Geri Dön
EgeAnımsamak buluşmadır

Anımsamak buluşmadır

Anımsamak buluşmadır

Nereye gittiğinizi bilmiyorsanız sonunda hiç aklınızda olmayan bir yere varırsınız.

L. Peter

 

Futbolculuğumun son iki yılında İngilizce dil eğitimine başladım. Kafaya koydum. Üniversite mezunu, İngilizce konuşabilen bir teknik adam olacaktım. Sınıf öğretmenim sevimli, iyi öğreten bir hanımefendiydi. Kısa sürede düzeyli bir arkadaşlık oluştu aramızda. Bir gün hocama damdan düşer gibi, “Evlenelim” dedim. O da yanıt olarak, “Babam futbolcuya kız vermez” dedi. Balık burcuyum. Aklım değil, duygularım önde. Biraz birikimim vardı. Gittim Alsancak’ta şirin bir butik açtım. Ardından öğretmenimi babasından istedim. Yine vermedi. İşin telaşından teknik adamlığı da unuttuk. Dört yıl sonra da baktım işi kaybettim. O süreçte de evlenmiştim. Yaşım 35. Hanıma, “Bak işi batırdım. Yaşım müsait. Teknik adamlık kurslarına başvurayım” dedim. O “Olmaz. Babam beni sana iş adamısın diye verdi” deyince tanıdıkların da katkılarıyla özel sektörde çalışmaya başladım. Hayatım sayfanın tepesindeki özlü sözlerin tıpkısı. Yani fotokopisi. Birkaç satıra indirgediğim süreç roman olur. O kadarına da benim aklım, becerim yetmez. Büyük filozof J. P. Sartre, “Herkes kendi yolunu kendi çizmek zorundadır” demiş. Demiş de öyle de kolay iş değil filozofun önerdiği…

***

Yıl 1966. Işıklar içinde uyuyan Yılmaz Şen, İstanbulspor’da, ben Fenerbahçe’deyim. Transfer ayında Fenerbahçe Yılmaz Şen’i istiyor. İstanbulspor da yanıt olarak, “Verin Bülent’i, üstüne de epey para. Alın Yılmaz’ı” diyor. Fenerbahçe’nin sanayici yöneticisi Kadir Has, olayın finansörü. Rahmetli Kadir Bey, durumu bana söylüyor. Ben de “Nasıl isterseniz öyle olsun efendim” deyince Sayın Has, babacan bir insan, duygulanıyor, “Bülent yaşamında ne tür sıkıntı yaşarsan yaşa, ben buradayım. Çalışma odamın kapısı sana her zaman açık” diyor. “Sağ ol efendim” diyorum. Yıllar geçiyor, defalarca savruluyor, yalpalıyorum yaşamda. Kadir Abi’ye bir kez olsun uğramıyorum.

“Kendine yeterliliğin en güzel meyvesi, özgürlüktür” demiş büyük üstat Epikuros. Ben de onu izlemişim. Ve de çuvallamışım. Ne olmuş ki, yine de yaşayıp gidiyoruz işte.

Oynadığım yılların İstanbulspor’u cennetten bir köşe sanki. Mutlu, iyi insanların kulübü. Beş yıl mis gibi hayatım var. Ama balık burcuyum ya, her an bir halt yemeye açık, çekim merkezi oluşturuyorum. Beş yılın sonunda İzmir’e dönme krizi baş gösterdi. Kordon Boyu’nun deniz, meyhaneleri balık, anason karışımı kokusu çağırıyor. Nirun Şahingiray ikinci başkan. Sanayici, bekar, çoluk çocuğu yok. “Bülent gitme. Futbol sonrası benim iş yerinde birlikte çalışalım” diyor. Ben de sevgili, güzel abime, “Kalamam abi. Çipura, rakı, balık üçlüsü, gel artık diyor” diyorum.

***

Bu hafta bu köşe dört yılını tamamladı. Hayret bir şey. Yaşamımdaki belki de tek istikrarlı süreç. Yazı İşleri Müdürümüz Bertan Ağanoğlu ile Spor Müdürümüz Mehmet Demirtaş, itici güç oluşturdular. Yaşlı bir adamı havaya soktular. Kutlarım onları. “Anımsamak bir çeşit buluşmadır” diyor Halil Cibran. Benimkisi de işte öyle bir şey. Şarkı gibi.

Esen kalın. İyi pazarlar…

Beni yenemezsin!

Ann Landers, “Eğer bütün insanlık için faydalı olacağını düşündüğüm tek bir tavsiyede bulunmam istenseydi tavsiyem şu olurdu” diyor: “Problemleri hayatın ayrılmaz bir parçası olarak kabul edin. Karşınıza çıktıkları zaman başınızı dik tutun, doğruca gözünün içine bakarak şöyle deyin: Ben senden daha büyük olacağım. Beni yenemezsin!”

Bilinmeyen

O ki bardağa dökülen şaraptır

(Bal yoğunluğundadır, sıcaktır, ışıktır)

O ki sabah erken bir bahçedir

(Çayır kokusudur, serinliktir, umuttur)

O ki esen yeldir kar erirken

(Çiğdemdir, ağaç çiçeğidir, okşayıştır)

O ki içilen sudur kana kana

(Özlemdir, doymayıştır, kardeştir)

O ki bir yüce ırmaktır akar

(Ürküntüdür, baş dönmesidir, gidiştir)

O ki maviliği belirsiz denizdir

(Buğulanmadır, düştür, sevmekte ölümdür)

O ki bir ince kızdır ak tenli

(Yaşamdır, umuttur, gözyaşıdır)

                                          Cahit Külebi

Kalemi, ucu yanmış bir değnekti

Çocukluk dönemi yoksullukla geçen Alexander Murray, yazıyı eski bir köy arabasının üzerine yazarak öğrendi. Yazın malzemesi olarak da ucu yanmış bir değnek kullandı. Başlangıcı bu şekilde olan bir öğrenim hayatına rağmen Murray, bulunduğu şartlara bağlı kalmama duygusu sayesinde ilerleyen yıllarda ünlü bir dil bilgini olarak başarıyı yakaladı. (Alıntıdır. Kaynak; Hayata Yön Veren Öyküler)