Geri Dön

Asırlar ötesinden bir kadın hikâyesi

Dr. Öğretim Üyesi Nagihan Gür, “Hikâyenin Hikâyesi” kitabıyla 1778’de yazıya geçirilmiş ilginç bir Osmanlı hikâyesini gün yüzüne çıkardı. Baş karakterinin olumlu özellikler taşıyan bir kadın olması nedeniyle dönemindeki hikâyelerden ayrılan “Afife Hanım Sergüzeşti”nin bir diğer ilginç yanı ise yüzyıllar önce hikâyeyi okuyanların metne düştükleri notlar...

Asırlar ötesinden bir kadın hikâyesi
Görkem Evci / Haber Merkezi

 

Nagihan Gür, yeni yayımlanan “Hikâyenin Hikâyesi” kitabıyla 1778’de yazıya geçirilmiş ilginç bir hikâyeyi gün yüzüne çıkardı. Dönemindeki diğer hikâyelerden farklı bir çizgide olan “Afife Hanım Sergüzeşti”ni yüzyıllar önce okuyanların metne düştükleri notlar da ilgi çekici. Hikâyelerin sesli olarak biri tarafından kahvehanelerde, hamamda, evlerde, çeşitli meclislerde okunduğu dönemde metne düşülen notlarda hikâyenin kim tarafından, ne zaman, nerede okunduğuna ilişkin bilgiler ve hikaye hakkında yorumlar bulunuyor. Yüzyıllar öncesinin okurları, karşımıza sadece bu notlarla da çıkmıyor. Hikâyeyi okuyanlar, karakterleri hayallerinde canlandırarak sayfaların kenarlarına basit görseller de çizmiş.

Bir kadının kendisine kurulan tuzaklardan, zorluklardan, tacizlerden kurtularak intikam almasını konu edinen “Afife Hanım Sergüzeşti”ni, metni günümüze taşıyan Nagihan Gür’le konuştuk.

- Osmanlı’da hikâye deyince ne anlamalıyız?

Günümüzdeki hikâyeden çok da farklı değil aslında. Yalnızca üretilme ve tüketilme biçimleri farklılaşıyor. 15. yüzyıl sonrasında saray hayatının gelişmesi ve İran edebiyatının etkisi ile Osmanlı şairleri, nâsirleri (düz yazı yazanlar) halk hikâyelerini ya da kendi kurguladıkları özgün hikâyeleri kaleme almaya başlıyor. “Klasik hikâye” olarak adlandırılan bu anlatılar, halk hikâyeleriyle iç içe geçmiş bir yapı sergiliyor. Diğer yandan Arap, Fars ve Hint edebiyatlarından çeşitli hikâye tercümeleri, adaptasyonları yapılmaya başlanıyor. Hikâyeler, dini-ahlaki değerleri yerleştirmek, toplumsal normları korumak gibi işlevler üstleniyor.

Bir sosyalleşme aracı

- Bu hikâyenin yazıya geçirildiği dönemin okuru kimdir? Nasıl bir okuma pratiği vardı?

18. yüzyılda kitap üretimi artmaya başlıyor, İstanbul sahaflarına İslam coğrafyasından kitap akışı sağlanıyor. Özel kütüphanelerin ve bağış koleksiyonlarının sayısında da artış oluyor. Sahaflardan kitaplar kiralanıyor ya da elden ele kitap değişimi yapılıyor. Kitaplar, sadece seçkin insanların ulaşabildiği bir nesne olmaktan çıkıyor. Bu durum, hikâyeleri kitaplardan okuyan kentli bir orta sınıfın oluşmasını sağlıyor. Bu sınıf içerisinde yeniçeriler, tüccarlar gibi farklı kesimlerden kişiler yer alıyor. Böylelikle sesli kitap okuma kültürü gelişiyor ve bir tür eğlence aracı olarak yaygınlaşıyor. Bu bir sosyalleşme aracı aslında. Bugünkü gibi insanları bir araya getiren çok etken yok. Kahvehanelerde, tekkelerde, çarşı ve hamamlarda şiirler okunuyor, hikâyeler anlatılıyor.

- Afife Hanım Sergüzeşti ile nasıl karşılaştınız?

İlk modern Osmanlı şiir tarihinin yazarı, İskoç oryantalist Elias John Wilkinson Gibb’in kişisel arşivini araştırıyorum ve monografisini yazıyorum. Gibb’in eser koleksiyonuna düştüğü okur notları üzerinden analizler yapmaya çalışıyorum. Gibb, el yazması koleksiyonunu, British Museum’a bağışlıyor. Koleksiyon British Library’e aktarılıyor. Bu koleksiyonu incelemek için burada çalışmalar yaptım. Bu sırada Afife Hanım Sergüzeşti ile karşılaştım. Kitabın bir kadınla ilgili olması dikkatimi çekmişti. Kitaba düşülmüş görsellerle karşılaştım. Bu görseller, el yazmalarında çok sık rastladığımız türden değildi. Metin, 106 varaktan oluşuyor. İstinsah (bir metni elle yazmak) kaydında 1778 tarihi yer alıyor. Muhtemelen bu yüzyılda ya da daha öncesinde sözlü kültürde dolaşımda olan bir hikâyenin yazıya geçirilmiş formu. Kimin yazıya geçirdiği hakkında bilgimiz yok. Metinde yer alan yazım yanlışları, hikâyenin bir ortamda anlatılırken yazıya geçirildiğini düşündürüyor.

Merkezinde kadın var

- Bu hikâyenin dönemindeki diğer metinlerden farkı ne?

Hikâyede, Afife’nin karşılaştığı olumsuzlukların üstesinden gelmesi, tacizlere karşı koyması, erkeklerden intikamını alması ve kendisini aklaması anlatılıyor.

Hikâyenin “Afife Hanım Sergüzeştidür” şeklinde bir başlık taşıması dahi farklılık. Çünkü Osmanlı dönemi hikâyelerinde kadınlar, genellikle yardımcı karakterdir. Ancak Afife, hikâyenin merkezinde yer alır. Afife Hanım Sergüzeşti’ni geleneğin çizgisi dışına taşıyan en önemli özellik, bu hikâyenin “iffetli” bir kadını konu edinmesidir. Osmanlı edebiyatında, kadınlar genellikle olumsuz tiplerdir:

Güvenilmezdir, erkekleri baştan çıkarır, hilecidir, Bu kadın temsilleri, erkek bakış açısıyla kurgulanmıştır. Olumsuz kadın temsillerine erken modern dönem Avrupa toplumlarında da rastlanır. Afife’nin “iffetli” ve “etkin” bir kadın karakter olması bu hikâyeyi, geleneksel anlatılardan ayırır.

Asırlar ötesinden bir kadın hikâyesi

‘Hamamda kıraat etmiştir’

Kitaptaki okur notları günümüz Türkçesiyle şöyle:

- Bu kitap Demirkapı yakınlarında öğle vakti belirli bir saatte okundu. Eğer zevki var mıdır dersen, bunun gibi eğlenceli bir şey yoktur. 1778.

- Bu kitabı Aksaray’da Şekerci Sokağı’nda Kesavet Hamamı’nda Ahmet Ağa kıraat etmiştir. Malum ola. 25 Ağustos 1806

- Bu kitap yağlıkçılar (havlu, mendil satan esnaf) içinde bir çeyrekte tamam olundu. (Tarih yok)

- Bu kitabı sadrazam efendimizin enderun ağlarından derviş Şakir Ağa kıraat etmiştir. 1806

Yüzyıllar öncesinden izler

- Hikâyedeki okur notları ne anlama geliyor? Kim, niye not düşüyor?

Okur notları, bugün olduğu gibi okurların metinlerle kurduğu bağı güçlendiriyor ve bu bağın diğer okurlara aktarılmasını sağlıyor. Okur, kitaplara bıraktığı izlerle “ben buradaydım” diyor aslında. Diğer okurlara kitapla ilgili olumlu referanslar da sunuyor.

Hikâyede acemi sayılabilecek birtakım görseller yer alıyor. Bu görseller arasında Çöl Padişahı’na ait olan görsel oldukça ilgi çekici. Bu görselde Çöl Padişahı başında sorgucuyla resmedilmiş. Bu tasvir, hikâyeyi okuyan ya da dinleyen kişilerin zihinlerinde yer etmiş sorguçlu Osmanlı padişahı imgesinin bir yansıması. Bu görsel, Sultan Abdülmecid’in portreleriyle benzerlik gösteriyor. Bu da hikâyenin Abdülmecid döneminde okunduğunu gösteriyor. Notlar ve görseller, bu hikâyenin o dönemde belirli bir popülerlik kazandığını gösteriyor.

Afife Hanım Sergüzeşti, sadece bir edebiyat metni değil, kültürel, psikanalitik, sosyolojik ve feminist okumalara açık zengin bir anlatı. Kadının uğradığı şiddetin tarihselliğine ilişkin de okumalar yapmamıza imkân sunuyor. Bu çalışmanın farklı disiplinlerdeki çalışmalara kaynaklık etmesini ümit ediyorum.

Milliyet'te Günün Özeti (4 Temmuz 2020)İşte Türkiye'de ve dünyada günün öne çıkan başlıkları...

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber