Geri Dön

Anlatmak için yaşamak

Anlatmak için yaşamak

Salt futbol oynadığım için çok insan tanıdım. Çoğunlukla takımları, oyuncuları, skorları konuştuk. Ayaktopu böyle bir muhabbettir. Açık ara çoğunluk; aldığım eğitim, bitirdiğim okul(lar), okuduğum kitaplar ile ilgilenmedi. Temel soru, “Hangi takımlarda oynadın, kaç numaralı formayı giydin, hiç gol attın mı? Lefter’e, Metin Oktay’a, Can Bartu’ya karşı oynadın mı? Oynadıysan neler oldu?”

Çok şey oldu elbette. Anlatılması da zor. Futbol alanındaki muhabbeti tribündekiler işitmez. Neler konuşulur neler... Çamurlu toprak zeminlerde yatmak değil, ayakta kalmak önceliğimizdi. Bugünlerde öncelik, yeşil çimlere uzanmakta. Eskilerde çok hızlı futbol oynanmasa da hakemler ikide bir kenardan sağlık ekibi çağırmak zorunluluğu duymazdı. Eğer bir yerinizde bir sorun varsa hemen kenara alınırdınız. Öyleydi, yakınma değil bunlar... Sadece günümüze öykünme.

Gabriel Garcia Marquez, ‘Anlatmak İçin Yaşamak’ adlı kitabının bir yerinde “Aslolan yaşadığın değil, anlatmak için nasıl yaşadığınızdır” der. Söz gelimi, Lefter Ağabey bir yerlerine dokunulmasını sevmez. Tepkisi tatsız olurdu. Siz de başınızı öne eğip kös kös uzaklaşırdınız ondan. Bugün saygı mıydı, korku muydu? Karşılığını, yanıtını bulmakta zorlanıyorum. Geçmişin ünlü futbolcuları da acıları yaşayarak ulaştıkları yerde saygı bekliyorlardı elbette. Diğerlerinden daha iyi olmanın oluşturduğu üstünlük duygusu. 12 yıllık profesyonel futbol yaşamımda sadece bir kez sahadan atıldım. Öyle rakibe sert girdiğimden ya da küfürden değil... Antalya’da oynuyorduk. Hakemin bir kararıyla dalga geçtim. O günlerde sarı kırmızı kartlar yoktu. Hakem, mis gibi bir golümüzü iptal etmişti. Ben de hakeme doğrudan, “Sizin çaldığınız bu düdüğe insanlar poposuyla güler” dedim. “Çık dışarı” dedi. Ben de çıktım, hiç itiraz etmedim. Hakem çaldığı iptal düdüğünde haksızdı. Ama beni oyun dışına göndermekte de haklıydı. Dalga geçilir mi hakemle? Şimdi şöyle denebilir. Üstünden yıllar geçmiş, bugün böyle düşünüyorsun. O gün neydi eylemin, çık dışarıya karşı? Çok tepkili değildim. Hafiften de işime gelmişti. Ligin son haftasıydı, Antalya da çok sıcaktı. Ama hakaret, kişiliğe saldırı böyle şeyler yoktu. Bir keresinde İzmirspor’da Alsancak Stadı’nda bir Ankara takımıyla oynuyoruz. Hiç unutmuyorum, hakem de Ziya Türkdoğan. Solbek oynuyorum. Haliyle kenar çizgiye yakınım. Bir ara yardımcı hakem, benden çıkmamış topu benden çıkmış gibi taç bayrağını kaldırdı. Topu rakibe teslim etti. Yardımcı hakeme tepki gösterince Ziya Türkdoğan koşarak yanıma geldi, “Bülent, sana hiç yakıştıramadım” dedi. Bu kadarı yetti. Ne denir? Tatlı söz, yılanı deliğinden çıkarır. Öyle bir şey...

Sözcükler, yaşamın gizemini içinde barındırır. Ne söylediğiniz değil nasıl söylediğinizdir, durumu anlamlandıran. Ziya Ağabey, o yaklaşımı ile beni kendine çekti. Hafif salladı. Kendime getirdi. Benden yanıt, “Pardon Ağabey, özür dilerim.” Futbolcuların hakemlere ‘hocam’ diyerek seslenişlerini hep yadırgamışımdır. Eski dilde hoca, çok değerli anlamlar içerir. Hakemler oyunu yönetir. Futbolcular da oynar. Her iki tarafın da yaptıkları işe göre tanımlamaları vardır. Yani demem şu ki, biri ötekinden üstün değildir. Doğru olan yaklaşım, karşılıklı saygıdır. Futbolun ve de tüm sporların her yanıyla günümüzde çok geliştiğini, dönüştüğünü söyleyebiliriz. Bugünlerde elbette o yeşil alanlarda kusursuz mankenlere özgü sporcuları giysileri ile görünmek, koşuşturmak, eylemlere katılmak isterdim doğrusu. Öte yandan tüm sporları güzellikleriyle ve de coşkusuyla izleyebilmek de güzel bir duygu. Yıllarca peşinden koştuğum ayaktopunu yorumlama çabasındayım şu günlerde. Oyunun hızına, temposuna yetişemediğim anlar oluyor. Düşünüyorum, günümüz profesyonelliği ile yıllar öncesini. İnsan geride bıraktığı anları özler. Bazen geçmişe ağıt yakması da ondandır. Oysa hayat yaşadığın anla anlatılır, duyumsanır. O da şimdidir.

Esen kalın, iyi pazarlar...

Anlatmak için yaşamak

Futbol içinde silah olmayan savaştır.

George Orwell

 

Şampiyon sözleri

Koşmayı sevmiyorsan lütfen git golf oyna.

Rick Macci

Şampiyonların kahvaltısı yulaflı gevrek değildir. Rakipleridir.

Nick Seitz

Eleştirmenler her zaman haklıdır. Onları susturmanın tek yolu kazanmaktır.

Chuck Noll

Kaleci tek ayağını kaldırdığı an, nasıl olursa olsun vuruşumu yapardım. Gol anı, o andır.

Metin Oktay

Futbolda gözyaşı dökmesini bilmeyen insan, sevinmesini asla öğrenemez.

Lefter Küçükandonyadis

Büyük takımlar aldığı kupalarla, küçük takımlar ise yendiği büyük takımlarla övünür.

Michel Platini

Zorlukların değeri

Meksika Körfezi ile Arpil Adaları arasındaki Yukatan’da yaşayan biri, bir gün bana oldukça ilginç bir hikâye etti.

Dünyada kullanılan sisal bitkisinin (kenevire benzer, büyük yapraklı, bol elyaflı, dokumada kullanılan bir bitki) büyük kısmı Yukatan’da üretilirmiş. Bu bitki; taşlı, sert ve faydalı, organik maddesi az toprakta yetişirmiş. Bir süre önce bir Amerikan şirketi, Florida’da sisal üretmeye karar vermiş. Ve iyi bakılmış, mükemmel açılmış araziye tohum atılmış. Vakti gelmiş, bitki büyümüş. Amerikalılar sevinmişler: “Yaşasın! Sisal ticaretini Yukatanlıların elinden aldık!” Mahsulü biçmişler. Ve yaprakların içinde bulunması gereken elyafı aramaya başlamışlar. Fakat o büyük yapraklarda bir gram bile elyaf bulunmadığını büyük bir hayretle görmüşler. İşte o zaman mesele anlaşılmış:

Hayatının kolaylaştırılması, bu bitkiyi mahvediyor. Sisalı değerli kılan nasıl elyafı ise insanı değerli kılan da karakteridir. Hayat yolunda karşımıza çıkan zorluklar bizi güçlendiren, olgunlaştıran ve yetiştiren fırsatlardır.

Alıntı-Herbert N. Casson

(Hayata Yön Veren Öyküler)

Anlatmak için yaşamak

Handan, hamamdan geçtik,

Gün ışığında hissemize razıydık;

Saadetinden geçtik,

Ümidine razıydık;

Hiçbirini bulamadık;

Kendimize hüzünler icadettik,

Avunamadık

Yoksa biz...

Bu dünyadan değil miydik?

Orhan Veli Kanık

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber