Geri Dön
Gündem‘Acıları yok saymak ayrı bir felakettir’

‘Acıları yok saymak ayrı bir felakettir’

‘Kovid-19 salgınıyla akıllıca baş edemedik’ diyen Prof. Dr. Üstün Dökmen, ‘Bir şey yokmuş gibi davranmanın âlemi yok. Yaşadığımız acıları yokmuş gibi varsaymak ayrı bir felakettir’ dedi

‘Acıları yok saymak ayrı bir felakettir’

Mert İnan -  Ramazan Bayramı’na bu kez yitirilen hayatlar nedeniyle üzgün ve mutsuz olarak girdiğimizi söyleyen psikolojinin duayen isimlerinden Prof. Dr. Üstün Dökmen, yaşanılan acıları yok saymanın felaket anlamına geleceğini söylüyor.

Sizin için bayram ne ifade ediyor? Bugünün çocukları yetişkin olduklarında pandemi bayramlarını nasıl anımsayacak?

Hem milli hem de dini bayramlarımızı çocukluğumdan bu yana hep coşkuyla kutladım. Ne yazık ki çocuklarımız ileride bugünleri acı bayramlar olarak hatırlayacaklar. Benim asıl içimi acıtan başka davranışlarımız var. Milletçe, cümleten beceriksizlik ettik. Kovid-19 salgınıyla akıllıca baş edemedik. Toplum olarak hepimiz yanlış hesaplar yaptık. Halkımız, hepimiz umursamazlık gösterdik. 17 gün kapanma öncesi sadece İstanbul’dan 4 milyon kişinin Anadolu’ya yayıldığı belirtiliyor. Kovid-19 hastası 5 kişilik aile köylerine gidince virüsü başkalarına bulaştırdığı yetmiyormuş gibi 50 kişi de karantina altına alınıyor. Böylesi onlarca örnek yaşanıyor. Bir dolu insan bir yerlerden bir yerlere göç ettiler. Gidenler bayram bitiminde dönecekler ve gittikleri yerden de virüsü alıp getirecekler. Türkiye bir cenaze evine döndü. Kovid-19 döneminde geçirdiğimiz bayramları sadece çocuklar değil hepimiz acıyla hatırlayacağız.”

Bayramlar vuslat, kısa süreli mutluluk anlamına geliyor? İnsanlar bir damla mutluluğa hasret değiller mi?

Son bir yıllık dönemde geçim sıkıntısı çeken birçok kişi intihar etti. Çocuğuna pantolon alamayan bir baba canına kıyıyorsa bunlar unutulur hadiseler olamaz. Esnaf, sanatçı, tiyatrocu canına kıyıyorsa bu gerçeği görmezden gelip birazcık mutlu olalım deme lüksümüz olamaz. Türkiye cenaze evi ama ‘İnşallah ölümler, virüsler, bizim evden uzak olsun’ demekle meseleler bitmiyor. Mahalleler, köyler, kasabalar, şehirler cenaze evine dönmüş durumda. Cenaze evinin ilk bayramı acılı bayramdır. O evin sakinleri ziyarete gitmezler akraba ve komşular yas evine ziyarete gelir. Bayramlaşmaya gelenler, ‘Bayramınız kutlu olsun’ diyerek içeri girmezler. ‘Başınız sağ olsun’ deyip bir kenarda dertleşir, boyun bükerler. Bu bayramda kimsenin bayramını kutlamayacağım. Yakınlarımın da bayramını kutlamayacağım. İnsanların öldüğü bir dönemde bayram kutlamaktan utanırım.”

‘Empatiyi yitiriyoruz’

Cenaze evinde kendini düşünen bireyler sadece birkaç sosyal medya mesajı yayınlayıp yaşamına kaldığı yerden devam ediyor?

Her gün ekranlarda, sosyal medyada karşımıza çıkan manzaralara isyan ediyorum. İnsanlar intihar ederken birileri yemek tarifi veriyor. Bir şey yokmuş gibi davranmanın alemi yok. Yaşadığımız acıları yokmuş gibi varsaymak ayrı bir felakettir. Ramazanda iftar yemekleri, pirzolalar, baklavalar, güllaçları ekrana yansıttığınız zaman çocuğuna süt alamayan anne-baba yaralanır, onların canı yanar. Bu milletle alay etmektir. Milletin karşısına geçip mükellef sofralarda yemek görüntülerinden utanıyorum. Ramazan Bayramı’na aynı zamanda şeker bayramı deriz. Evimize gelen misafirlere, çocuklara şeker, çikolata ikram ederiz. Bu bayramda baklava yemeyeceğim. Bu bayramda sütlü çikolata yersem boğazıma takılır. Milletime baş sağlığı diliyorum. Empati duygumuzu yitiriyoruz. Toplum olarak utanma duygumuzu, erdemlerimizi kaybediyoruz.”

Bayramı sevdiklerimizle uzaktan kutlamak bile hüzün verirken hiç kutlanmaması tümden yalnızlığa, mutsuzluğa sürüklemez mi?

Söylediklerim insanlar birbirlerine sırt çevirsinler demek değil. Duyarsızlığa, eğlenceye, eğlenmeden utanılmasına dikkat çekiyorum. 17 günlük kapanmadan önce sosyal medyaya bakıyorsunuz ‘Manikürcüye, pedikürcüye gittim’, ‘Saçlarımın rengini değiştirdim’ diye fotoğraflar paylaşılıyor. Kimse kusura bakmasın bu milletin derdiyle alay etmektir. Her yer yangın yeri ama ‘Bodrum’a, Çeşme’ye, yurt dışına gittim’ diye övünenler var. Cenaze evinde bu tür davranışlar bilgisizlik hatta zeka eksikliğinden kaynaklanır. Karşı komşumun cenazesi varken, komşum işsiz kalmışken ‘vur patlasın çal oynasın’ diyerek görmezden gelmek ‘Maldivlere gittim’ diye paylaşımlar ayıptır, utanıyorum.

‘Acıları yok saymak ayrı bir felakettir’

‘Çocuklarımıza internet ahlakını öğretmeliyiz’

Biz neyi kaybetmiş olabiliriz?

Böyle davranan bir kişi kendi sağlığına, çocuğunun sağlığına duyarsız kişilerdir. Bazı babalar vardır, küçücük çocuğunu kucağına oturtup araba kullandırır. Bu insan kendi evladını düşünmezken seni niye düşünsün. Pandemi sürecinde sizin veya benim aile yakınlarımdan kaybımız olmayabilir. Ancak biz milletçe bir aileyiz. Hakkâri’de İzmir’de, Bitlis ya da Samsun’da bir kişi koronavirüs sebebiyle ölüyorsa, ailemden birinin öldüğünü düşünür, üzülürüm. On binlerce insanımızı kaybettik.

Bu kadar acının yaşandığı bir dönemde bayram kutlayıp, çikolata yiyemem. Dilerim üçüncü, dördüncü bayramda yaşanan sıkıntılı süreci atlatmış oluruz.”

Kültürel kodlarımız bizi birbirimize bağlayan geleneklerimiz çöküyor mü?

Gelenekler değişir. Yunan felsefesinin özüdür değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Çocukluğumuzda bayramda atlı karıncaya bineceğiz diye günlerce heyecandan uyuyamazdık. Bizim büyüklerimiz yeni ayakkabı alındığında sarılıp uyurmuş. Şimdi ise bir kesim her hafta çocuğuna ayakkabı alabiliyor. Artık ayakkabı almak, atlı karıncaya binmek kimseye heyecan verici gelmiyor. Eski bayramlarda büyükler, küçüklere mendil içinde harçlık verirdi. Bayramın somut ve soyut değeri vardı. Artık bayramlaşma internet üzerinden oluyor. Emoji atılıp bayram kutlanıyor. Her şey değişiyor ve değişecek. Çocuklarımızı geleceğin dünyasına göre yetiştirmemiz için internet ahlakını öğretmeliyiz. Nedir internet ahlakı? Komşusunun cenazesi varken, eller havaya yapmaması gerektiğini anlatacağız. Çocuklara sokakta yemek yememeyi, görüp canı çeken ama parası olmadığı için alamayan insanlar olduğunu söyleyeceğiz. Duyarlı olmayı öğretmemiz gerekiyor.” 

‘Herkes, her yaş grubu zorlanıyor’ 

Salgın bittikten sonra nasıl bir ruh haline bürünmeliyiz?

Bireyselleşme ve tüketim anlayışı değişmeyecek. Pahalı arabalar, yatlar, katlar, lüks harcamalar devam edecek. Ev yaptırıp, nazar boncuğu koyan ‘Kem gözere karşı, evim kurtulsun’ diyecek. Medeniyet, teknoloji hızla ilerlerken insanlık kaplumbağa hızıyla ilerliyor. Dünyadaki kölelik düzeni kâğıt üzerinde bitirilmiş gözükse de halen köle olarak çalıştırılan insanlar olduğunu biliyoruz. Eskiden zincirli köleler vardı şimdi kredi kartlı köleler var. Bir şey satın aldıktan 10 ay sonra taksit borcunuz başlıyorsa, ‘Ben oynamıyorum’ diyemiyorsunuz. Sistemin çarklarına sıkışmış vaziyetteyiz. Her yer, sizin benim ikâmet ettiği sokaklar kadar nezih değil. Hiçbir insan sıfır kaygıyla hayatta kalamayacağı gibi, aşırı kaygılı insanlar da hayatta kalamazlar. Vasat kaygı, maksimum önlemi getirir. Yaşam kalitesinden fedakarlık etmemek soğukkanlı davranmaktır. Kaygıyı denetim altına almayı öğrenmemiz gerekiyor. Önlemlere uyup, rutinlerimizi devam ettirmeye çalışacağız. Çocuklar bu davranışları görür, kaygı ve sıkkınlık haliyle baş edebilir.

Sosyal medyada 20’li yaşlardaki fotoğraflar paylaşıyor. Neden hep eskiye özlem duyuyoruz?

“Birileri çok akıllı. Dünyayı büyük ölçüde yönetenler insanları oyalamak için her gün yeni icat çıkarıyor. 20 yaş fotoğrafı koyan Hüsamettin’e bakıp ‘Ne kadar zayıflamış’ dediğimde sorunlar çözülüyor mu? Hacer Hanım’ın eski fotoğrafına bakınca ‘Pandemi de yok, ölen de yok. İntihar eden de yok, işsiz kalan da yok mu?’ diyeceğiz. İnsanları oyalamanın dahiyane bir yolunu bulmuşlar. Yarın bir gün bu kez ‘Annemin, babamın fotoğrafı’ diyecekler. Uyutulmaya devam edeceğiz. Allah aşkına üç kuruş kime ne verebilirim, nasıl yardım edebilirim diye düşünen var mı? 20 yaş fotoğrafını koyana kadar sosyal sorumluluk projelerine katılıp, insanlara, doğaya, hayvanlar yardım edilemez mi?”

Bu süreçte en çok zorlanan 65 yaş üzeri bireyler mi? Hiç bu kadar yalnız ve umutsuz hissetmeyen insanlar nasıl mutlu olacaklar?

Herkes, her yaş grubu zorlanıyor. Bir fırtına estiğinde kim fazla etkileniyor önceden bilemeyiz. Sevgilisi olmayan bir genç, okula gidemeyen çocuklar da çok üzgün. Orta yaşta olup iki çocuğu olan, işsiz kalmış bir babayı düşünün. Pandemi bir yıldır hayatımızda. Bu sürece eğitim alanında hazırlıksız yakalandık. Kaygıyı denetim altına almak için önlemlere uymamı gerekiyordu. Herkes anlam ve mutluluk arayışında ama sihirli bir değnek yok. Anlam ve mutluluk için insanlara, hayvanlara, dünyaya yardımcı olmamız gerekiyor. Anlamı bulmayan boş işlerle vaktinizi harcadığı gibi sıkılmaya devam edecektir.  

YARIN: Gelişim ve Ebeveyn Psikoloğu Prof. Dr. Ayşe Bilge Selçuk temas etmenin önemini anlatıyor...

 

Milliyet'te Gündem (16 Haziran 2021)İşte Türkiye'de ve dünyada gündemin öne çıkan başlıkları;

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Türkiye’nin haber yaşam platformu Milliyet Dijital yenilendi!

Uygulama ile devam et, gündemi kaçırma!

Şimdi DeğilHemen Keşfet