünya gemisi kaptanını arıyor

Fransa ile Türkiye arasında ilişkilerin gerildiği bir dönemde Büyükelçi Magro’nun atanması Türkiye ile Fransa arasında dostluk köprüsünün kurulması açısından önemli. Halen bu dostluk köprüsünü, imkanları dahilinde, Fransa’nın İstanbul Başkonsolosu Bertrand Buchwalter sağlamaya çalışıyor.

Büyükelçi Magro’nun Fransa Büyükelçisi olması, Türkiye’deki bütün olumsuzluklara göz yumacağı anlamına gelmiyor. Ancak Paris’de Türkiye aleyhine yaşanan bazı gelişmeleri engellemesi ve Ankara’nın bazı dertlerinin Paris hatta AB nezdinde daha iyi dile getirilmesi için önemli bir elçi olacağı kesin.

Haberin Devamı

Koronavirüsün serenadı

Yaşadıklarımızı klasik müziğe tercüme edecek olursak, virüs salgınının ilk günlerinde, sanki Çaykovski’nin 1812’si çalmaktaydı. Bakış açısına göre değişir tabii ama, burada bizler Napoleon, düşman da Ruslar değil Kovid-19.

Dünya gemisi kaptanını arıyor

Ardından tecrit süreciyle başlayan dönemiyse, ünlü İtalyan opera bestecisi Guiseppe Verdi’nin Nabucco’suna benzetebiliriz. Babil’deki esaret dönemi...

Tabii tecrit döneminde aile içi ilişkileri, zaman zaman artan şiddet ve nesnelerle olan teması en iyi betimleyen gösteriyse Pina Bausch’un Cafe Müller’i... Avrupa’da herkes artık bu tecrit sürecinin sona ermesini diliyor ve gaipten de olsa Rimski Korsakov’in Şehrazad’ını duymak istiyor.

Kovid-19’a aşı bulunduğunda Stanley Kubrick’in uzay destanında çalan Strauss’un Zarathustra’sı veya Gustav Mahler’in 2. senfonisine yer verileceği kesin. Ancak şu anda Mozart’ın ölmeden önce bitiremediği “Requiem” çalmaya devam ediyor maalesef.