Geri Dön

Anlıyoruz ama konuşamıyoruz

İlkokuldan itibaren yabancı dil dersi almamıza rağmen pek çoğumuzun ortak derdi: Anlıyoruz ama konuşamıyoruz! Uzmanlara göre bunun en büyük nedeni eğitim tekniği. Çünkü verilen eğitim teoride kalıyor ve pratiğe dökülmediği için unutuluyor. Doğru ders kitaplarına sahip olmamak, test odaklı bir eğitim verilmesi ve öğretmen eğitimlerinin yetersizliği de bu sorunun nedenleri arasında.

Anlıyoruz ama konuşamıyoruz
AYSEL BOZAN YILMAZ

 

Yabancı dil ile sınavımız hiç bitmiyor. Devlet okullarında ilköğretim ikinci sınıftan itibaren yabancı dil eğitimi veriliyor. Eğitim kademesi ve okul türlerine göre öğrenciler haftada 2 ile 5 saat arası zorunlu yabancı dil dersi alıyor. Bazı okul türlerinde haftada 10 saate kadar da seçmeli ders alma olanağı var. Hazırlık sınıfı olan liselerde haftada 20 saat zorunlu yabancı dil dersi veriliyor. Bu dil de çoğunlukla İngilizce oluyor. Liseden itibaren öğrencilere haftada 2 ile 4 saat arası verilen derslerle ikinci dil öğrenme olanağı da sunuluyor. Özel okullarda ise yabancı dil ders saatleri çok daha fazla. Yine İngilizce birinci dil, Fransızca, Almanca gibi farklı diller için de ayrıca eğitim veriliyor. Ancak tüm bunlara rağmen, özeller ve Anadolu liseleri dahil, pek çok lise mezunu, yeterli seviyede yabancı dil bilgisine sahip değil. Öyle ki yabancı biri adres sorduğunda cevap vermekte bile zorlanıyor.

Uzmanlara göre bunun pek çok nedeni var. Alınan eğitimin teoride kalması, pratiğe dökülmemesi en büyük etken. Okullarda okutulan ders kitaplarının içeriğinin doğru olmaması, dinleme, konuşma, okuma ve yazma olmak üzere 4 beceri yerine test odaklı bir eğitim verilmesi, öğretmen eğitimlerinin de yeterli olmaması yabancı dil öğrenimini sorun haline getiriyor.

Peki, bu sorun nasıl çözülür? Uzmanlar, nedenini tespit ederek, çözüm önerilerini sundular. İşte o görüşler:

‘Ders saati az’

Süleyman Demirel Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yabancı Diller Eğitimi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Nihan Erdemir: Hem yurt içinde hem de yurt dışında çalışma imkânı olan bir öğretmenim. Erken öğrenenler diye adlandırılan çocukları, İngilizce’deki 4 beceri yerine, LGS kaygısıyla teste yönelik hazırlamanın, önemli problemlerin başında geldiğini düşünüyorum. Esnekliği müthiş olan bu beyinlerin ikinci dili, ilk diliyle aynı lobda kaydedebilecek bir dönemini maalesef heba etmiş oluyoruz. Avrupa’da yabancı dil sistemine benzer bir şekilde 8. sınıf sonunda çocuklarımızın 4 becerilerinin ölçüldüğü, A1, A2 dil seviyesi standartlarında sınavlara tabi tutulması doğru olacaktır. Böylece hem öğrencilerimiz hem de çocuklarımız için dersler konuşma içerikli yeniden dizayn edilmek için oldukça anlamlı hale gelecektir.

Diğer önemli bir sorun, İngilizce ders saatlerinin Avrupa’daki öğrencilere kıyasla daha az olmasıdır. Ders saati olarak standartlarımızı biraz yukarı çıkarmamız gerekiyor.

‘Staj ağırlıklı olmalı’

Son olarak, iğneyi başkasına çuvaldızı kendimize batırmalıyız sanırım. Diğer bir sorun öğretmenlerin yeterliliğidir. Öğretmenlik mesleğinin çok değerli olmasının ve öğretmenlerimizin her birinin büyük fedakârlıklar yapmasının yanında öğretmenlerin yeterliliği konusunda akademisyenlerimiz de ikilem içerisindedir.

Son sınıfta tıp fakültesindeki gibi ayrı bir staj dönemi olmalı; özel, devlet ile anaokulundan ilkokul, lise ve üniversiteye kadar farklı düzeylerde stajı, tam teşekküllü yapması gerekir. Bunu adeta son sınıf bir tıp öğrencisinin bütün bir yılını farklı uzmanlık alanlarında geçirmesine benzetebiliriz.

