Geri Dön

Zaman tünelinde

Zaman tünelinde

1954-55 futbol sezonu yerel ligler oynanıyor ülkemizde. Yani herkes, kendi mahallesinin horozu... O sezonun İzmir’deki horozu da Metin Oktay’lı İzmirspor. İzmir’de lisanslı 3 futbol sezonu geçirdiği Metin Ağabey...

Damlacık, Yün Mensucat, İzmirspor ve de kanatlandı, uçtu Galatasaray. 18 yaşında yakışıklı genç adam, İzmirspor’un antrenman sahası Bahçelievler’deki Talebe Çayırı’nda hayranlara imza geleneğinin öncüsüdür. Siyah beyaz fotoğraf, 1965 yılında genç takımdan gelip profesyonel olarak uzun yıllar İzmirspor’un 2 numaralı formasını istekle, tutkuyla taşıyan Taner Lafçı’dan geldi. Gelişen iletişim teknolojisinin kolaylıklarını soluyoruz son yıllarda... 

Unutulmaya yüz tutanlarımız anımsanıyor, canlanıyor, belleklerde ve de yorgunluğuna katlanırsak sayfalara, yazıya dökülüyor. Taner’le, 1971-73 yılları arasında 2 sezon birlikte oynadık İzmirspor’da. Yaptığı işe saygılı, gerçek bir sportmendi sevgili Taner. 

1954 yılı 12 yaşındayım. İzmirspor Talebe Çayır’ı idmanlarının gediklisiyim. Koşarak gidiyorum Damlacık’tan. Ne antrenman ne de maçını kaçırıyorum İzmirspor’un. Şimdi dönelim siyah beyaz fotoğrafa. Sol başta ayakta Necdet Elmasoğlu. İzmirspor’un değişmeyen sol bekiydi. İş yaşamının yoğunluğundan ötürü, erken yaşta 28’inde futbolu bıraktı. O erken bırakmasaydı, benim 18 yaşımda 3 numarayı kuşanmam olanaksızdı. Necdet Ağabey’i erken sayılabilecek bir yaşta yitirdik. Muhteşem bir insandı... 

Zaman tünelinde

Onun yanında 7 numara Yıldırım Ağabey, güçlü, savaşan, yarışan bir sağ açıktı. Yanlış anımsamıyorsam, İzmirspor’dan Galatasaray’a transfer olmuştu. Takımın 4 numarası Cavit Ağabey, Yıldırım Ağabey’in yanında. Cavit Ağabey, çok hoş bir adamdı. Ona, “Leyla Cavit” derlerdi. Neden derlerdi bir türlü öğrenemedim. Takımın istikrarlı bir 4 numarasıydı. Gösterişsiz ama yararlı oynardı. Cavit Ağabey, uzun bir süre Almanya’ya çalışmaya gitti. Almanya’dan döndükten sonra “Leyla” takısı “Alman Cavit” oldu ve kaleci Burhan Ağabeyim. Birlikte de oynadık. Kısa süreli bir Göztepe’ye gitti geldi. Onun yanı başında takımın 9 numarası Avni Ağabey. İlginçtir, Avni Ağabey’le bir türlü bir arada olamadık. Sadece onu alanda izledim. Alçak gönüllü, futbol düzeyini hiç düşürmeden beyefendi bir biçimde oynardı.

Ve Tarık Gençay... Öz yaşam öyküsü ayrıca yazılması gereken bir kimlik. Takımın 2 numarası. Takım geriye düşüp gol atmada sorun yaşıyorsa hücumun merkezine geçerdi. Yani nereye koysanız Tarık Ağabey oynardı. Liderlik kimliği üst düzeydi. 

Genç yaşta sakatlandı, menisküs sorunu nedeniyle aktif futbolculuğu bıraktı. Ardından teknik adamlık yaptı. Güzel ve özel anılarımız var onunla. Derin izler bıraktı üzerimde. Onu hep özledim. Ve Tarık Ağabey’in yanında sevgili, güzel ağabeyim Mustafa Orçunos, Göztepe ile İzmirspor arasında gelgit yaşayan 5 numara. Yani savunmanın göbeği. Bence, o güzel ağabeyim daha çok Göztepe, biraz da İzmirspor’du. Ve geldik çömeşenlere; sol başta Metin Oktay, hanımlar ve de beyler.

Şu güzel adama bakın, sonra bir daha bakın lütfen. Bence O, Türk futbolunun gelmiş geçmiş en iyi, en büyük, en nitelikli, en yakışıklı futbolcusudur. Karşısında oynadığım ilk günü bugün hala anımsıyorum. Paralize olmuştum. Niye bu insanların öz yaşam öyküleri yazılmadı kitaplara dönüştürülmedi? Hem düşünürüm hem de bu açığı kendin giderseydin keşke derim...

Neyse geçelim Metin Ağabey’in yanında Hamza Ağabey. Eskiler (kaldıysa) onu “Paçaçı Hamza” olarak bilirler. İş yeri Mezarlıkbaşı’nda yeni sinemanın arkasındaydı. Kellepaça çorbasının tadına doyum olmazdı. Müşteriler, her defasında kuyruktaydı. Hamza Ağabey, Altınordu ile İzmirspor formalarını giydi. Öylesine çok birlikte olup söyleştik ki onunla hangi formayı daha çok sevdiğini soramadım. Yaz geldiğinde bizim İnciraltı Plajlarımız vardı. O plajların birinde de basket sahasında minyatür maçlar yapardık. Öğlen başlardık, akşam bitirirdik. Hamza Ağabey bir türlü bırakmazdı. O da erken gidenlerden....

Niye iyi insanları erken yitiririz ki?....

Hamza Ağabey’in yanında yine Hikmet Ağabey. Hücumcu, golcü kimliğiyle yarışırdı. Alçak gönüllü, babacan bir duruşu vardı oyun alanında. Nihayet, Nurettin Ağabey. Daha tanınabilir biçimiyle, “Donanma Nurettin”. Nurettin Ağabey’i hep güler yüzlü haliyle hatırlarım. Savunma önünde savaşçı kimliğiyle alçak gönüllü bir biçimde tutkulu bir oyun biçimi vardı. Nurettin Ağabey, eğer yanılmıyorsam bugünlerde bu takımın tek yaşayan üyesi... 

Onlar, bir takımdı. Çoğunluğu amatör dünyanın içinde paradan, puldan uzak; giydikleri, kuşandıkları formanın onurunun bilinciyle yarışır, kazanır ya da kaybederlerdi. Onlar için kaybetmek de kazanmakta elbette önemliydi. Ama daha da önemli ve değerli olanı, rakip takım futbolcularıyla arkadaşlıkları, dostluklarıydı... 

Futbolla büyüdüm, futbolla geliştim. Futbolla yolculuğum sürüyor. O olağan dışı bir fenomen. Gidip de tekrar dönme olanağım olsa hiç duraksamadan yine futbolcu olmak isterdim. Esen kalın. İyi bayramlar... 

Barcelona’dan ayrılmamın tek nedeni, mükemmel oynuyor oluşumuz ve yapacağımız yeni hiçbir şeyin kalmayışıydı. (Pep Guardiola)

Milliyet'te Gündem (28 Mayıs 2020)İşte Türkiye'de ve dünyada gündemin öne çıkan başlıkları...

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber