Geri Dön
Ekonomiİşte başarıya zemin hazırlayan ‘10 İlke’

İşte başarıya zemin hazırlayan ‘10 İlke’

İş stratejilerine ve prosedürlerine BM Global Compact’in ‘10 İlke’sini dahil eden şirketler sadece insanlar ve gezegen için temel sorumluluklarını korumakla kalmaz, aynı zamanda uzun vadeli başarı için zemin hazırlar.

İşte başarıya zemin hazırlayan ‘10 İlke’

 

“On İlke”yi hiç duydunuz mu? Dünyada bugüne kadar açıklanmış onlarca “10 İlke” vardır ama benim sözünü ettiğim United Nations (Birleşmiş Milletler) Global Compact’in açıkladığı 10 ilkedir. Çok önemlidir; iş dünyasının temel sorumluluklarını anlatır; uygulayanlar için sürdürülebilirliğin ve başarının kapısını aralar.

Bu 10 ilkeyi kabul edip; iş stratejilerine, politikalarına ve prosedürlerine dahil eden şirketler sadece insanlar ve gezegen için temel sorumluluklarını korumakla kalmaz, aynı zamanda uzun vadeli başarı için zemin hazırlarlar.

Bu ilkelerin savunucusu olan United Nations Global Compact dünyanın en büyük kurumsal sürdürülebilirlik insiyatifidir. Şirketlerin stratejilerini ve operasyonlarını insan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele alanlarında açıkladığı “10 İlke”ye uyumlu hale getirmelerini amaçlar. Aynı zamanda Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşabilmeleri için iş dünyasına liderlik eder.

UN Global Compact’in 10 İlke’si İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Uluslararası Çalışma Örgütü Çalışma Yaşamında Temel İlkeler ve Haklar Bildirgesi ile BM’nin Rio Çevre ve Kalkınma Bildirgesi ile Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesine dayanır. İnsan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele alanlarında iş dünyasının temel sorumluluklarını ele alır.

15 bin şirketten taahhüt

“10 İlke”nin kökeni BM’nin eski genel sekreteri Kofi Annan’ın iş dünyasına yaptığı bir çağrıya dayanır. Birleşmiş Milletler’in açıkladığı sekiz maddelik “Milenyum Kalkınma Hedefleri” hükümetlere yönelikti.

1999 yılında zamanın BM Genel Sekreteri Kofi Annan Davos’taki Dünya Ekonomi Forum’unda iş dünyasına ortak değerler ve ilkeler çerçevesinde bir girişim kurma çağrısı yapar. Özel sektörün katılımını sağlayacak hedefler yoktu. UN Global Compact liderliğinde oluşturulan 10 ilke ile özel sektörün katılımının yolu açıldı.

Bu ilkeler bugün yasalara ve etiğe uygun iş yapmanın temelini oluşturuyor. Bugün 161 ülkeden 15.000’den fazla şirket ve 3.000’den fazla şirket dışı kuruluş Global Compact’e üye olarak 10 İlke’ye taahhüt verdiler. Türkiye’den ise yaklaşık 280 şirket UN Global Compact üyesi oldu.

İşte başarıya zemin hazırlayan ‘10 İlke’

REHBER OLABİLECEK İLKELER HANGİLERİ?

Global Compact imzacısı olan özel sektör kuruluşları 10 ilkeye uymayı taahhüt ederler. Bu evrensel ilkeler aslında tüm özel sektör yöneticilerinin odalarında duvarda asılı olması gereken bir dokümandır; şirketlerin iş stratejilerinin, operasyonlarının ve kültürünün bir parçası haline gelmelidir. Yöneticiler sadece kendi şirketlerinde değil, iş yaptıkları şirketlerden de bu ilkelere uymalarını beklemelidir.

Bu ilkeler insan hakları, işçi hakları, çevre ve yolsuzlukla mücadele olmak üzere 4 başlık altında gruplandırılır. Neler midir?

İLKE 1: İş dünyası, ilan edilmiş insan haklarını desteklemeli ve bu haklara saygı göstermeli.

İşletmeler kendi faaliyetleri aracılığıyla insan haklarına yönelik olumsuz etkilere yol açmamalı, açılmasına katkıda bulunmamalı ve ortaya çıkabilecek herhangi bir etkiyi yönetmeli. Bu etkilerin oluşmasına katkıda bulunmamışsa dahi iş ilişkileri sonucu ortaya çıkan faaliyetler, ürünler ve sunduğu hizmetlerle doğrudan ilişkili olumsuz etkileri de önlemeye ve hafifletmeye çalışmalıdır.

İLKE 2: İş dünyası, insan hakları ihlallerinin suç ortağı olmamalı.

İşletmeler başka işletmelerin, hükümetlerin veya bireylerin yol açtığı insan hakları ihlallerine dahil olmamalıdırlar.

İLKE 3: İş dünyası, çalışanların sendikalaşma ve toplu müzakere özgürlüğünü desteklemelidir.

Sendika özgürlüğü, bütün işçilerin ve çalışanların özgürce ve gönüllü bir şekilde kendi seçtikleri örgütleri kurma ve bunlara katılma haklarını ifade eder. Bu örgütler faaliyetlerini bir müdahale olmaksızın serbestçe yürütme hakkına sahiptir. Toplu müzakere, çalışanların ve işçilerin işteki hüküm ve koşullar da dahil bütün ilişkilerini tartışıp görüştüğü gönüllü süreç veya faaliyetler anlamına gelmektedir.

İLKE 4: Zorla ve zorunlu işçi çalıştırma uygulamasına son verilmelidir.

Zorla ve zorunlu işçi çalıştırmak; kölelik, bağlı emek veya borç esareti, alıkoyma ve kaçırma, işyerine kapatılma, mahkumların emek ve hizmetlerinin, kamu makamlarının gözetimi olmadan ve mecburi bir şekilde şirketler tarafından işe alınarak veya onların idaresine bırakılarak kullanılması, düşünce ve ifade özgürlüğünü cezalandırmayı gerektiren işler, zorla fazla mesai yaptırma, iş için pasaport gibi finansal ya da kişisel belgelerin alıkonulması, kiralanması, ücretlerin ödenmemesi ve teşvik edilmiş borçlanma gibi uygulamaları içermektedir.

İLKE 5: Her türlü çocuk işçi çalıştırılmasına son verilmelidir.

Çocuk’ kavramı 18 yaşının altındaki bütün erkek ve kız çocuklarını işaret eder. ‘Çocuk İşçiliği’ bir insan hakkı ihlali olan bir sömürü biçimidir. Bu ilke 18 yaşının altındaki herkesin işten uzaklaştırılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Farklı yaştaki ve gelişim aşamalarındaki çocuklar için kabul edilebilir ve kabul edilemez çalışmanın neler olduğunun ayrımı yapılmıştır. Hafif, düzenli ve tehlikeli işlerde çalışma ve işe kabul için minimum yaşlar Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından belirlenmiştir. 182 Sayılı ILO Sözleşmesi’ne göre, hükümetler kölelik, seks işçiliği, pornografi, yasadışı faaliyetlere ve çocuğun sağlığına, güvenliğine veya ahlakına zarar verebilecek işler gibi çocuk işçiliğin en kötü biçimlerini ortadan kaldırmaya öncelik vermelidirler.

İLKE 6: İşe alım ve işe yerleştirmede ayrımcılığa son verilmelidir.

İşe alma ve işte ayrımcılık, liyakat veya işin özünde var olan gereksinimlerle ilişkili olmayan durumlardır. Mesela ırk, renk, cinsiyet, din, siyasi düşünce, ulusal ve sosyal köken, yaş, engellilik, HIV/AIDS durumu, sendika üyeliği ve cinsel yönelim gibi özellikler nedeniyle insanların farklı ya da olumsuz davranışlara maruz kalmasıdır. İşe alma, ücretlendirme, çalışma saatleri, iş güvenliği, atama, performans değerlendirmesi, terfi, annelik koruması, eğitim ve fırsatlar ile iş sağlığı ve güvenliği gibi çeşitli durumlarda ayrımcılık görülebilmektedir.

İLKE 7: İş dünyası, çevre sorunlarına karşı ihtiyati yaklaşımları desteklemelidir.

Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma üzerine Rio Bildirisi’nin 15. İlkesine göre “Ciddi ve geri alınamaz bir hasar tehdidinin olduğu durumlarda, tam bilimsel kesinliğin olmaması, çevresel bozulmayı önlemeye yönelik ekonomik önlemlerin alınmasını ertelemek için mazeret olarak kullanılamaz.” Yani sağlık ve çevre için ciddi ve geri alınamaz bir tehdit oluştuğunda, bu tehdit tamamen anlaşılmamış veya saptanmamış olsa dahi tedbir tedaviden iyidir. İş dünyası, çevreyi korumak için ekonomik önlemleri desteklemeli ve bilimsel belirsizlikleri çevresel sorunlara yönelik eylemleri ertelemek için mazeret olarak kullanmamalıdır.

İLKE 8: İş dünyası çevresel sorumluluğu artıracak her türlü faaliyete ve oluşuma destek vermelidir.

Kurumsal çevresel sorumluluk artık iş dünyasının temel bir meselesi olarak görülmektedir. Paydaşlar da işletmelerden çevresel etkilerini en aza indirmelerini ve mümkünse olumlu etkiler yaratmalarını beklemektedir. Buna göre iş dünyası ve özel sektör, iş planlamasına ve karar alma süreçlerine entegre edilmiş uygun yasa, tüzük ve girişimler rehberliğinde öz denetimi artırmalı; şeffaflığı, çalışan ve kamuoyuyla diyaloğu teşvik etmelidir. Kaynakların daha da kısıtlı hale geldiği dünyada çevreye karşı sorumlu iş yapmak, işletmelerin uzun vadede sürdürülebilirliğini destekler ve inovasyonu teşvik eder.

İLKE 9: İş dünyası çevre dostu teknolojilerin gelişmesini ve yaygınlaşmasını desteklemelidir.

Çevre dostu teknolojiler; çevreyi koruyan, kirliliği azaltan, bütün kaynakları daha sürdürülebilir şekilde kullanan, daha çok atık ve ürün geri dönüştüren ve atıkları yerine kullanılabilecek kaynaklardan çok daha etkili bir şekilde yöneten teknolojileri kapsar.

İLKE 10: İş dünyası, rüşvet ve haraç dahil her türlü yolsuzlukla savaşmalıdır.

Bu ilkenin yasal dayanağı Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi’dir. Buna göre İşletmeler rüşvet, zorbalık ve diğer yolsuzluk biçimlerinden kaçınmalı; yolsuzluğa karşı politikalar ve somut programlar geliştirmelidirler.