‘Eğitim tekniği yanlış’

Just English Eğitim Sorumluları Dicle Gözetlik ve Ece Demirbilek: Yabancı dil öğreniminde başarılı olamamamızın öncelikli sebebi eğitim tekniği, eğitmenin nitelikleri, zaman ve motivasyon eksikliği, sürekli aynı kitap içeriklerinin verilmesi ve eğitim modellerinde değişiklik olmaması. Geçmişe göre değişiklikler mevcut ama maksimum verim için yeterli değil. Kursa gelen kişilerin çoğu uzun yıllar okulda eğitim aldıklarını ve hâlâ yetersiz olduklarını belirtiyorlar. Öncelik tabii ki eğitmen yeterliliği fakat eğitmenin uyguladığı eğitim metodu da önemli. Teknik ile eğitmeni bir bütün olarak düşünmeliyiz. Bölümünü İngilizce okuyan üniversite öğrencisinin bile dil eğitimine ihtiyaç duyması yanlış eğitim tekniğinin, eğitmen kadrosunun sonucudur. Kişinin öğrenme isteği ve hedef odaklı olması, ön yargısının kırılması da önemli. Gramer ağırlıklı verilen eğitimin bir sonucu olarak “İngilizce’yi öğrenemem” önyargısı öğrencilerde ciddi şekilde hakim.

‘Öğrenci aktif değil’

Okullardaki eğitim yeterli olmadığı için dil kurslarına ağırlıklı olarak üniversite öğrencileri ve çalışan yetişkin kesim katılıyor. Kurslarda eğitim alabilmek için bugüne kadar uygulanan öğrenim modelinin dışında, öğrencinin dikkatini çekecek, onu derste aktif tutacak uygulamalarla verim almak mümkün. İlkokuldan liseye 10 yıl İngilizce eğitimi almış birinin hâlâ başlangıç seviyesinde olması, verilen eğitimin eksiğini ortaya çıkarıyor. Öğrenciye bu konuda sabırlı olması da bildirilmeli, seviyesine uygun eğitim verilmeli.

Öğrenciyle etkileşimin ağırlıklı olduğu teknikler ön planda olmalı. Çeviri, konuşma odaklı, kelime öğreniminin ağırlıklı olduğu eğitimler uygulanabilir. Pandemide online eğitime geçtik. Geçen mart ayında hazırlıksız yakalanmıştık ama şu anda tüm eğitim ihtiyaçlarına online cevap verebilecek durumdayız.

‘Kitaplar yetersiz’

İngilizce Öğretmeni Serdar Uçar: Yabancı dil öğretiminde pek başarılı değiliz. Çünkü birincisi doğru kaynaklara sahip değiliz. Dil öğretiminde ders kitabı çok önemli. 4 dil becerisini kazandırmaya yönelik etkili ve ilgi çekici etkinliklerin yanı sıra gramer ve kelime bilgisini tam da yerinde veren dünya standartlarında, kendini sevdiren bir kitap olmalı. Devlet okullarındaki kitaplar bu beklentileri pek karşılamıyor. Şöyle ifade edeyim: Ben profesyonel bir öğretmenim ama amatör kitaplar okutmaya zorlanıyorum. MEB’den özel okullarda ya da dil kurslarında okutulan türde kitaplar sağlamasını bekliyorum. Etkili bir ders ve çalışma kitabıyla ayrıca test, ekstra okuma kitapları ve bunların etkileşimli dijital versiyonları gibi materyaller bana sağlansın ki sürekli materyal derleme uğraşında ve ders planlama telaşında olmayayım.

‘Etkinlikler de önemli’

İkincisi, öğretmen merkezli eğitime devam ediyoruz. İyi bir ders kitabına sahip olmayan öğretmen eskiden gelen alışkanlıklarını devam ettiriyor. Konuşmak, yazmak gibi üretken beceriler kazandırmak yerine bol bol gramer anlatıp öğrenciye alıştırma veriyor. Metinler okutuyor, kelime ezberletiyor, dinleme yaptırıyor. Öğrenci, oldukça pasif. Bu nedenle, mezun olduğunda İngilizce kitap okuyabiliyor, çoktan seçmeli sorulardan oluşan dil sınavlarında başarılı olabiliyor ancak iş, dili aktif biçimde kullanmaya gelince, sözlü iletişimde tıkanıp kalıyor. Dil öğretiminde aktif, üretken becerilere eğilmemiz gerekiyor. Öğretmen etkili bir aktivite hazırlayıp yol gösterdikten sonra sınıfta gözlemci olmalı. İngilizce’yi ders olmaktan çıkaracak ders dışı etkinlikler de önemli. Yabancı dil için öğretmen bile olsanız öğrenmeyi bırakmamalısınız. İngilizce konuşmaktan çekinen bir öğretmenin bu dille barışık olduğunu söyleyemeyiz. Öğretmenlere de konuşmaya, yazmaya, üretmeye teşvik edecek ortamlar sağlanmalı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber